Yakup Aslan

Tito, komünist olarak yola çıkan ama komünizmi yıkan kişidir.

1920 yılında büyük çalışmalar yaptı, fakat 1928 yılında komünist propagandalar yaptığı için tutuklanarak 5 yıl hapiste kaldı.

Bu arada kadınlara düşkün birisiydi.

1941 yılında hiç gücü olmayan partisinin başına geçti ve Nisan ayında Naziler Belgrad’ ı bombaladı. Partizanlar Almanlara karşı saldırılar düzenliyordu ve bunlarda da başarılı oluyorlardı. O günlerle ilgili partizanların faşizme karşı verdiği yiğitçe mücadele ile ilgili çekilen filmlere, gıpta ile bakmayan yoktur sanırım.

Ağır kayıplar verince, Hitler vurulan ve yararlanan her Alman askerine karşı 100 Yugoslav sivilin seçilip vurulmasını istemişti. Bu emrinin amacı sivillerin yardım etmesini engellemekti.

Hitler mutlaka Tito’ nun öldürülmesini istiyordu. 10 gün boyunca bombardıman devam etti. Soğukkanlı davranarak tüm partizanlarla bir arada kaldı. Ve bir akşam Tito nehri geçerek riskli alandan kaçtı. Tito Yugoslavya’ ya döndüğünde savaş kahramanı olarak karşılandı.

Batıyı yanına almaya çalışıyorken, bir yandan da eski destekçileriyle Moskova’ ya buluşmaya gidiyordu. Josef Stalin ile görüşerek Belgrad ve Yugoslavya’yı işgal etmeye ikna etti.
Josip Broz Tito Yugoslavya semalarında uçan 2 Amerikan uçağını düşürtmekle de meşhurdur.

Tito daha bağımsız olmak için hızlanıyordu. Rusya bunun farkındaydı ve Yugoslavya’nın Bulgaristan ile birlikte Federasyon kurulmasını emretti.

56 yaşında olan Tito’nun sağlık durumu iyi değildi. Ve komünist birliğinden çıkartıldı. Ekonomisi devamlı kötüye gidiyordu. Stalin Macaristan ordusuna haber göndererek Yugoslavya’nın işgali için emir verdi.

Sonrasında Tito Hitler ile pazarlığa oturdu. 1949 yılının başında ABD ve Yugoslavya aralarında gizli anlaşma yaparak ekonomik yardımı kabul etti ve Sovyet Bloğundan ayrılıp, bağımsız kalmayı onayladı.

1960 yılında 68 yaşına basan Tito artık olgun bir siyasetçiydi. Dünyadaki bağımsız ulusları yavaştan örgütlemeye çalışıyordu. En büyük avantajı herkesi dinlemesiydi. Köylüler ile sürekli vakit geçiriyordu. Aynı şekilde öğrencilerle de diyalog içindeydi. Mezuniyet törenlerine gider öğrencilere tecrübelerini, anılarını anlatırdı.

Böyle bir törenden birinde şöyle diyordu: “Komünist blokun içerisinde olduğumuz dönemde Stalin bana haber gönderdi ve yardımcımın aslında bir CİA ajanı olduğunu bildirdi… Hayretler içerisinde kalmıştım, eğitimli, verilen her görevi hakkıyla yapan, kuralların dışına asla çıkmayan, güvenilir bir adam benim yardımcımdı ve birçok tecrübeyle bana bağlılığını da ispatlamış biriydi. İnanmadım ama çeşitli yöntemlerle denemeye başladım. Mahrem toplantılara çağırdım, sadece onun bilebileceği gizli bilgiler verdim. Asla birini deşifre etmedi. Sadık, güvenilir, itibarlı bir insandı. İnsanlar benden daha çok ona güveniyordu. En riskli kararlarda hep bana bağlı oldu.
Sonuç olarak Stalin’e haber gönderdim ve yanıldıklarını söyledim. Bana tekrar cevap gönderdi ve ‘haberin kesin olduğunu, kuşku duyulacak hiçbir yanının olmadığını’ bildirdi.
Toplantıdan sonra yarımcıma çıkmamasını, görüşmemiz olduğunu söyledim. Bekledi. Herkes çıktıktan sonra tabancama mermiyi sürerek kafasına dayadım ve ‘bak, CİA ajanı olduğunu kesin biliyorum. Ama bunu nasıl kabul ettiğini ve görevinin ne olduğunu bilmiyorum.. Bunu anlatacaksın.’
Biraz düşündükten sonra konuşmaya başladı.. ‘Evet, doğrudur CİA’ya çalışıyorum. Ancak ajanlık anlamında değil. Bana verilen görev… Boşalan makamlara ehil ve liyakat sahibi olmayanları size tavsiye edip, sizi ikna etmemdir. Misal olarak bir veteriner doktorunu ekonominin başına, bir papazı yargının, bir marangozu savunmanın başına getirmenizi sağlamamdır. Misyonum budur. Bana söylenen buydu, bunu yaptım ve siz de beni hiç kırmadınız…’

Tito, Nazilere karşı verdiği partizanlık mücadelesinin yanında Yugoslavya’yı yönetiminde asrın diktatörü olarak da anılır. Belli bir dönem ülke refah içinde oldu. Fakat sonrasında gelir azaldı ve soğuk savaş dönemindeki gibi para kazanamayınca, ağır vergilerle, baskıyla, ırkçılıkla yönetmeye başladı. Tito efsanesi artık ülkeyi bir arada tutmaya yetmemişti. Dini fanatizm başladı ve Yugoslavya iç savaş ile parçalandı.
Liyakatsiz ve ehil olmayan insanların yönetime getirilmesinin nasıl bir sonuç verdiği Yugoslavya ve benzeri birçok ülke örneğinde görüldü. Burada da son birkaç yılda seçilmişlerin yerine atanan kayyımların nasıl bir icraat içerisinde olduğuna dair onlarca örnek var. OHAL uygulamalarıyla gelen gelirlerin nereye harcandığı, ne yapıldığı ve icraatları sorgulanamıyor bile. Yandaşlık ve bağlılık zemininde neler yaşandığını da bilmiyoruz.

Son zamanlarda, köprü, yol, otoban, tünel konusunda hazineden yapılan ödemelerle ilgili haber yapılması torba yasasıyla engellenmeye çalışıldı. Hızlarını alamayınca asrın en büyük gıda katliamı sayılan GDO veya diğer zehirleri içeren gıdalarla ilgili haber ve yorumun yasaklanması için önerge verildi. Sanırım bu önerge yoğun tepkiler dolayısıyla geri çekildi.

Fatih Portakal, “Gıdada konuşma yasağı getirecek kanun teklifi geri çekildi. Teklifi hazırlayanlar ne oldu da maddeleri geri çekti?” diyor.

Ülkede 675 bin gıda işletmesi var, bunların kaçının denetlendiğini bilmiyoruz. Çamaşır suyuyla yıkanan bozulmuş tavuklar, kiremit tozundan toz biber üretilmesi, GDO’lu gıdalar, kimyasıyla oynanmış tohumluk çekirdeği bile olmayan sebze, meyveler. Yarısı çöl İsrail dünyaya tohum satıyor… Tarım ülkesi Türkiye tohumunu dışarıdan (173.9 milyon dolara) alıyor… 45.7 tonu İsrail’den… Liyakat sahibi olmadıkları halde belli makamları işgal edenler bu yanlış uygulamalarını eleştiren akademisyen, gazeteci ve bilim adamlarını ceza ile susturma yolunu tercih ediyorlar. İnsanı, hayvanı, doğayı ölüme sürükleyen endüstriyel gıda düzeni inşa eden, global karteller gerçeklerin halk tarafından bilinmesini istemiyor…
Bizim için esas olan liyakat ve ehil olanların yönetmesidir. Ehil olmayanların yönettiği ülkede bundan fazlası çıkmaz sanırım.