Haydar Işık

Atatürk, Türkiye’nin mutlak sahibiydi. Öylesine bir sahiplik ki, Türkiye’nin malı-mülkü, insanı-hayvanı, parası, çiftlikleri, askeri, topu-tüfeği ona aitti. Hatta Türkiye’nin hanımları da ona ait olmuş olmalılar ki, ilişkileri konuşulyor. Aslında olmadığı halde zorla bir ulusun atası yapılmış, Türkiye varı yoğuyla ona verilmişti. O mu istedi? Yoksa yalakaları mı onu arşa çıkardılar başka bir sorun. Kadın kılığında kaçtığı yıllar geride kalınca, hani meşhur yargılamalar ve infazlar teröründe güçlü olunca, bazıları onu mitleştirdiler. Bir yandan efsane yapıldı, diğer taraftan beton ve brozdan heykeller döküldü. Sonra Türk kafalar bu doğrultuda betonlaştırıldı. Ders kitapları hezeyanlarla doldu. İttihat ve Terakki iktidarı sürdürüldü. Neydi bu İttihat pisliği? „Tek millet- tek devlet- tek dil- tek din“ Yani Enver-Talat ve Cemal’den sonra değişen neydi? Atatürk. Sözde Çanakkale’de şarapnel gelmiş onu saatinden vurmuş, Bingazi Aslanını Allah Türke bağışlamış. Oysa yalanlarla yükseltilen; aslında Bingazi’den kaçan, Suriye’den kaçan, Kürt aşiretlerine sığınan biriydi. Sonra ders kitaplarına bulutlardan siluetlerini koydular. Atatürk’ü yere göğe sığdıramadılar. Yeryüzünde hiç bir halk bu kadar acayiplik yapmaz. Ama Türkler her türlü rekoru kırarak onu Atatürk yaptılar. 2000 yılında TIME dergisinin açtığı ankete Türkiye görülmemiş bir histeriyle, onun geçmiş bin yılın en büyük devlet adamı olduğu yönünde oy kullandı. Fakat sonunda fukara bir Kürt seçildi. Selahaddin Eyyubi. Atatürk‘ün katliam makinesi askerdi. Kürt soykırımlarında Piran, Zilan ve Dersim’de nasıl davrandıklarını anlatmama gerek yok. Ermeni, Asuri soykırımlarında ve Rum tenkil tehcirinde bu katliam makinesi oldukça büyük fonksiyon gösterdi. Bu katil camiası, „Peygamber Ocağı“ yapıldı. Belki de yakıştığını bildikleri için bu ünvanı verdiler.
Bugün bu meşhur ocak daha iyi katliamlar yapıyor. Demir kaskın üzerine yeşil türban çekilmiş, yayılmacı Hanefi mezhebi yapılmış. Dün rakı keyfi serbestti, bugün başındaki sultan gereği duldada içiliyor. Dün Çankaya rakı içilen diyardı, bugün tesettürlü oldu. Dün Kürdün dili, kimliği, kültürü yasaktı, bugün yine yasak. Dünün „tekliği“ bugün de sürüyor. İttihat’tan beri ne değişti? Ermeni ve Asuri soykırımdan geçirildi, gayri Müslimler bitince, hey bu Kürtler ne oluyor? Sonra „Peygamber Ocağı“ dedikleri katillerini dalga dalga Kürdistan üzerine sürdüler.

Atatürk’e, rakı masasında varın ispat edin, Türkler ari ırkındandır. Veya Türkler için Kuran tefsir edin, yani Türklere uygun bir din anlayışı yaratın. Bu da günümüzün Müslüman Biraderleri, Libya’da Kaddafi’yi boğazlayan, Bingazi’de ABD elçisini parçalayan, Halep’te, Şam’da insanları vahşice kesenlerdir. Şengal‘de Yezidi halkımıza soykırım uygulayan, Türkiye’de ise, Allah-u-Ekber deyip Kürde saldırandır. İşte Atatürk’ün bu ari ırkı ve Türko-İslam sentezi şimdi Sultan Tayyip Atatürk tarafından yönetiliyor. Hatta Atatürk bu kadar büyük imtiyazlarla donatılmamıştı. Tayyip Atatürk, Türkiye’nin tek egemeni, tek sahibidir. „Kürt kardeşim“ derken, Kürdü kendisinin malı, kölesi gördüğü açıktır. Yani Kürde, onun bağışladığı kadar hak hukuk verilecek. Gerisini isterse, yeter la, deyip Peygamber Ocağını üzerine sürecek. Üstelik Atatürk buna göre yoksuldu. O askeri okuldan geliyordu, fakir Türkiye’nin sahibiydi. Ama bu İmam Hatipten çıktı. Başka da bir okumuşluğu da yok. Türkiye’nin hakimi oldu. Faizi haram saysa da deveyi hamuduyla yutandır.
Temel insani hakkı için dağa çıkan PKK‘ye “teröristtir, öldürülmesi gerekir.“ diyor.
Yıllar önceydi, Murat Belge şöyle konuşmuştu: „Türkiye; elinde çekiç, duran birine benziyor. Elinde çekiç tutan ise sadece çiviye vurmayı düşünür. İşte bugünün ahvali budur. Batılılaşmayan Türk elinde çekiçle zayıfa vuruyor. Türkiye’nin Kürt sorununu çözeceğine inanmayan Belge, bir Avrupalı seyyahı anlatırken; Yeşilırmak nehrinde balık görünce Türke sorar, ne yapıyorsunuz? Biz yaklaşınca onlar kaçıyo, yanıtını alır. Türkler sudan çıkanı sevmez, suyu sevmez, diye vurgulamıştı. Beş vakit namaz kılanın nasıl su kullandığı bilinir. Biz askerin geriletilmesi yönünde destek sunduk. Ancak asker geriletildi ama iktidar bu olguyu doğru kullanmadı. Ben olsaydım onu (Öcalan‘ı) asardım. diyen birinin, Kürtle barış yapmayacağı artık aşikardır.“ İşte zurnanın zırt dediği nokta burasıdır.
Okurlarıma bir gerçekliği vurgulayarak söylemek istiyorum. Daha çok Müslüman olmakla Kürt kölelikten kurtulmaz. Birlik olunmazsa da kurtulmak hayal olur. Kürt coğrafyasının her rengi, her sesi, soluğu ve değeri bir olursa, bu teklik bataklığından kurtuluruz. Bakınız ne diyor Tayyip Atatürk, anadil yok. Peki TRT 6 verdi diyenler, orada görünen tosunlar ve misafir gittiği evin hanımı olan sözde sanatçılar, vicdanını bir kaç kuruşa satan soytarılar bu sözlere ne der acaba? Kürt yalakalarını aydın gören halkımız uyanmadıkça, maalesef bu kaos sürer. Dersimli evine Atatürk posteri asarken, Seyid Rıza’yı bin defa daha asıyor. Şimdi Tayyip Atatürk yolunda yürüyen, onun posterlerini asanlarda, ne evrensel, ne de Kürt halkının vicdan anlayışı var. Onlar para pul peşindeler.
Diaspora halkımıza gelince ve Dersim özelinden bakınca maalesef gelişmiş bir vicdan anlayışı gözlemlenmiyor. Hani Dersimli aydındır, Dersimli değerlerine bağlıdır… derler. Almanya’da iki yüz bini aşkın Dersimli var. Kemal Atatürk’ün Türkiyesi soykırım yaptı. Kaç kişi bu soykırıma karşı maddi manevi elini taşın altına koydu? Bir avuç insan oğlu insanı geçmedi. Biz mi anlatamadık. Yoksa yanlış mı yaptık. Tabii önce kabahati kendimizde görmede başlamalıyım. Neden halkımıza Seyid Rıza’nın vicdan anlayışını veremedik? Neden halkımız bunca kendisinden, soyundan uzaklaşırken, dilinden, kültüründen, değerlerinden koparken daha fazla çaba gösterip yardım etmedik. Kendisinden bunca uzaklaşan neden Dersim acısıyla uğraşsın? Duvarına Tayyip Atatürk’ü asar sonra oturur altında rakısını içer. Çıkarı önemlidir. Kendisini yaşatan, neden Kürdistan’ın acısıyla uğraşsın? Bu işi sadece dağdaki gerillaya ovadaki siyasetçiye bırakmak vicdan mı?
Atatürk, Şeyh Said’e kal ve Seyid Rıza Piri darağacına çekti, çok kan döktü. Tayyip Atatürk ise fırsat bulsaydı Öcalan’ı asacağını söylüyor. 9 Ekim, Kürde hazırlanan global komplonun ilk adımıdır. Öcalan 9. Ekim 1998 de Suriye’den çıkarıldı. Yunanistan‘ın alçakça oyunu, Alman yardımı ve Avrupa‘nın ona iki metrekare hapishaneyi bile çok görmesi yüzünden Türk zindanında çürütülüyor. Şimdi Tayyip Atatürk, Rojava Kürdü dahil tüm Kürtlere saldırıyor. Türk devleti her dünyevi olayın gölgesinde bir katliam yapmıştır. Birinci Cihan Harbi içinde Ermeni soykırımı, İkinci Dünya Savaşı başında Dersim soykırımı yapıldı. Şimdi ise, Tayyip Atatürk, Suriye savaşı çıkarmakla güney Kürtlerine karşı katliam hazırlıyor. Bu da yetmedi, Libya‘yı almaya kalkıyor, Azerbaycan‘ı azdırıp Ermenilere saldırtıyor. Suriye‘den topladığı binlerce çeteyi, Ermenileri öldürsün diye Azerbaycan‘a yardıma gönderiyor. Kürt soykırımı yaparken seyreden hatta yardım veren İran, yarın mızrağın sivri ucunu görecektir. Öcalan‘a kalleşlik yapan Yunanistan‘ın ise başı belada.

Haydar Işık, 8. Ekim 2020