wp-1594960432215..jpg

Nihat Veli Yüce

Osmanlı İmparatorluğunun, Avrupa’dan, Asya’ya ve Afrika’ya uzanan coğrafyada at koşturan cengaverleri, gittikleri her yerde, mükkemmel vergi soygun sistemi kurmuşlardı. Kurulan ekonomik sistem sadece vergi gelirleri üzerinden yürüyordu. Gelirler Osmanlı Saray’ının saltanat harcamalarına ve devasa orduyu donatıp, beslemeye harcanırken, para darlığı olduğunda vergilere yükleniliyor, köylüler ağır vergi yükü altında eziliyorlardı. Bu soygun düzeni yozlaşmayı zirveye taşımaya ve bu yozlaşma da yıkıma götürmeye mahkumdu. Ekonomik kriz yükselip, sarayın gelirleri düştükçe ağır vergi yükünün yaşamlarını çekilmez hale getirdiği köylülere din propagandası pompalanıyordu. Batıda 1787 de buharlı gemi, 1804 de buharlı lokomotif yapılırken, Osmanlı’da din tüccarlığı yapılıyordu. Pompala dini, yükle ağır vergileri biçimindeki ekonomik model, batı karşısında yenilmeye mahkumdu, sonuçta yenilgi ve teslimiyet oldu. Resmi tarih gerileme dönemini 1600’lerin sonlarından başlatmış olsa da, gerileme döneminin startı, Yavuz Sultan Selim’in kendisini 1516’da ilk Osmanlı halifesi ilan etmesi ile verilmiştir. 1699 ile başladı denen gerileme döneminin evveliyatı 1516’da Yavuz’un halifeliğine dayanmaktadır. Ortaçağın rant ilişkileri üzerinden, sadece vergi gelirleri ile ayakta kalmaya çalışmak ve din afyonu ile kitleleri bir arada tutmaya çalışmak balonu patlatacaktı ve 1700’lere gelindiğinde balon patladı.

Erdoğan rejiminin neo osmanlıcı politikası da, din tüccarlığı, ağır vergiler, rant ekonomisi ve sarayın devasa harcamaları üzerine kurulu talan sistemidir. Erdoğan’ın tutarlı olduğu tek konu osmanlının ekonomik modelini kopyalamasıdır. Bu konuda tutarlıdır. Üretime dönük ekonomik model yerine, ranta dayalı ekonomik modeli esas alan ve ağırlaştırılmış vergilere yaslanan Erdoğan rejimi, kısa sürede kendi sosyetesini yaratmış bir ayağı ortaçağda, bir ayağı vahşi kapitalist sistemde olan yoz ve lümpen burjuvazisini yaratmıştır.

Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin nedenleri uluslararası mali sermayeye hizmet için yola çıkan ve bu yolculukta hızla servet basamaklarını tırmanan AKP burjuvazisinin rant sistemindedir. Üretim ekonomisini terkedip, emperyal merkezlerin hizmetinde ülkede değer yaratan bütün kurumları satıp, emperyal merkezlerin mamul maddelerini ithal ederek, içeride ülkeyi hiç bir değer üretmeyen, rant aracı beton yığınına boğarak ekonomik iflasa sürüklemiştir.

Türkiye bugün ekonomik sahada iflaz etmiştir. Bu iflasın ana kaynağı saray rejimidir. Dış güçler dedikleri 1990 yılından itibaren, siyaset mühendisliği ile bunları adım adım hükümete taşıyan, önlerindeki bütün engelleri temizleyen güçlerdir. Bir yanında Trump, bir yanında Boris Johnson, bir yanında Merkel, diğer yanında da Putin olan saray rejimi bu güçlerin desteğiyle iktidarını korumaktadır. Yaşanan ekonomik iflas dış güçlerin operasyonu değil, dış güçlerle kol kola giren, üretim ekonomisini tamamen terkedip, ithalat ve rant ekonomisi ile ülkeyi uçuruma yuvarlayan saray rejimi ve ortaklarıdır.

Trump, Merkel, Johnson ve Putin saray rejiminin taşıyıcıları durumundadırlar. Bu dış güçler bunlar olmadığına göre, peki kim bu dış güçler. Türkiye ekonomisine tarihsel ilişkileri ile operasyon düzenleyebilecek bu güçler Erdoğan’ı bugüne kadar ayakta tutanlardır. Bu durumda Papua Yeni Gine veya Tanzanya’mı Türkiye ekonomisini çökertmek için operasyon düzenliyor. Kim bu dış güçler. Bunların adını söyleyinde bu halk da bilsin.

Yalan ve talan iktidarı kurduğu rant düzeni ile ülkeyi iflaza sürükledikçe, dış güçler yalanına sarılmaktadır. Dış güçler koca bir balondur. Dış güçler değil, dış güçlerin kucağına oturarak Türkiye’yi iflaz noktasına getiren saray rejimi iflazın sorumlusudur.

MUHARREM İNCE VE CHP

Muharrem İnce’nin son çıkışı CHP içindeki Baykal’cı kesimin ve Vatan Partisi etrafında birleşen ergenekoncu askerlerin ve bürokratların ortak operasyonudur. Operasyonun ana amacı İnce’yi CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı yapmayı Kılıçtaroğlun’a kabul ettirmektir. CHP’ye bir operasyon söz konusu. İnce’ye parti kurdurtma şantajı ile İnce’nin adaylığı CHP’ye kabul ettirilmeye çalışılıyor. Bu başarılamaz, CHP yönetiminin direnci kırılamaz ise İnce’ye parti kurduracakları açık. Baykal’cı ve Perinçek’çi ekip bu hamleleri ile, CHP’nin demokratikleşme programı ve Kürt meselesini çözüme yönelik politikalarının önünü kesmeye dönük operasyon düzenlemektedirler. İnce bu ekibin sözcülüğüne soyunmaya hayli gönüllüdür. Toplumdaki karşılığı %1’i geçmeyen Baykal-Perinçek ekibi CHP’ye operasyon çekerek ince’yi CHP üzerinden muhalefetin ortak adayı yapmak istemektedirler. Bunu başaramazlarsa parti kurdurtup, % 4-5 bandında bir oyu muhalefet cephesinden kopararak, Erdoğan’a bir seçim daha kazandırma yönelimine gireceklerdir. Saray ile barışık bir profil olan İnce saray tarafından da kötünün iyisi olarak tercih edilecek bir isimdir.