C8AE305B-0B9F-4633-9A95-1B373B024CA4

Haydar Işık

Türk ordusunu modernize etmek üzere Türkiye‘ye gönderilen Helmuth von Moltke‘nin Hilalin altında 1835-1839 eski Türkiye hatıralarım, kitabını okumuşsanız daha o zamanlar Alman devletinin Kürtlere karşı Türklerin silah arkadaşı olduğunu öğrenirsiniz. Kürtlere karşı silah arkadaşlığı günümüze kadar sürmektedir.

Alman halkının çoğunluğu Türklerden nefret eder. Bira masalarında „Bodrum katımda bir Türk olacağına bin fare olsun.“ deyip zevkle gülerler. Halkı bunca nefret doluyken, bu silah arkadaşlığı dostluğu neden? Belki biri bunu doktora tezi yapar. Hemen arzedeyim ki, iki yüz yıl önce Almanya diğer Avrupa ülkelerine göre sömürgecilikte geciktiği için, Osmanlı Devletini bir çeşit sömürge olarak almış, Prusya kışlasının disiplini ve ordunun modernizasyonunu uygulamaya başlamış.

Moltke hatıralarında Kürtlerle savaşını anlatırken, bir kaleyi zaptettikten sonra yerde yatan yaralı bir Kürdü öldürmek isteyen Türk askerine, niye yapıyorsun diye sorar, aldığı cevap „Ama o bir Kürt.“ olur. 200 yıl önce yaşanan bu olayı günümüzle karşılaştırınız. Sözde din kardeşi olduğunuz, komşunuz Türk, Şengal‘de Ezidi halkımıza Arapların yaptığının aynisini, her fırsatta Kürde yapar.

„Kürtler Arjantinde devlet kurmaya kalksalar, onlarla orada savaşırız.“ diyenin bu sözleri yepyenidir. 2004 yılında Lübnan‘da çıkan Havadis dergisine verdiği röportajda söylüyor. Ey Kürtler, din kardeşimiz diye oy verdiğiniz, iktidara taşıdığınız bu zat, son yıllarda ne yaptı? Kürtlere açık soykırım uyguladı. Kimin yardımıyla yapıyor? Afrin‘e giren tanklar kimindi? Almanların. İki Almanya‘nın birleştiği 90 yılı bir buçuk milyar DM değerinde Türkiye‘ye silah hibe eden kimdi? Almanya.

Oradan günümüze atlayalım. Bakın AB, Coranavirus nedeniyle Türkiye‘yi tehlikeli bulduğu için turistik seyahat listesine almıyor. Ama bakınız dostu Almanya ne yapıyor? Türkiye‘ye yardım etmek için kendi halkına Ege ve Akdeniz sahillerini serbest bıraktı. İşte en bariz silah arkadaşlığı bu eylemdir. Sakın Türkiye ekonomik olarak zayıflamasın. Kaiser Wilhelm den günümüze kadar sömürgeci, dış politikada 3B modeli sürüp gidiyor. „BERLİN –BELGRAD – BAĞDAT „

Size bizzat başımdan geçen bir olayı nakletmeme izin veriniz. 2007 yılında sabahın köründe evime dolan bir düzine silahlı polis, bunlardan biri de Konyalı bir Kürt, evin altını üstüne getirdikten sonra tutuklayıp karakola götürdüler. Orada soyunmamı istediler. Ne arıyorsunuz, diye sorduğumda dövme arıyoruz, dediler. Ben Alman vatandaşıyım bana böyle davranamazsınız. dediğimde „Ama Bay Işık siz bir Kürtsünüz.“ yanıtı verdiler. Gerisini siz düşünün.

Türk-Alman silah arkadaşlığının bu iki yüz yıl içinde Ermeni, Asuri, Yunan ve Kürtlere kapsamlı soykırımlar uyguladığı bir gerçekliktir. Hıristiyan halklar yok edildiklerinden direnen Kürt halkının soykırımı sürmektedir. Alman devleti, silah arkadaşına yardım etmek için, direngen Kürtleri terörize ediyor. PKK yasağını sürdürüyor. Kürt halkının doğal insani hakkı olan örgütlenme, fikrini açıklama bu yasağın çerçevesinde tutulduğundan, Kürtlerin elini kolunu bağlayıp marjinalize etmeye çalışıyor. Bu suretle Türkiye‘ye istediğin gibi yapabilirsin demek istiyor. Türkiye‘de Kürtlere reva görülen baskı ve yasaklar burada da sürmektedir. Orada seperatist burada terörist oluyor Kürtler.

Bu yazıya başlarken size Türk ordusunu modernize eden, Prusya kışla disiplini veren iki düzine kadar olan Alman generallerin listesini vermeyi düşünmüştüm. Ama ufku açık herkes bulup okuyabilir. Bu dostluk öylesine derin ki, Alman askeri İstanbula iner inmez şapkasını atıp kafasına fesi geçiriyor, Midilli veya Yavuz yaptıkları gemilerle Sivastopel‘i bombardımana gidiyor. Bugün het höt edip bağıran, ey Nazi uşağı, diye hakaret yapan Erdoğan sıkıştığında Almanya hemen yardımına koşuyor. Alman politikası, el çırpınca koşan sarayın dilberinden farksız değil.

Türk ordusunu modernize eden Goltz Paşa, Abdülhamid‘in pan islamist politikasını eleştirip pan türkizmin gelişmesini sağlayan biridir. Emrullah Utku‘nun Alte Kameraden kitabını okursanız göreceksiniz ki yere göğe sığdıramadıkları Atatürk, Liman von Sanders‘in bir subayıdır. Hitler‘in kanlı iktidarının dostu ve yardımcısı ise Türk devleti olmuştur.

Sonuç olarak, açık gözlere ayan beyandır ki, Almanyasız Türkiye olamaz. Eğer Almanya insan hakları, hukuk, sivil yönetim isteseydi, nüfusun dörtte biri olan Kürtlerin haklarını savunurdu. Ama Almaya kendisine bağlı ırkçı-faşist yönetimde bir Türkiye istemektedir. Falih Rıfkı Atay‘ın Çankaya kitabını okumuşsanız, Hitler, kabul ettiği Türk heyetine, „Kemal Atatürk‘ün iki talebesi var. Biri Mussollini, diğeri de benim.“ der. Almanya‘da suç görülen Nazilik, Türkiye‘de alabildiğince serbest ve Almanya tarafından destekleniyor. Bugün Türkiye‘deki rejim açık bir faşizm. Erdoğan ise Hitler‘in sadık bir talebesi gibi Kürt soykırımını sürdürüyor. Almanya Erdoğan‘ın hay huyuna rağmen bu faşist rejimi bütün gücüyle destekliyor.