93FE2873-336A-4738-9076-0BE14CA6029C

MİTHRA ÇİYAYÎ

Hepimiz bir parçamızı geride bırakarak düşeriz yollara. Sonu görünmeyen yollarda hep bir umut ışığı aydınlatır yüreğimizi. Yüreğimiz umut doludur. Yüreğimiz korkuyla titrerken umut ısıtır yüreğimizi. Açlığı, umutsuzluğu, işkenceyi, yıllarca zindanda yatmayı geride bırakmışızdır. Ancak geride bıraktıklarımız sadece onlar mı?  Ya çocuklarımız, canımızdan çok sevdiğimiz ve her şeyimizi feda ettiğimiz çocuklarımız. Anamız, babamız, kardeşlerimiz, onlarca yoldaşımız, dostumuz ve tabi ki bize düşman edilen bir toplum. Hepsi birkaç ayda veya birkaç saatte geride bıraktıklarımız. Bir yanımız mutlu, bir yanımız ezik ve yapayalnız.

E5B1C01B-A52A-4639-B0F7-40B6D2C6AE11

Her şey bir hayal, her şey geride kalmış bir gibi rüya. Ve bir süre sonra rüyalarımız da değişecek. O korku dolu anların yerini yeni kelimeler, yeni cümleler ve yeni ihtiyaçlar dolduracak. Yeni okul, yeni komşu, yeni içsellik ve yepyeni bir dünya. Sağır ve dilsiz olduğun bir dünya. İşte o dünyaya adım atarken birileri sıcak gülümsemesiyle size ‘’merhaba’’ derse işte, siz göç edenlerin arasında şanslı olanlardansınız.

Yollarda çektiğimiz rezilliği, perişanlığı saymazsak ve insan simsarlarının eline düşmemişsek çok hem de çok şanlıyız demektir. Bir kısmımız bu şanslı göçmenlerden değil. İnsan tüccarlarının eline düşen göçmenleri ise apayrı felaketler bekler. Denizde boğma, bilmediği ülkelerde aylarca aç susuz ve perişan halde bekletilme. Soyulma, tecavüze uğrama, sınırda yakalanıp zindan atılma ve dahi öldürülme. İşte bu şanslı olmayan kesim için yeni yaşam pek hoş olur denilemez. Umutları tükenir, korkularına yeni korku seansları eklenir ve istedikleri o ülkeye vardıklarında psikoloji allak bullak olarak yeni bir yaşama başlarlar. 

Varmışız varacağımız yerlere ya bırakmışız çocukluk düşlerimizi, ülkeye olan umutlarımızı ve nice hayallerimizi!

7A798CCF-9F89-4F98-B210-D339FED56D3C

Bizim toprağın insanları. Kendi ülkesinde sürgün, dilsiz, sağır ve aç olan insanlarımız.

Yeni yaşam, yeniden yaşam. Hangi bedeller ödenerek elde edilmiş. Bizden ne almış daha da ne alacak? Bir çoğumuz bunların hesabını yapmadan düşmüşüz yollara. Bir kısmımız ise çaresiz. Yaşamı boyunca bedel ödemiş ve bu yaban ellerde de bedel ödeyeceği bilincinde olan insanlarımız. 

İster politik sebeplerden göç etmiş olalım ister ekonomik nedenlerle. Hepimizin bir yanı eksik ve düşlerimiz yarım.

Kimisi için Kanada hayal olsa da, ulaşılması zor bir ülke olsa da bir seher vakti Kanada’nın herhangi bir havalimanında gözlerimizi açtığımızda derin bir solukla başlar yeni yaşam.

Kimileri içinse aylarca sürecek bir yolculuğun, rezilliğin, perişanlık ve zîndandan sonra Kanada’nın sınır kapılarından birinde adımını atınca başlar yeni yaşam. 

Biz de yeni bir ülke olan Kanada’ya gelmek zorunda kalmış toplumumuzun ve tanığı olduğumuz Kanada’daki yaşamı irdelemeye çalışacağız. Elimizden geldiğince birebir ve öykü tadında olacak yazılarımız. Nede olsa hepimizin bir öyküsü var

Hiçte ucuz olmayan, birçok bedeli de içinde barındıran yeni yaşam

CN Tower Toronto’nun en önemli simgesi olarak bilinen CN Tower, 553 metre uzunluğuyla dünyanın ikinci en yüksek kulesidir. Kanada Ulusal Demiryolu Şirketi tarafından yaptırılan kulenin en ilginç yanı, içerisinde 360 derece döner bir restorana ev sahipliği yapmasıdır.

CN Tower’ın yanından geçerken sevimli güvercinler arasında başımı yukarı kaldırıyorum. Bir gökyüzüne bir de bulutları delen kuleye hayran hayran bakıyorum. Ben kuleye bakarken, kule de bana bakıyor. Bulutların ve kulenin kesişim noktasından çok uzak olmayan bir uçak bulutlara karışıyor. Bir uçağa, bir bulutlara bir de Tower’e bakıyorum. O kadar kendimden geçmişim ki yanımda bana seslenen evsizin farkına varamıyorum, arkamda ‘’(Fuck off) siktir’’ denen sesle kendime geliyorum. Kısa bir süre bakışlarımı CN Tower’den  ayırtıp adama anlamsız anlamsız bakıyorum. Evsizin yırtık elbiselerinin arasında zar zor yürüdüğüne şaşırıyorum. 

23102B17-E4B6-4CD2-B04A-DBB5CBA82924

Ben ona bakarken uzun saçları, sakalı birbirine karışmış evsiz (homeless) mavi güzleriyle bana dönerek para istiyor. Ona para vermeyî düşünsem de veremezdîm. Ontario’da evsizlere, dilencilere para vermek devlet tarafından cezalandırılıyor. Ancak yemek ve içecek alabiliyorsun o konuda bir yasal kısıtlama yok. Korona virüsünden dolayı Tower’in etrafındaki kafeler kapalı. Ben de  Kızılderili sigarasından birkaç tane uzatıyorum. Severek sigaraları alarak  (Thank you) teşekkür ediyor. Mavi gözlü, zayıf, dişleri sararmış kızın, arkasından bir süre bakakalıyorum.

 

 İlk geldiğim yıllar gibi hayrete düşmesem de Kanada gibi zengin bir ülkede evsizlerin olamasana hayıflıyorum. Özellikle Toronto şehir merkezinde onlarca yüzlerce evsiz yaşıyor. Kimisi tek başına kimisi ise grup olarak. Sevgili olup birlikte olanlar gibi, evsiz evlilerde var. Kimisi de köpekleriyle birlikte yaşıyor. Yol kenarlarında dinlenirken de köpekleriyle birlikte dileniyorlar. Bunların içinde geçmişte ünlü iş adamları, profesörler, öğretmenler olduğu gibi hemen her meslek grubundan insan var. Hemen hemen her ırktan her meslekten evsizlerin barındığı burada, kimse evsizleri yadırgamıyor ve bir çok insan da onlar yardım ediyor. Kimisi kahve alıyor, kimisi yiyecek ve bir kısım insan da para cezasını göze alarak para yardımında bulunuyor. her şeye rağmen ilk defa göreni hayrete düşüren bu insanların, kimseye zararı yok. İçinde suça bulaşan, çok içip sapıtanlar olmasına rağmen bir çoğu kendi dünyasında yaşıyor.

 

Evsizler dünyasından sıyrılıp tekrar Towere dönüyorum. Her baktığımda ‘başımı 360 derece döndüren’ Towera bakışlarımı yöneltiyorum. Siyen tavır dönüyor, benim de onunla birlikte başım dönüyor. Müzik eşliğinde başım dönüyor, düşlerim dönüyor Ontario Gölü’nün (Leka Ontario) bahar kokusuyla rüzgara savruluyor. Sanki tatlı bir düşteyim. İlginç, ilginç olduğu kadar dikkat çekici apayrı bir harmoniyle tanışıyorum. Gül kokusu, diğer çiçek kokusuna karışmış ve aynı ritimle çalan klasik gitar melodisi bir aşk şarkısı çığırıyor… Uzun kıvırcık saçlı bir genç gitar çalıyordu. Kanada’nın ilk ve en eski tren istasyonunda. Sırtını Kanada’nın ilk trenine dayamış, gözlerini sevgilisinin gözlerini dikmiş, anı yaşayarak vuruyor gitarın tellerine. Öylesine içten çalıyor ki insanlar etrafında toplanmış onu dinliyorlar. Ve her dinleyen insa kendi diş dünyasında fırtınalar yaşıyor. Rüzgar, baharın kokusu ve müzik. Bu güzel anı ara sıra sabırsız arabaların korna sesi ve gitaristin önüne atılan metal paraların sesi bozsa da kimsenin umurunda olmuyor. 

Kanada baharında güzel bir günü akıp gidiyor…