36D93032-3B58-46E6-959E-01E0A991C814

Nihat Veli Yüce

Cumhuriyetin kurucu kadrosu laiklik anlayışını içselleştirmemiş bir kadroydu. Esasları ulus devlet inşa etmek üzerineydi. Ulus devlet inşa etmede işe yarayacak bütün enstrümanların kullanılması gibi pragmatizmin bütün özelliklerini taşıyan bir kadro söz konusuydu. Bu nedenle bütün dinlere, mezheplere, inanç gruplarına aynı mesafede duracak seküler bir irade ortaya koymaktan uzaktılar. Bunun yerine devlet dini oluşturma projesini devreye sokmuşlardı. İfadesini ulus devlet ve ulus dininde bulan bir yönelim içine girmişlerdir. Ulus devlet ve ulus devletin resmi dini islam biçiminde vuku bulan realite, bugünün Türkiye’sine giden yolun kilometre taşlarını döşemiştir. 3 Mayıs 1920 tarihinde hükümette Şer’iye ve Evkaf Vekâleti adı altında bir Bakanlık yer almış, bu bakanlık Osmanlı devletindeki Şeyhülislamlık ile 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) arasında bir köprü işlevi görmüştür.

Daha önce Osmalıda şeyhülisamlık makamının oynadığı rol, biçimsel değişikliklerle Diyanet işleri başkanlığına verilmiştir. Osmanlı’da toplumun inanç ve duygu dünyasını sarayın çıkarlarına göre şekillendiren, kirli işlerine kılıf uyduran, şeyhülislamlık kurumunun yerini cumhuriyet döneminde DİB üstlenmiştir.

Kendilerini islamın dışında gören ve gerçek anlamda laik ve çağdaş yaşam tarzını temsil eden Alevi-Kızılbaş inancına bağlı halk kitlelerine sunni-islam’ı dayatan, Alevileri asimilasyona tabi tutarak sunni-islam anlayışına hapseden anti-laik anlayış DİB üzerinden uygulanmıştır. Cumhuriyet Türkiye’si DİB üzerinden adım adım asimilasyonu devreye sokmuştur. 1928 yılına kadar devlet dini ilan eden cumhuriyet, 1928 de yasayı değiştirse de, kurumsal olarak bu anlayışı DİB üzerinden sürdürmeye devam etmiştir.

1921 Anayasası
Madde 2.- Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır. Resmi lisanı Türkçedir.

1924 Anayasası
MADDE 2.- Türkiye Devletinin dîni, Dîn-i İslâmdır; resmî dili Türkçe’dir, makarrı Ankara şehridir.

Söz konusu 2. Madde, 11 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı kanunla şu şekilde değiştirilmiştir.
MADDE 2.- Türkiye Devleti’nin resmî dili Türkçe’dir; makarrı Ankara şehridir.

Bu düzenleme ile “devletin dini islamdır” ibaresi anayasadan çıkarılmıştır.

Cumhuriyetin kurucu kadrolarının bu halkın başına bela ettikleri DİB, özellikle 1950’lerden itibaren islamcı kesimin kadro devşirme sahası olmuştur. Bu süreç aynı zamanda devlet dininden, din devletine geçiş sürecinin start almasıdır. ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturmak istediği yeşil kuşak projesi ile Türk-İslam sentezi, İslam-Türk sentezi biçiminde bükülerek bugünün alt yapısı oluşturulmuştur.

1961 anayasasının kısmen laik ve özgürlükçü yanı 12 Mart 1971 darbesi ile pratikte törpülenirken, 12 Eylül 1980 darbesi ile fiilen ortadan kaldırılmıştır. 12 Eylül döneminde bizzat ordu eli ile yoksul köylü çocukları imam hatip okullarına yönlendirilmiş, Alevilerin yoğun olduğu bölgelerde sistemli bir şekilde alevi çocuklarının imam hatip okullarına gönderilmesi için ailelere yoğun baskılar yapılmıştır. Böylece laiklik konusunda duyarlı olan alevi kitleler siyasi islamın aparatı haline getirilmek istenmiştir. Bu politika gereği İzzettin Doğan gibi figürler adım adım alevi camiası içinde öne çıkarılmışlardır. Kökenlerini Muhammed’e ve Ali’ye giden 12 İmamdan İmam Zeynel Abidin’e kadar ulaşan bir soy zincirine bağlayan bu kesim, diğer yandan öz be öz Türk olduğunu iddia etmektedir. Kökeni Muhammed’e ve Ali’ye giden 12 İmamdan
İmam Zeynel Abidin’e kadar ulaşan bir soy zincirine dayandıran biri doğal olarak Arap soyuna ait biridir. Öz be öz Türk ise ( hakiki Türk, arı Türk) soyu Muhammed’e, Ali’ye, Zeynel Abidi’ne dayanamaz. Bu tez tutarlı ve dayanağı olmayan, Türk-İslam sentezinin Alevilere zikredilmesi için kullanılan çarpık ve tutarsız bir tezdir. Aleviliğin seküler özünü boşaltıp, islamcı anlayışın bir aparatı haline getirmenin tezidir.

12 Eylül Öğretmenlerin önünü keserken, özellikle taşrada diyanet kadrolarının önünü açmış, öğretmenlerin taşra halkı ile bağı kesilerek, aydınlanmanın önü kesilmiş, toplum diyenet kadroları, müftü, imam, hacı, hoca kıskacına alınmıştır. Bu kadrolar üzerinden tarikat ve cemaatler toplumun hücrelerine yerleşmiştir. Taşrada AKP’nin %80’lere ulaşan oy potansiyelinin kaynakları buralarda yatmaktadır.

Diğer yandan siyasi islam, kemalist solun kürt alerjisini ustaca kullanarak, kürt kartı üzerinden bu kesimleri baskılamış, tarihi kavşaklarda arkalamış ve bu manevralar la yolunu temizlemiştir. Kürt muhalefetini, sosyalist solu, alevi kurumlarını adım adım adım etkisizleştirirken, kemalist sol veya kemalistler den büyük destek almıştır. Irak-Suriye tezkeresi, Libya tekeresi, dokunulmazlıkların kaldırılması gibi, islam devletine giden sürecin önünün temizlenmesi hamlelerine alkış tutmuş desteklemişlerdir. İslam devletine giden yılun önündeki en önemli engeller böylece temizlenmiş ve sıra kemalistlerin tasfiyesine gelmiştir. Kemalistlere ya biat, yada tasfiye seçeneği bırakılmıştır. İş bu aşamaya gelinceğe değin milliyetçi – ulusalcı histeri ile fetih tamtamları çalan kemalist sol, gerçeği Ayasofya şovu ile Cumhuriyete okunan fatiha ile anlamış durumda mı, orası hala meçhul. Muhtemelen CHP kurultayı bunun ip uçlarını verecektir. Kürt alerjisi o kadar güçlü durumda ki, bu kesimlerde homurdama olduğunda, kürt şehirlerine, köylerine iki bomba göndererek bunları yatıştırır. Erdoğan kemalistlerin bu özelliğini çok iyi analiz etmiş ve bunlarla kedinin fare ile oynaması gibi oynuyor. Diyanet işleri başkanı Ali Erbaş, Mustafa Kemal ve dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye atfen isim vermeden lanet okuması sonrası oluşan tepkileri törpülemek için kürtlere karşı bir saldırı hamlesi gelirse sürpriz olmaz. İslamcı şeriat devletine giden her tarihi dönemeçte saray bu taktiğe baş vurmaktadır. Şimdi de böyle bir sansasyonel saldırı beklenmelidir.
Ali Erbaş elinde kılıcı ile, islamcı cihadist, savaş ağası edası ile, okuduğu lanetle , aynı zamanda din devletine geçişi müjdelemiştir.
“Ayasofya’nın cemaatine kavuşması için canla, başla emek veren büyüklerimize selam olsun.
Bu kadim mabet alemlerin Rabbi olan Allah’a kulluğun ifadesidir.
Fatih Sultan Mehmet Han burayı kıyamete kadar cami olarak kalması için vakfetmiştir.
Vakfedileni çiğneyen lanete uğrar.”

24 Temmuz 2020 cuma günü itibarı ile geçerli olanın Osmanlı-islam hukuku olduğu böylece ilan edilmiştir. AKP-MHP-VATAN PARTİSİ ittifağınca Cumhuriyet hukuku yok hükmünde sayılmıştır. Devlet dininden, din devletine geçilmiştir. Fetih tamtamları ve sahte zafer şovları ile milliyetçi duyguları şaha kaldıran saray, içeride islam devletini ilan etti. Türkiye hilafet devletine hoş geldiniz.