93FE2873-336A-4738-9076-0BE14CA6029C

MİTHRA ÇİYAYÎ

Toplum olarak sevgiyle büyümediğimiz için aşkın, sevdanın bir yaşam biçimi olduğunu bilmiyoruz. Her şeye kaba bir çerçeveyle bakıyoruz. Tıpkı ellerimiz gibi, yüreğimiz de nasırlıdır bizim. Oysa ki dünyanın en güzel sevdaları bizim topraklarda yeşermiştir. Tıpkı Newroz çiçekleri gibi. Elbiselerimiz de çiçeklerimiz gibi bol renklidir. Kadınlarımızın saçlarını kırmızı mor çiçekler süsler. Doğanın en güzel bağışı olan kına, kadınlarımızın ellerini, saçlarının vazgeçilmez korucu rengidir. Onun için de genç kızlarımızın, gelinlerimizin elleri ve saçları kınalıdır. Kızıl topraklarımız, kızıl kınalarımız ve sarı beyazlarla süslü çiçeklerimiz bizim yaşam kaynağımızdır. Aşk türkümüzdür. İyiye, güzele hakka doğru ne varsa kucaklamışız. Biz topraklarımıza benzemişiz. Bizim topraklar öylesine bereketlidir ki her çiçeğe, her böceğe kucak açmıştır. İnsanı sevmek, doğayı sevmek ve yaratanı güzel yarattığı için sevmek topraklarımızın erdemidir. Biz o toprakların coşkusuyla büyüdüğümüz için içimizdeki umut da her gün biraz daha coşkuyla yeşermektedir.

Engerek yılanları etrafımızı çevirmeden her şey bir başka güzeldi. 

O sevgiyi, o sevdayı, o hoşgörüyü unutalı yüz yıllar oldu. 

Bütün dillerde ve dinlerde sevda sözcüğü ayni melodiyi çalar. O melodiyle büyüyen insanlar kimseyi öldürmez, kimseye zarar vermez. Bir tek insanların mutluluğu için yaşarlar. Her insanın mutluluğu ayrı bir melodidir. Bütün sesler içinde onun melodisi yıldızlarla sevişir. 

Siz de bir saatliğine de olsa o melodiyi dinleyin. Bırakın günlük kaygıları, gelecekle ilgili tasaları. Yüreğinizle dinleyin o melodiyi. Salt dinlemek, dinlemiş olmak için değil, benliğinizle dinleyin, bütün yaşam organlarınızla dinleyin… O melodiyi dinlediyseniz mutlaka geçmiş yaşamınız bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçmiştir. Günahınızla, yetmezliklerinizle yüzleşmişsinizdir. Siz nasıl ki bir insansanız, karşınızdakinin de bir insan olduğunu unuttuğunuz anları hatırlamışsınızdır. O anların yürek burukluğunu bir yana bırakarak güne yeniden başlayın. Geçmişi unutmadan, geleceğin kaygısını taşıyarak güneşin doğuşunu selamlayın. Sizden sonraki nesillere daha aydınlık bir dünya bırakmak ve çocuklarınızın geleceğini güzel düşlerle örmek için.

Gittikçe yiten bir toplum haline geldik. Her gün bir parçamızı yitiriyoruz, her gün bir düşümüz tecavüze uğruyor. Dünya var olalı bize sunulan neyi unuttuk? İnsanları sevme erdemini unuttuğumuz için de böyle kavgalı, küskün ve yaşamdan bezmiş bir toplum olduk. Yüzlerce iktidar çürüttük, binlerce zalim. Kralı gitti, paşası geldi. Her hükümdar bir daha ölmeyeceğini düşündü. Dünyayı ben yarattım dedi. Birçok şeyimizi elimizden aldılar, ama yüreğimizdeki aşkı, sevdayı söküp alamadılar. Yüreğimiz, nasırlı ellerimize benzese de bir kelebek gibi kanat çırpmasını da unutmadı. 

GÖNÜL ARZULAR SENİ

Arayıp arayıp bulsam izini
İzinin tozuna sürsem yüzümü
Hakk nasip eylese görsem yüzünü
Ey sevdiğim gönül arzular seni

Yitirdim o dostu bilmem ne yanda
Sevgisi gönülde muhabbet canda
Yarın mahşer günü ulu divanda
Ey sevdiğim gönül arzular seni

Yunus seni metin eder dillerde
Sevilirsin bütün bu gönüllerde
Ağlaya ağlaya gurbet ellerde
Ey sevdiğim gönül arzular seni

Yunus Emre

Önce dünyaya bir merhaba diyelim. 

Önce bir konuşmayı öğrenelim. Daha sonra kanayan yürekleri ziyaret edelim. Yüreklerindeki kini, öfkeyi nasıl yok ettiklerini anlayalım. Onların dertlerinin, kederlerinin, tasalarının süzgeçinden geçelim. Biz onlardan aldıklarımızla kendimize yönelelim. 

Bütün bunlar yetmiyorsa tarihe bir merhaba diyelim. Yapraklarını sevgiyle çevirelim. Onların başından geçenleri okuyalım. Bir bakalım sorunlarından, dertlerinden nasıl arınmışlar. Nasıl yaklaşmışlar sorunlarına. Bir peri masalı gibi değil bir bilgenin sabrı ve metanetiyle yaklaşalım. Onlar konuşsun biz dinleyelim. Biz onları dinledikçe birbirimizi de dinlemeye çalışalım. Biz konuşalım. Yüreğimizin melodisini onlara ulaştıralım. Açıkça, korkmadan, yüreğimizde hiç bir gizil yanı bırakmadan. Konuştukça yüreğimizdeki kirden, pastan arınalım. Toplum olarak biz bunu yaparsak başka toplumlara da bunu öğretebiliriz. Dağlarımızda çiçekler toplayalım. Çiçeklerimizi analarımızın ayağı altına serelim. Kan kanla temizlenmez. İnsan soyu öldürmekle bitmez. Gelin! Dostlar sofrası kuralım, iki lokmayı beraber paylaşalım. Yaralı yüreklerimizi sevda şiirleriyle iyileştirelim. Bunu birileri yapabildi ise biz neden yapmayalım! 

Biz bunu yapabiliriz! 

Sevmek insana yük olmamalıdır. Asıl insana yük olan kindir, nefrettir. Kin ve nefretten arınalım. Bu kini ve nefreti yüreğimize düşüren herşeyden arınalım. Bir çocuk gibi temiz ve masum kokalım. Yeni doğan her çocuk bir başka kokar. Onlar yeryüzünün cennet kokusunu sunarlar bize. Çıplak ve temiz! Sevda yolu açık ve berraktır. Gidelim analarımızın yüreğine sığınalım. Onlar bize sevgiyi, sevdayı ve cennet bahçelerini anlatsın. Bir çocuğun gülüşüyle nasıl mutlu olduklarını nasıl ırmaktan çağlayana dönüştüklerini anlatsınlar. Ve bir ananın yürek sızısını!!!…