48178195-4A05-4456-A2D0-16B151F50A11

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Türkiye sonu belli bir macaraya sürükleniyor. Mevlasını mı, belasını mı bulur derseniz bu kafayla belasını bulacağı kaçınılmaz bir sondur. Kimi çevreler bunu her ne kadar mevcut iktidara bağlasa da öyle değildir. Bu durumun sebebi kuruluşundan beri Türkiye’nin benimsediği devlet politikasıdır. Olmayan bir milleti oluşturma politikasıdır. Tek millet, tek devlet, tek dil oluşturma politikasıdır. Bunu sağlamak için yerli halklara karşı soykırımcı bir politikanın sahibi oldu. Çoğunu da tarih sahnesinden sildi ve geride kalanlara Türklük zırhını giydirmeyi başardı. Kürd milleti de bundan önemli ölçüde payını aldı ama diğerleri gibi yok olmadı. Kendini milletçe geleceğe taşımak için sürekli isyan etti. Kendini bugünlere kadar taşıdı. Bugün önemli bir sorun olarak kendini dayatmıştır. 

Türk egemenlik sistemi dünden bugüne bunu engelemek için denemediği bir yöntem bırakmadı ama Kürdleri istediği konuma getiremedi. Kürdleri yok edemedi ama Kürdler de bedeli ağır mücadele etmesine rağmen Türkleri Kürdistan’dan kovamadı. Türk egemenlik sistemi, artık Kürdleri yönetemez hale gelmiş durumdadır. Kürdler de mevcut durumu kabullenmiyor. Kürd/Kürdistan sorununun çözümünü dayatmış bulunuyor. Ki, uluslararası sistem de sorunun çözümünü kendi çıkarları gereği istiyor. Bu süreçte Genişletilmiş Orta Doğu Politikası (GOP) ile Kürd/Kürdistan sorununu gündeme sokmuş bulunuyor. İşte Türk egemenlik sistemini korkutan tam da budur. Kürd/Kürdistan sorununun çözümünü kendi varlık/yokluk meselesi olarak görüyor. Bu nedenle direniyor. Tüm kaynaklarını buna harcıyor. Olmadık maceralara başvuruyor. Bu da onların kaynaklarını tüketiyor. Türkiye giderek bir yıkıma doğru hızla sürükleniyor. 

Kürd/Kürdistan sorununun çözümünü engelemek için tüm dünyayı karşısına almış bulunuyor. Sorunlu olmadığı hiçbir devlet kalmamıştır. Bu da onu sıkıntıya sokuyor. Siyasi tecrit konumu bir yana ekonomik olarak çökme noktasına gelmiş bulunuyor. İflasın eşiğine gelmiştir. Bu haliyle kendini yaşatması mümkün görünmüyor. Kredi almak için başvurmadığı kapı bırakmamıştır. Fakat istediğini bulamıyor. Aradığı kredi az-boz bir mablağ değildir, yüz milyar doları bulan bir meblağa işaret ediyor. Türkiye kendini geleceğe taşımak için bu parayı bulmak zorundadır. Dünya kredi kapıları kendine kapanınca bu kez bunu istilacı yöntemlerle başka ülke kaynaklarına konma siyasetini politika edinmiştir. Bugün Kürdistan’ın güney ve güneybatısını ve Suriye’nin bazı alanlarını işgal etmesi, Libya’ya asker çıkarması, dünyaya meydan okuması, Azerbeycan-Ermenistan çatışmasına dahil olmasının nedeni budur. Bu kurtuluş mu? Türkiye bunu başarır mı derseniz; çok zor. 

Türkiye’nin bu yönlü politikaları kendilerine geçici zaferler kazandırabilir. Elindeki askeri teknikle bazı alanları işgal edebilir. Fakat bu türden geçici zaferler onun sonuna da işaret ediyor. Çünkü dünya sistemi projesini yapmıştır. Bir adım ileri, iki adım geri de olsa emin adımlarla yürüyor. Türkiye mevcut olanaklarıyla bunu önleyemez. Direnecek ama sonuç hezimet olacaktır. Bu politika Türkiye’yi daha da zor duruma sokacaktır. Onu ekonomik olarak daha çok çökertecektir. Bundan kurtulmanın bir yolu var. O da Batı sistemine boyun eğmektir. Batının istediği biçimde kendini yeniden dizayn etmektir. Onların dediğini yapmaktır. Dedikleri açık ve nettir.

Kendilerinden istenilen Batı sistemin izlediği politikalara itirazsız riayet etmeleridir. Uygulamaya konulan GOP’ne uygun bir politika izlemeleridir. İşte Türkiye‘nin iktidar ve muhalefetiyle kabul etmediği de budur. Bu da Türkiye’nin sonunu hazırlar. Bu konuda Türk egemenliğin kanatları arasında farklı çözüm biçimleri olsa da, Kürd/Kürdistan sorunu karşısındaki politikaları aynıdır. Bu sorun çözülmeden de sistemin kanatları birlik halinde hareket edeceklerdir. Muhalefet güçleri her ne kadar iktidarın kimi politika ve uygulamalarını beğenmese de bunu çatışma arenasına taşımıyacaktır. Uzlaşma esas politikaları olacaktır. Bu nedenle Türkiye’de sistemin kanatları arasında iç savaş olmayacaktır. Muhalefet kerhen iktidarın politikalarını destekleyecektir. Mevcut durumda iktidarın değişme durumu yoktur. Türkiye’de uzun bir süre iktidar değişimi olmayacaktır. Ki, seçimlerle mevcut iktidarın gideceği de yoktur. Bunun tedbiri alınmıştır. Geriye askeri müdahala kalıyor. Bugünün koşullarında bunun da emareleri yoktur. Mevcut iktidara karşı direnecek başka bir dinamik te yoktur. 

Türkler, adım adım yok oluşa doğru gidildiğini görüyor ama buna rağmen bir politika değişiklikliğe gitmeyi düşünmüyorlar. Mevcut politikalarını sürdüreceklerdir. Kürd/Kürdistan’ı kaybetmemek için direneceklerdir. Bu da onları dünya sistemi ile çatışmaya sürükleyecektir. Siyasi tecritini derinleştirecektir. Ekonomik iflasına yol açacaktır. Halk açlıkla karşı karşıya gelecektir. Bu koşullarda bile halk sahaya inmeyecektir. Türklük zırhı giydirilmiş muhacir göçmen Anadolu toplumunun ezberi belidir. “Vatan, millet sakarya,“ “Vatan bölünmez, bayrak inmez, şehitler ölmez,“ algısı onları Cihatçı, ırkçı etmiştir. Kürd/Kürdistan sorunu çözülmediği müddetçe de bu algı değişmez. Değişmesi için sistemin kendilerine empoze ettikleri “vatan bölünüyor“ korkusunun aşılması gerekiyor. Bu da Kürdistan sorununun çözümüne bağlıdır. Yoksa kuru “anti-emperyalist“ sloganlarla halkın sahaya inmesini beklemek, hayal kurmanın ötesinde getirisi olmayan çıkmaz bir yoldur. 

Türk cephesinde bunlar yaşanırken Kürd cephesinde de durum pek içaçıcı değildir. Milli bir politikaya sahip değiller. Milli politika olmayınca milli birlik te kurulamıyor. Bu durumda Kürdler yüzyıllarca savaşsa da kazanacakları bir mevzi olmayacaktır. Kürdlerin kazanması için mevcut Kürd politik güçlerin milletleri geleceğe taşıyan devletleşmeyi politika edinmeleri gerekiyor. Bu temelde milli birliklerini oluşturmaları gerekiyor. Sömürgecilerle var olan ilişkilerine son vermeleri gerekiyor. Yanı sıra ABD’nin öncülük ettiği GOP’na uygun bir politika izlemeleri gerekiyor. Batının desteğini almaları gerekiyor. Kürdleri devlet olarak tarih sahnesine taşıyacak politika budur. 

21 Temmuz 2020