7359D865-78CB-4C42-B829-46AE09588D7F

Yavuz Özcan

“Ben bir devlet başkanıyım. Daha çok yatırım, daha çok istihdam için mücadele ediyorum. Çünkü insanlar sürekli daha fazlasını istiyor. İnsanların alım gücünü artırmaya çalışıyorum ama bir yandan da gereksiz tüketimi elimine etmeye çaba harcıyorum. Enerji, doğal kaynak ve zaman israfına kesinlikle karşıyım. Kalıcı şeyler inşa etmek zorundayız. Ancak bu tabii ki bir ideal. Gerçekte biriktirme ve yığma çağındayız.
Kendi ektiğiniz sebzeyi koparıp yemenin keyfinden daha büyüğü olacağını sanmıyorum.”
“Bana en fakir devlet başkanı diyorlar. Ben fakir değilim. En fakir olan, yaşamak için çok fazla şeye ihtiyacı olandır. Pahalı yaşam tarzını sürdürmek için sürekli daha fazlasına ihtiyacı olandır. Çok fazla mal varlığınız yoksa, onları devam ettirmek için bir köle gibi ömür boyu didinip durmak zorunda kalmazsınız.”

Bu yazıda size “yüzde 52 oyla” devlet başkanlığına seçilmiş bir politikacıdan söz edeceğim.
Korona günlerinin sıkıcılığından kaçarken rastladığım o röportajda, otuzlu yaşlarında bir gazeteci, 80 yaşındaki Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica ile konuşuyor.
Jose Mujica, 2010 yılının Uruguay’ında halkoyu ile seçilerek devlet başkanlığı görevine başladığında 75 yaşındaydı. Bu görevi beş yıl yaptı ve sonrasında kendisini emekli etti. Orta yaşlarında, uzun bir siyasi mahkûmiyet yaşayan Jose Mujica cezaevinin bir hücresinde, on beş yıl tek başına bir hücrede kalmış, dışarı akıl sağlığını koruyarak çıkmayı başarmıştı.
Hapisten çıktıktan sonra ağlayıp sızlanmadan, mağduriyet edebiyatı yapmadan siyasete giren Jose Mujica önce milletvekili seçilmişdi.
Jose Mujica daha sonra bakan olarak hükümette görev aldı, yaşama şeklini yine değiştirmedi. Başkent Montevideo’nun en mütevazı mahallelerinden birindeki bahçeli ve tek katlı evini terk etmedi. Makam aracı yerine de külüstür Vespa’sını kullandı.
Devlet Başkanı olarak tek başına yaşadığı evde yemeğini kendi yaptı. Çamaşırını, ütüsünü kendi halletti. Evini kendi temizledi.
Sözünü ettiğim röportajda bu orta hallı mahallesinde bulunan gecekondusunun biraz hallice o evin bahçesinde yapılmıştı.
Kameranın önündeki Uruguay Devlet Başkanı demirden ayaklı bir sandalyede oturuyordu, altında eskice kuru bir minder vardı. Gazeteci ise ıskartaya çıkmış bir kanepeye yerleşmişti. Peyzaj mimarı eli değmemiş o bahçede mahallenin kedisi, köpeği özgürce dolaşıyordu. Kediler bazen başkanın kucağına tırmanıyor, köpekler de kendilerini okşatmak için Jose Mujica’nın bacağına sırnaşıkça sürtünüyordu.
Sırtına “anne örgüsü” gibi duran kalın bir hırka giymiş olan Başkan’ın en düşük dereceden emekli olmuş bir memurdan adeta farkı yok.
Zaten 12 bin dolarlık başkanlık maaşının sadece 1200 dolarını kendine ayırıyor, geri kalanını ihtiyaç sahiplerine dağıtıyordu.
Röportaj, gazetecinin bu mütevazı yaşam biçimine olan hayretini dillendirmesi ve “Neden bir çalışanınız, yardımcınız yok” sorusuyla başlıyor.
Jose Mujica “Evde bir çalışan olsa iç çamaşırıyla dolaşma, o halde tuvalete gitme lüksünüz olmaz” derken muzipçe gülüyordu.
Gazeteci kendini şaşırtan şeyleri saymaya devam ediyor. “Evin dışında bir polis arabası, içinde iki polis gördüm. Bir de önlerinde turuncu renkli trafik konisi vardı” dediğinde Başkan lafını kesiyor:
“Bana göre o bile çok. Koruma polisleri başkanları halktan ayıran duvar gibidir. Ben o polisleri sokağa çıktığımda yanıma almıyorum. İstediğim yerde tek başına oturuyorum, yemek yiyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Evime geliyorum.”
Jose Mujica bir keresinde resmi ziyaret için Almanya’ya gitmiş. Kendi ifadesiyle onu uzun, üç tonluk zırhlı bir Mercedes’in içine koymuşlar. Önlerinde ve arkalarında yirmi beşer motosikletli polisle oradan oraya götürmüşler. Emrivakiye itiraz edememiş ama uygulamayı çok küçümsemiş.
“Konutu da kullanmıyorsunuz. Başkanlar kendilerine ayrılan konutlarda yaşar” diyerek lafını kesen gazeteciye yine çelebice bir cevap veriyor: “O lüzumsuz bir bina, hiç kullanmadım. Orada kırk iki çalışan var. Ben gitmediğim için boşuna maaş alıyorlar. O maaşlarla bir okul yapılabilir.”
Gazeteci “Başkan değil misiniz, değiştirin sistemi” deyince ciddileşiyor:
“Ben o konutu satmaya kalksam, sistem beni yok eder. Sen beni kral gibi güçlü mü sanıyorsun?”
Sonra görüşünü açıklıyor. “Devlet başkanlarını küçük bir azınlık olan güç sahiplerinin yaşamına dahil etmeye çalışan bir sistem var.”
Anlaşılan o ki o zenginliğe bir kez alıştın mı oradan geriye dönüş bir daha olmuyor.
Hayat felsefesini “Bence ağır olmayan bir bavulla yaşamak en iyisidir. Zenginlik ve lüks seni başka şeylerle ilgilenmeye yönlendirir. Sana çok zaman kaybettirir” cümleleriyle açıklayan Jose Mujica röportajın sonuna doğru kendisini dikkatle dinleyen genç gazeteciye bir hayat sırrı daha veriyordu: “Nasıl düşünüyorsan öyle yaşamalısın.”
Neden mi?
“Zenginler gibi yaşarsan zenginler gibi düşünürsün de ondan.”