48178195-4A05-4456-A2D0-16B151F50A11

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Kürdler yeryüzünde devletleşmemiş en kalabalık nufüsa sahipmillettir. Geçikmiş olsa da bu hakkına sahip olmamücadelesini veriyor. Bunun için ağır bedeller verdiği de biliniyor. Fakat şimdiye kadar bu hakkını elde edemedi. Bunun iki nedeni var: İç ve dış etkenlerdir bunlar. 

İç etkenler mevcut Kürd siyasal hareketlerin Kürdlerin milletolmasından kaynaklı devletleşme hedefini ıskalayarak geriistemler uğrunda kendilerini örgütlemeleri vepratikleşmeleridir. Milli bir politika ve Kürd milli birliğinioluşturamamalarıdır. Ezeli Kürd millet düşmanı güçlerlegirdikleri kirli ilişkilerdir. Bu meselenin bir yanı. Bir de diğeryanı var. 

Diğer yanı Lozan antlaşmasıyla Kürdistan’a verilenstatükonun dünya sisteminin çıkarlarına cevap vermesindendolayı Kürdler sömürgecilere karşı milli kurtuluş savaşıverdiğinde dünya sistemi Kürdlere karşı sömürgecilerimizidesteklemişlerdir. Bu destek Sovyet Bloku’nun dağılmasınakadar devam etmiştir. Sovyet Bloku’nun dağılmasıylaABD’nin öncülük ettiği Batı sistemi, dünyayı yeniden dizaynetme planını devreye koydu. Bu projenin bir ayağı da OrtaDoğu’nun merkezinde yer alan Kürdistan’a ilişkin boyutudur. Bu projede bağımsız Kürdistan hedefi de vardır. Sömürgecilerimiz bunu görüyor ve bu nedenle de ABD karşıtıbir politika oluşturdular. 

Zaten ABD de bunu gizli saklı yapmıyor. Sömürgecilerimizekarşı yönelmiş bulunuyor. Irak, Suriye derken hedefte İran varve sonra Türkiye geliyor. Bunlar açık ve net. Sömürgecilerimiz bunu görüp, buna uygun planlarını devreyesokarken, Kürd siyasal güçleri bunu görmüyor. Olan bitengelişmelere uygun bir program oluşturamıyorlar. ABD vemüttefik güçlerin bir sıkıntısı da bu oluyor. Kürdlere bupolitikadan uzak durun uyarısını sürekli yapıyor. Sömürgecilerden uzak durun, milli bir politikanız olsun, bunun temeli üzerinde milli birliğinizi kurun demelerinekarşın, Kürd siyasi hareketleri bunun gereğini yapmıyorlar. 

Kuşkusuz bunun tek sorumlusu Kürd siyasal hareketlerideğildir. Kürdler ne zaman ki; bir parçada sömürgeciye karşısavaş başlattı, sosyalist ve emparyalistiyle, deyim yerindeyse, tüm devletler desteğini sömürgeciye verdi. O parçadaki Kürdsiyasal hareketi de Kürdistan’ın başka bir parçasını egemenliğialtında tutan devletle ilişki kurmayı kurtuluş bildi. Bu da kendisine tamiri zor sorumluluklar yükledi. İlişki derinleştikçeçıkmazı o oranda büyüdü. Bu da Kürd milletinin en büyük çıkmazlarından biri haline geldi. Bunu aşmak istese de bu o kadar kolay gözükmüyor.

Kuşkusuz bu durum ABD’nin stratejik hedefi için büyüktehlike arz etmiyor ve bu nedenle Kürd hareketlerineyönelmiyor. Esas hedefleri sömürgecilerimiz oluyor. Onlarıgeriletirken Kürd siyasal hareketlerinin de değişeceği hesabınıyapıyor. Değişmezlerse ne olur? Stratejik hedefleri gereğikendileri direk Kürdlere yönelmez ama başkalarına vurdurmayolunu açmada da bir sakınca görmezler. Bu yönlü gelişmelerde yaşandı. Zaman zaman kimi çevrelere ayar vermesininnedeni de budur. Bu güçler, ABD’nin bu yöneliminnedenlerini ne kadar kavramışlar bilmiyoruz ama doğru birtemelde kavrasalar hem kendileri ve hem de Kürd milleti içinbüyük bir kazanım olur. 

Burada her olumsuzluğun sorumlusunu ABD’yi ilan etmemekgerekir. Bir kere Orta Doğu coğrafyası sadece Kürdlerdenibaret değildir. ABD mümkün olduğu kadar halkları değil, devletleri ve yönetimleri hedeflemektedir. Bunu da sırasınagöre ve yavaş yavaş yapmaktadır. Zaman zaman da olsa, devlet ve yönetimlerle de taktik anlaşmalar yapmaktadır. Butür anlaşmalar Kürdlere geçici olarak zarar verse de sonuçtaABD-Kürdler arasındaki müttefiklik ilişkisini bozulmamlıdır. Kürd siyasal hareketleri soruna böyle yaklaşmalıdır. Bubağlamda Kürdler, günlük, geçici gelişmelere takılmamalıdır. Geleceğe odaklanmalıdır. 

ABD’nin bölgemizdeki girişimleri sonucu Irak ve Suriyebüyük tahribatlara uğradı. Eski yapılarına dönmeleri artıkmümkün değil, sonuç olarak önümüzdeki süreçte ABD’ninbelirleyeceği yol haritasına uygun olarak Batı sistemine uygunkendilerini yeniden dizayn edeceklerdir. İran’a gelince, o da aynı süreci yaşayacaktır. Kendsine askeri olarak yöneliminABD Başkanlık seçimleri sonrasında kaçınılmaz olacağı çoğuçevrenin ortak görüşüdür. İran da, Iraklaşıp, Suriyeleştiktensonra, sıra Türkiye’ye gelecektir. Türk devlet aklı bunugörüyor. Onun da kurtuluşu yok. 

Türkiye’nin bundan kaçınması için ABD kendilerinden iki şeyistiyor. Birincisi, bağımsız Kürd devletini kabullenmeleri, ikincisi; boğazların denetimini kendilerine verilmesiniistemektedirler. Türkiye’nin kabullenmediği budur. Bu da Türkiye ile ABD’nin öncülük ettiği Batı sistemi ile arasındakiaçının giderek açılmasına yol açıyor. Türkiye Batıdan giderekkopuyor. Duruma bakınca Türkiye’nin Batı sistemi ile ortakstratejik bir hedefinin kalmadığı görülüyor. Türkiye bunedenle Rusya’ya yanaşıyor ama onlara da pek güvenmiyor. Büsbütün teslim olmak istemiyor. Bu nedenle ikili bir politikagüdüyor. Her iki kesimi birden idare etmek istiyor ama bu pekuzun süreceğine benzemiyor. Çünkü gerek ABD ve gerekRusya, Türkiye’nin amacını görüyor. Ona güvenmiyorlar. Bazı konularda taktik çıkarları gereği bazı adımlar atsalar da stratejik olarak birlikte gidecekleri bir hedeflerinin olmadığının farkındadırlar. Türkiye de bunu görüyor. Kendiniağıra satmaya çalışıyor. Kendi gücünü aşan adımlar atıyor. Osmanlıcılığı diriltmeye çalışıyor ve buna uygun politikaoluşturuyor ve bunu uygulamaya koyuyor. Sağa-solamüdahalelerde bulunuyor. Rusya ve Batı sistemi kimi zamanönünü açıyor, onu içinden çıkamayacağı bir handikapasürüklüyorlar. Sonuçta onu orada boğacaklar. Gelişmelerböyle seyrediyor.

Kimi çevreler bunu görmüyor. Dayandıkları kozlarıTürkiye’nin NATO ülkesi ve Batı müttefiği oluşuna işaretediyorlar. İşte burada yanılıyorlar. Mevcut NATO politikasıeski politika değildir. SSCB dönemindeki NATO politikasıyok. Batılı ülkeler ile Türkiye arasındaki bugünkü ilişkilerSSCB dönemindeki stratejik ilişkiler değildir. Eskidenstratejik müttefiklik ilişkisi vardı. Bugün aralarındaki ilişkitaktik ilişkidir. Eskiden NATO stratejik bir işlev görüyordu, şimdi taktik araç görevi görüyor. Realite budur. Eskiyetakılarak Türkiye NATO üyesidir, Batı müttefiğidir, BatıTürkiye’yi satmaz düşüncesi ayakları yere basmayan yavan düşüncelerdir. 

Rusya, Türkiye’yi ABD’ye karşı kullanıyor. ABD bunugörüyor ve Türkiye’nin büsbütün olarak Rusya’ya doğru dahafazla yanaşmaması için şimdilik idare ediyor. Onunlahesaplaşmayı İran sonrasına bırakıyor. Bu nedenle Türkiye, ABD’nin bu politikasından cesaret alarak kendini dayatıyor. Bir de ABD Başkanlık seçimlerinin araya girmesi ve ABD‘ninkendi içindeki sorunlara öncelik vermesi, Türkiye’ye avantajsağlıyor. Bundan hareketle şimdilik habire sağa-solasaldırıyor. Bu arada geçici zaferler de kazanıyor ama zamanlabuzaferlerkendisinin çıkmazı olacağını da görmek gerekir. Nihayetinde karşısında ABD gibi bir dünya gücü var. Parafeedilmiş 21.Yüzyıl projesi var. Donald Trump gibi tüccarlar buprojeleri zaman zaman rayından çıkarsa da, sonuçta ABD devlet aklı devreye girip mevcut rotada yol alıyor. Bu gibi gel-gitlerin yaşandığını birlikte gördük. Bu nedenle günlük söylemve açıklamalara pek fazla takılmamak gerekir, bazen ileri-gerigelişmeler olabilir. Bu gelişmeler hedefi uzaklaştırsa da, yakınlaştırsa da sonucu değiştirmez. Sonuç; Genişletilmiş OrtaDoğu Projesi’nde (GOP) net olarak belirtilmiştir: FastanAfganistan’a kadar olan coğrafyayı Batı sisteminin çıkarınauygun olarak dizayn etmektir. 

Trump gibilerin günlük çıkara ilişkin uygulamaya koyduğugirişimler ABD devlet politikası değildir. ABD‘nin 21.Yüzyıl devlet politikasınının anlaşılmayan bir yanı yoktur. Tehditalgılamalarını sıralamışlardır. En büyük tehlike güç olarak Çinve Rusya düşman olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak KuzeyKore, İran, Türkiye, Suriye, Lübnan gibi devletler ve Cihatçıgüçler düşman kategorisine alınmıştır. ABD buna uygunolarak hareket etmektedir. Zaman zaman bu politika kesintiyeuğrasa da ana rota değişmemektedir. 

Sorun bu rotanın değişmemesidir. Millet olarak çıkarımızbunu gerektirmektedir. Buna uygun bir politika oluşturulması gerekmektedir. Umalım, temeni edelim, Kürd politik çevrelerigelişmeleri doğru okur , ona uygun bir politika oluşturur vekendilerini ona göre pratikleştirirler. Kurtuluşun yolu budur.

27 Haziran 2020