48178195-4A05-4456-A2D0-16B151F50A11

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Kürd milletini zor günler bekliyor. Soykırım, katliam, işkence, zindana mahkum etme, göçertme, asimilasyon ile birlikte trajediler, travmalar yaşanacaktır. Bu kaçınılmazdır. Kürd milletin ezeli düşmanlarının politikası budur. Bu aynı zaman da Kürd milletinin sömürgecilerimizden kopmanın nedenide olacaktır. Bu süreçte kimi Kürd çevrelerin sömürgecilerle girdiği kirli ilişkilerde gün yüzüne çıkacaktır. Bir taraftan Kürd cenah ayrışırken, diğer yandan Kürdler ile sömürgecilerimiz ayrışacaktır. Kürd milleti ile sömürgeciler arasında kin ve nefret giderek artacaktır. Birbirlerinden kurtulmanın kanlı savaşına yol açacaktır. Aralarında süren savaş belli bir sürece evrildiğinde işte o zaman uluslararası güçler devreye girecektir. Sömürgecilerimiz varlığını Kürd milletini toptan yok etme politikası üzerine inşa etmiştir. Kürdler ise kurtuluşu sömürgecilerden kurtulmaktan buluyorlar. Her ne kadar kimi Kürd güçleri sömürgecilerin şahsında “kardeşlik, dostluk, stratejik müttefiklik“ keşfetsede, “ortak vatan,“ “birlikte yaşam“ desede bu tutmayacaktır. Sonuç olarak Kürd milleti ile sömürgeciler ayrışacaktır.

Milletler kuşkusuz bağımsız devlet sahibi olmak ister ve bunun için silahlı mücadele dahil hukuki her yol ve yönteme baş vurur. Bu, bir milletin devlet sahibi olmak için ön şartıdır ama yeterli şartı değildir. Yeterlilik ancak bunu destekleyen uluslararası süper bir güç veya blok’un destek şarttı ile tamamlanır. Çünkü devlet kuran milletler değildir. Devlet yıkan ve kuranlar uluslararası süper güçler veya süper bloklardır. 1920’lerden sonra olan biten budur. Devlet, mevcut uluslararası sistemin bayi görevini görür. Sistem sahipleri ihtiyaç halinde devlet yıkar veya kurar. Bunun istisnai durumu olmuş mu araştırılmaya değer. Fakat sömürgecilerimizin ve dünya sisteminin politikası gözönüne alındığında Kürdistan istisna grupta olamaz. Olsa idi yüzyıllardır eşi benzeri olmayan ve ağır bir bedel ödenmesine karşın devletleşemedi. Çünkü kendisini destekleyen uluslararası bir güç yoktu. Fakat şimdi var. Yanı başlarında ABD ve müttefik güçler gibi devler var. Bu nedenle Kürdistan bağımsızlığa kavuşacaktır. Çünkü Kürd milleti sistem için sürecin bayilik görevini yerine getirecek potansiyele sahiptir. Bunu hızlandırmak Kürd siyasi güçlerin izleyeceği politikaya bağlıdır. Fakat bu, mevcut politika ile olmaz.

Yaşanan süreçte şuna takılmamak gerekir. Dün şu veya bu devlet şunu, bunu yaptı, onlara güvenilmez düz mantığı ile hareket edilemez. Evet dün şu, bu devlet şunu, bunu yapmışsa bugün başka bir politika yapmaz sonucuna varmamak gerekir. Ki; bu zaten şu an yaşananlarla ortaya çıkmıştır. Dün kapitalist-emperyalist ve sosyalist sitemi ile dünya Kürd milletine karşı sömürgecilerimizi desteklerken bugün dünya ABD öncülüğünde sömürgecilerimize yönelmektedirler. Irak ve Suriye’de olan biten ortadadır. Kürdler yüzyıllardır mücadele etti. Bir karış toprak parçasını özgürleştiremedi ama ABD’nin Irak’a 1.Körfez avaşıyla saldırmasından bugüne hem Kürdistan’ın güneyi ve hem de güneybatısında (Rojava) da Kürdler önemli mevziler kazandı. Bunu görmek ve kabullenmek gerekir. Burada özelikle bu durum sömürgecilerimiz tarafından boşa çıkarılmak istenmektedir. Bir taraftan kendileri direk bu politikayı boşa çıkarıcı bir tutum sergilerlerken, diğer yandan ilişki içinde oldukları kimi Kürd güçlerini harekete geçirmiş durumdadırlar. Amaç; Kürdler ile ABD arasında gelişen mütefikliği bozmaya yöneliktir. Bunu başarırlarsa Kürdler yalnızlaşacak ve ondan sonra canlarına okumak onlar için zor olmayacaktır.

Kastettiğimiz bu sözde Kürd güçleri, Kürd milli hareketi içine sızmış sömürgeci güçlerin taşeron olarak kullandıkları truva atlarıdır. Bunlar tüm Kürd hareketlerine ve kurumlarına sızmiş durumdadadırlar. Maskelidirler. Fakat azıcık Kürd milli duygusu taşıyanlar bunları tanımakta zorlanmazlar. Yeter ki, resmi görüşün dışına çıkıp kendi mantıklarıyla düşünsünler. İşin gerçeğini kavramaktan zorlanmayacaklar.

Şu gerçek kavranmalıdır. Kürdler yüzyıllardır devletleşmk için mücadele etti. Bu uğurda büyük bedellerde ödedi ama bir hak elde edemediler. Bundan sonrada yüzyıllarca mücadele etselerde kendi güçleriyle bir hak elde edemezler. Bir hak elde etmenin yolu dış bir destek almaya bağlıdır. Bu dış destekte şu an Kürdlerin ayağına gelmiştir. Bu da dünya sisteminin önderliğini üslenmiş ABD’dir. Orta Doğu ve Kürdistan’a giydirilmiş eski statükoyu değiştirmeye çalışmaktadırlar. Değiştirmeye çalıştıkçada Kürdler mevzi kazanacaklardır. Bunun somut kazanımları Kürdistan’ın güneyi ve güneybatısındaki kazanılmış mevzilerdir. Bu mevzileri Kürdlere kazandıran dünya sisteminin öncüsü ABD’dir. Burada Kürdler ABD’ye minnet duyması gerekirken, kimi sözde Kürd güçleri sömürgecilerimizin politikası olan ABD karşıklığını politika edinmiş ve bunu Kürdlere kabullendirmeyi kendilerini iş edinmişlerdir. Bunlara dikkat edilmeli ve bunlara karşı cepheden tavır alınmalıdır. Yüzlerindeki maske indirilmeli, Kürd düşmanı yüzleri açığa çıkarılmalıdır.

Yanı sıra ABD iyi irdelenmelidir. ABD bir dünya devidir. Her ne kadar devlet aklı bir politikası olsa da farklı politik tutumları olan birçok odak mevcuttur. Her oadağın sorunları çözmeye çalışırken kendine özgü bir politikası vardır. Bu da bu odakların çıkarları gereğidir. Bugün ABD’de iki parti arasında bir mücadele sürmektedir. Her partinin sorunları çözüm yöntemleri farklı olmasının yanı sıra aynı parti içinde yer alan kilikler arasında da farklı görüş ayrılıkları mevcuttur. Bunun en son örneğini ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhuriyetci partideki diğer kanatlar arasındaki mücadelede gördük. Trump ekibi, Türkiye yanlısı bir politika sahibi iken ona karşıt olan diğer Cumhuriyetçiler, Türkiye karşıtı bir politikaya sahip olduğunu Rojava’da gördük. Trump’a kalsaydı Rojava büsbütün olarak Türkiye tarafından işgal edilmesi gerekirdi. Bunun yolunuda açtı. Serêkaniyê ve Girê Spî’yi Türkiye’ye işgal ettirdi. Fakat Trump karşıtı Cımhuriyetçilerin sert direnişiyle karşılandı ve Türkler durduruldu. Rojava yönetimine destek vermeye devam edildi. Ve şu an Rojava’da uluslararası alanda meşruiyeti kabul görülecek bir Kürd muhatap oluşturma mücadelesi vermektedir. Bu gelişmelere rağmen Trump’un kabullenilemez tutumu ABD’nin politikası olarak lanse etmek doğru değildir. Fakat Kürd milli hareketine sızmış sömürgecilerin truva atları bunu özelikle Kürdlere empoze etmek için büyük bir çaba veriyorlar. Amaç; Kürdler arasında ABD karşıklığını derinleştirmektir. Kürd milli güçleri buna çok dikkat etmelidirler.

ABD devlet aklının 1.Körfez savaşından bugüne uygulamaları Kürdler lehinedir. Bundan sonrada öyle olacaktır. Irak ve Suriye’de olan biten bunun somut örnekleridir. Sırada İran ve Türkiye vardır. ABD, Orta Doğu politikasına ve de Genişletilmiş Orta Doğu Projesine (GOP) milyarlarca dolar ve büyük bir hazırlık yapmıştır. ABD bundan vazgeçmez. Türk devleti başta olmak üzere sömürgecilerimizin hepsi ABD‘nin politikalarını boşa çıkarmak istemektedir. Bunca masraf ve hazırlığa rağmen ABD bunlara eyvallah mı diyecek? Kesinlikle hayır. ABD, her şeyi sıraya koymuş, ona göre hareket etmektedir. Her şeyin bir zamanı vardır. Bu aşamada Şam yönetimini sistem içine çekmeye çalışmaktadır. Bu görev de Rusya’ya verilmiştir. Rusya, Rojava ve Şam yönetimi arasında bir çözüm peşinde ama Şam’ı bir türlü ikna edemiyor. Şam eski yönetim biçiminden diretiyor. Mevcut realiteyi kabullenmek istemiyor. Durum bu olunca var olan görüşmeler bir adım ilerlemiyor. Oysa Rojava yönetimin Şam’dan istemleri sürece uygun istemlerdir. Bu istemler general Mazlum Kobani tarafından değişik röportajlarında dile getirildi.

Anlaşılan ABD-Rusya arasında varılan çerçeve anlaşmasında arabulucu görevin Rusya’ya verildiğidir. ABD, bu konuda boş durmuyor. … operasyonu ile hem Suriye ve hem de arka bahçesi olan Lübnan’ı ekonomik olarak çöktürüldü. Öyle bir kaos oluşturuldu ki, Şam yönetimi asker ve memur maaşlarını veremeyecek duruma gelmiştir. Rusya, ABD’nin .. operasyonuna uyuyor. Şam yönetimine ekonomik desteğini kesmiş bulunuyor. İran’ın zaten yapacağı bir şeyi yoktur. Kendisi ekonomik olarak çökmüş durumdadır. Bu koşullarda Şam yönetimin teslim olmaktan başka bir çaresi kalmıyor. Şam yönetimi, ABD-Rusya arasında varılan çerçeve anlaşması gereği Kürdlerin haklarını teslim etmek zorunda kalacaktır. Kürdistan’ın doğusu Kürdlere gelince İran’a karşı olasılı askeri operasyon ile kesinlik kazanacaktır. Bu arada en çok hedefe konulacak olan kuzey Kürdleri olacaktır.

Şu an ABD kendi iç sorunları ile uğraşmaktadır. Başkanlık seçimine odaklanmış durumdadır. İran’a askeri bir operasyon ABD seçim sonrasına kalmış durumdadır. O sürece kadar ABD’nin Orta Doğu politikası mevcut durumu idare etme üzerine oluşturulmuştur. Bu durum Kürdlerin işini zorlaştırıyor. ABD’nin seçim süreci sömürgecilerimize Kürdlere saldırı fırsatını veriyor. Son dönemlerde Türk ve İran güçlerinin yoğun olarak Kürdlere saldırısının nedeni budur. Çünkü bu aşamada ABD’nin kendilerine saldırmayacağı hesabını yapıyorlar. Bunu fırsat bilen sömürgecilerimiz ABD seçim sonuna kadar Kürdlere yoğun saldıracaklardır. Türk devletinin güneydeki PKK mevzilerini bombalaması ve HDP’ye karşı operasyonların nedeni budur. Bu arada Kürdlere ne kadar zarar verirsem yanıma kar kalır hesabını yapmaktadır.

Kürdler bunu görmeli. Sömürgecilerimize saldırı zemini vermekten özelikle kaçınmalıdır. Gerilla ABD’nin İran’a karşı askeri operasyon sürecine kadar gücünü korumaya çalışmalıdır. HDP içindeki Kürd milli güçleri provakasyonlara gelmemelidir. Devlete saldırı zemini yaratmaktan kaçınmalıdır. HDP’nin başına çöreklenmiş Türkiyeci tayfaya uymamalıdır. Burada özelikle HDP içinde örgütlü olan yurtsever Kürd kitlesi kendini korumalıdır. Uluorta sahaya inmemelidir. Kendini korumalıdır. Geleceğe hazırlanmalıdır.

Bilindiği üzere HDP hakkında farklı görüşler var. Bir kesim Kürdler tıpkı Türk devleti gibi HDP’nin dağılmasını istemektedirler. Kimi birey ve çevrelerde, “HDP niye bağımsızlığı savunmuyor, niye Kürdleri Türkiyeleştirmeye çalışmaktadır“ gerekçesini ileri sürüyorlar. Kimi birey ve çevrede “maddem beyenmiyorsunuz, buyrun siz yapın“ demektedirler. Bunların bir kısmı samimi olsada ezici çoğunluğu Türk devletinin taşeronları olduğu çevrelerdir. Bu çevreler karanlık güçlerdir.

Evet, kim karşıt düşünce ifade ederse etsin HDP başına çöreklenmiş Türkiyeci bir tayfa vardır. Hemde görevli kesimlerdir. Fakat her yol ve yönteme baş vurmalarına karşın HDP gövdesini tüm uğraşılarına rağmen Türkiyeleştiremediler. Sahiplenilmesi gereken işte bu potansiyeldir. Bu potansiyel korunmalıdır. HDP demek başına çöreklenmiş tafya demek değildir. Bugün var, yarın yok olacak olanlardır. Ama HDP içinde örgütlü diri, fedakar yurtsever olan bu Kürd milli güçleri geleceğimizin korucuları güçlerdir. Sahiplenilmesi gereken güçtürler. Bu anlamda başında kim olursa olsun HDP’nin tasfiyesi savunulamaz.

Meseleye uzun süreli bakmak gerekir. Şu bilinmeli bu koşullarda HDP’in başında kim olursa olsun fazladan pek yapacakları bir şey yoktur. İsterse bağımsız, birleşik, demokratik bir Kürdistanı savunan bir ekip olsun. Bu sadece sömürgecilerin HDP’ye daha sert saldırmasına yol açar. Sorun burada İran sonrası Türkiye’ye yönelme sürecine kadar bu örgütlü gücün korunmasına çalışılmasıdır. O koşullarda bu potansiyel tıpkı Rojava’da olduğu gibi kendi kanalını bulur. İşte bu durumu bilen Türk devleti yoğun olarak HDP içindeki yurtsever potansiyele yönelik saldırılarını yoğunlaştırmaktadır. Bundan vaz geçmeyeceklerdir. Bu politikaya rağmen kimi Kürd birey ve çevrelerin HDP tasfiye edilmelidir yaklaşımı kabul edilemez.

17 Haziran 2020