48178195-4A05-4456-A2D0-16B151F50A11

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Konuya başlarken şu noktayı herkesin dikkate alması gerektiğini özel olarak belirtmek isteriz. PKK’ye karşı tavır belirlemek; ciddi politik analizlere, yüksek bir politik vizyona ve milli bir bakış açısına ihtiyaç duyar. Bu nedenle, kolaycı yaklaşımlardan kaynaklanan “Yaşasın PKK-Kahrolsun PKK” kısır döngüsü ve ikileminden mutlaka uzak durulmalıdır.

PKK’ye yaklaşımımız iki boyutludur.

Birincisi, siyasal çizgisine olan eleştirilerimizdir. Nedir bunlar? “Ulus devlet dönemi bitmiştir,” “Bağımsız Kürdistan’ı tepside sunsalar elimizin tersiyle iteriz,” “Kürdistan’ı çöpe attık,” “Mustafa Kemal direktir,” “Hedefimiz Türkiye, Irak, İran ve Suriye’yi bölmek değil, bu devletleri demokratikleştirmektir,” “Türkiye, İran, Irak, Suriye ortak vatanımızdır,” “Türkiye, İran, Irak ve Suriye haklarıyla ortak bir yaşamı savunuyoruz.” Vs. süren yaklaşımlar.

Bu söylemler kabulümüz değildir. Değildir, çünkü bu söylemler Kürd milli mücadelesini boşa çıkaran tezlerdir. Kürd gençleri bunlar için ölmedi/ölmemeli, Kürd milli potansiyeli bu uğurda heba edilmemelidir diyoruz.

Bunu dediğimiz için kimse bizi PKK düşmanlığı yapmakla suçlamasın. İster PKK ve ister başka bir hareket olsun; hataları eleştirilince, varsa suçları teşhir edilince, bu onlara düşmanlık yapıldığı anlamına gelmez. Bilakis, doğru yola çağırma olarak algılanmalıdır. Fakat, gel gör ki; Kürd siyasi cenahında insanların önüne iki tercih konuluyor: “Ya bendensiniz, ya da düşmanımsınız!” ikilemi dayatılıyor. Bunu en çok ta mürit takımı uluorta çok yapıyor.

Bunun tersi de doğrudur. İster PKK ve ister başka bir hareket olsun, olumluluklarını, desteklediğimizde onlardan olmuyoruz. Sadece bir doğruyu alıp sahiplerine teslim ediyoruz. Bir kere, kimsenin yanlışlarının militanı değiliz. Ama kimsenin düşmanı da değiliz. Tutumumuz açık ve nettir: Bir hareket hata yaparsa eleştiririz. Suç işlerse teşhir ederiz. Doğru yaparsa destekleriz. Tüm Kürdistani hareketlere bakışımız budur.

İkincisi, PKK öyle bir örgütlülük yaratmış ki, mevcut Kürd potansiyelin ezici çoğunluğuna hükmetmektedir. Bu potansiyel organize, diri, atak, kahraman, fedakar Kürdlerden oluşmaktadır. Kürdistanidir. Kürd milletinin bağımsızlığı, özgürlüğü için canını ortaya koyarak düşmana karşı ölümüne savaşmaktadır. Bizim desteğimiz bunadır. Bu potansiyelin önünde sonunda PKK’nin mevcut politikasını aşacağına inancımız tamdır. Ki; uluslararası koşullar da bunu zorluyor. Son dönemlerde PKK’de yaşananlar da bunu göstermektedir. Özelikle Rojava ve HDP’de yaşanan da budur.

Bu nedenle PKK’nin bünyesine aldığı bu Kürdistani kitlenin mücadelesini desteklemek her yurtsever Kürdün boynunun borcudur. Özelikle PKK, HDP veya legal kurumlarına sızmış Kemalist kesimin Türkiyeci politikalarına karşı cepheden mücadele edilmelidir. Bu kesimlerin Türkçü söylemleriyle Kürdlerin zihinlerini zehirlemesine müsaade edilmemelidir. Bu konuda her yurtsever Kürdün yapacağı bir şeyler vardır. Bu görev özelikle PKK ve yan kurumlarına emek veren yurtsever kadro ve kitlelerin omuzundadır. Düşman ne yaparsa yapsın, hangi yol ve yöntemle Kürd milletini teslim almaya çalışırsa çalışsın, bunu başaramayacaktır.

Şunu görmek ve bu konu da anlaşmak gerekir; Kürdistan coğrafyası adeta düşman denizi ile sarılmıştır. Dünyaya açılan bir kapısı yoktur. Düşmanlarımızın –Türk, Arap ve Fars- vicdanı yoktur. Ahlak yoksunu güçlerdir. Kıyıcı ve tahripkardırlar. Yakıp, yıkan, katleden ırkçı, faşist, cihatçıdırlar. Katliamcı, soykırımcı ve asimilasyoncudurlar. Bu politikayı yaşam tarzları edinmişlerdir. Varlıklarını Kürdleri yok etme üzerine inşa etmişlerdir. Bunun değişmesinin emareleri de ortalıkta görünmüyor. Bu nedenle, onlarla ortak bir yaşam kurmanın zemini yoktur. Çare onlardan kurtulmaktır. Kürd milletinin bağımsız dünyasını oluşturmaktır.

Fakat burada bir zorluk var. Kürdler ne kadar mücadele ederse etsin, hangi yol ve yönteme baş vururlarsa vursunlar bunu tek başlarına başaramazlar. Günümüz koşullarında savaş teknikle kazanılır. Düşmanın elindeki tekniğe karşı Kürdlerin karşı koyacağı bir teknikleri yoktur. Evet, Kürdler direnir, hem de ölümüne direnir ama sonuçta karşıdaki düşmanın elindeki tekniğe karşı çaresiz kalıyor. Bu realiteyi görmek ve kabullenmek gerekir. Rojava’daki Türk işgali bunu bize gösterdi. Uluslararası güçler devreye girmeseydi büsbütün olarak Rojava’yı işgal edeceklerdi. Elbette Kürdler direneceklerdi ama işgali önleyemezlerdi. İşgal büyük bir katliamla son bulurdu.

Fakat, PYD/YPG buna direndi. Koalisyon güçlerinin desteğini de alarak destansı bir mücadele verdi. Eğer YPG direnmeseydi şu an Rojava Türk işgali altında olurdu. Belki Rojava’da tek bir Kürd kalmazdı. Tıpkı Pontusluların akıbetine uğrardı. 1917’de Rusların Türklerle yaptığı Erzincan Mütarekesi sonrasında çekilmeleriyle, her ne kadar etnik temizlik yapılmayacak sözü Türklerden alındiysa da, o sırada çete konumunda olan Türkler, başta Pontuslular olmak üzere birçok etnik yapıyı soykırımdan geçirdi. Bugün modern silahlara sahip olan Türklere karşı YPG direnmeseydi ne olurdu diye düşünmek bile insanın kanını donduruyor. Bu gücün dağılmasını hangi vicdan kabul edebilir? PYD/YPG’nin azılı düşmanı kimi Kürdlerin bu tutumunu nasıl değerlendirmek gerekir? Her Kürdün bunu oturup düşünmesi gerekir.

Aynı şey Kürdistan’ın kuzeyi için de geçerlidir. Türk egemenlik sisteminin Kürd milletine karşı topyekün seferberlik ilan ettiği bugün onun önünde duran tek güç PKK’dir. PKK direnmezse Türklerin ne yapacağını tahmin etmek zor değildir. Türklerin, Ağrı Direnişi’nin kırılması sonrasında da yaptıkları gibi, kuzeyin tümünde Kürdleri bir mezara koyup “Kürd ideali burada meftundur(ölü yatıyor)” diyeceklerini kim yadsıyabilir? Bunu engelleyen PKK’nin direnişidir. Yapabildiği budur. Bu gücün tasfiyesini istemek ancak düşmanın sofrasına şelte serenlerin işi olabilir. PKK’nin daha fazlasını yapması ise güç meselesidir.

Burada şu fikir devreye giriyor: Kürdlerin sömürgecilerine karşı zaferle çıkması için dış bir güç veya güç odağının yardımına ihtiyacı var. Dün bu yoktu. Ama bugün var. ABD başta olmak üzere Batı sistemi yanıbaşımıza gelmiştir. Yüzyıllardır karşısında mücadele ettiğimiz ama bir türlü yenemediğimiz sömürgecilerimize yöneliyorlar. Kürdlerin önünü açıyorlar. Mevzi kazandırıyorlar. Kürdistan’ın güney ve güneybatısındaki kazanımlar bunun sonucudur. Bunu görmek ve teslim etmek gerekir. Burada Kürd siyasal güçleri bunu görmeli, buna uygun bir politika oluşturmalıdırlar. Kürdler artık şu bayatlanmış “anti-emperyalizm,” “anti-siyonizm” gibi saçmalıkları terk etmelidirler. Onlarla mümkün olduğu kadar sağlıklı bir işbirliği geliştirmelidirler. Kürd milletine kazandıracak politika budur.

Kimi çevreler, PKK’yi Kürd milli mücadelesinin önünde bir engel olarak görüyor. Buradan PKK’nin tasfiyesi gerektiği sonucunu çıkarıyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Yurtsever bir bakış ta değildir. PKK’nin politika edindiği tezler aşılmalıdır derse amenna denir ama büsbütün olarak PKK’nin tasfiyesini savunmak akıl karı değildir.

Velev ki; bu çevrelerin dediği gibi PKK tasfiye edildi. Peki, yerine ne konulacak? Hiçbir şey. PKK’yi büsbütün olarak tasfiyeye etmeye çalışanlar sömürgecilerimizdir. Buna eşlik etmek Kürd yurtseverliği ile bağdaşmaz. Diyelim PKK tasfiye edildi. Bu ne demek biliyor muşunuz? Bir yüzyıl daha köle kalmak demektir. Ortada Kürd kalırsa yani!

Hayır beyler! PKK tasfiye edilmemeli. Tasfiye etmeye çalışanlara karşı cepheden mücadele edilmelidir. Bu potansiyel bizim. Bu gerilla bizim. Bu halk bizim. Bunu sömürgeciye teslim edemeyiz. Siyasetinde varsa bir hata, bir yanlış, ki; vardır! O zaman bunu aşmanın mücadelesi verilmelidir. Fakat, mutlaka PKK’nin örgütlediği bu potansiyelin tasfiyesine karşı çıkılmalıdır. Bu yurtsever bir tutumdur. Bizim yaptığımız tam da budur.

Bu tutumumuzu PKK’likle suçlayanlar da vardır. Ama PKK’li değiliz. Değiliz, çünkü savunduğu mevcut politikalar düşüncemize terstir. Eğer bu düşünce değişir ve bağımsız devlet yönünde bir tutum sahibi olurlarsa PKK’li de olunur. Bu ne ayıptır, ne de günahtır. Ama bizim açımızdan henüz bunun zamanı değildir.

23 Mayıs 2020