Reklamlar

Sarayın Soytarıları yazısı nedeniyle işine son verilen Rızgarkırına welat gazetesi yazarı Latif Lütfü buruk sevinç yaşıyor

Yavuz ÖZCAN

Bu hafta başında Karakoçan’ın yerel gazetesi Rızgarkırına welat gazetesi’nde yayınlanan “Sarayın Soytarıları” başlıklı yazısının ardından apar topar işine son verilen köşe yazarı Latif Lütfü birileri tarafından okunduğunu talihsiz bir şekilde de olsa öğrenmenin buruk sevincini yaşıyor.

Köşesine son verildiğini gazete yönetiminden dün akşam aldığı bir telefonla öğrenen Lütfü, “Beni arayıp ’emir büyük yerden , birilerini çok kızdırmışsın. Kusura bakma, artık seninle çalışamayacağız Latif Ağabey’ dediler. Biraz üzüldüm tabii ama açıkcası bu kadar ciddiye alınmak bir yandan da gururumu okşamadı değil. Bunca senedir kendim yazıp kendim okuyorum sanıyordum, benim için hoş bir sürpriz oldu” sözleriyle duygularını aktardı.

“Kim okumuş da kim şikayet etmiş?”
Karakoçan’ın ortalama 140 tirajlı yerel gazetesi Rızgarkırına welat gazetesinde 12 senedir köşe yazarlığı yapan Lütfü, evinin bahçesinde düzenlediği basın toplantısında görevine son verildiği bilgisini dün akşam bizzat gazetenin imtiyaz sahibi, genel yayın yönetmeni, başyazarı, dağıtım sorumlusu ve aynı zamanda kendisinin de amcasıoğlu olan Muzaffer Lütfü’nün bu kararı aldığını belirterek şöyle devam etti:

“İlk önce bi şaşırdım, ‘noldu amcaoğlu hayırdır gazeteyi mi kapatıyorsun?’ diye sordum. Bana ‘hayır ağabey, gazeteye yerinde duruyor ama sen olmayacaksın artık.’ dedi. Anlamıştım aslında ama yine de ‘O yazı yüzünden mi?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi. ‘Kim okumuş da şikayet etmiş oğlum yazıyı?’ dedim. Bilmediğini söyledi. Ama dediğine göre bizzat AK partinin ilçe başkanı arayıp rica etmiş, onu da direkt Ankara’dan aramışlar. ‘Peki Muzaffer senin canın sağolsun’ diyerek telefonu kapattım. Şahsen 46 yaşındayım, kendimi hiç bu kadar önemli hissetmemiştim…” Belirtmekte yarar var.

Latif Lütfü bir soru üzerine, Medya-iktidar ilişkileri bu ülkede öteden beri sorunlu olmuştur. Çünkü siyasal güç odakları her zaman medya ve gazeteci milletini genellikle kendi çektikleri ‘kırmızı çizgiler’le kontrol altında tutmaya çalışmıştır. Bunun için ekonomik, siyasal ve hukuksal aletlerle baskı uygulamıştır dedi. Gazetecilerin Latif Lütfü’ye yazdığı yazının konusunun ne olduğu konusundaki sorularına ise verdiği cevaplar yazdığı yazıdan daha daha çarpıcı…

Lütfü: Acemi bir futbol yazarı olarak iki konu arasında kararsız kaldım. Kafama takılanlardan biri; cebindeki Eurolara güvenip ekonomiye ayar vermeye çalışan ve 2 yıldan beri topa ayağı deymemiş Arda Turan’ın densizliğiydi. Diğeri de içindeki “küstah çocuğu” dışa vuran Reza Zarrab’ın pişkinliğiydi.
İktidar zengini Acun Abisi tarafından ayağı Saray’a alıştırılan, Kabadayı Futbolcular Dergâhı’nın şeyhi Emre Bey tarafından el veri-len Arda Turan, durduk yerde “Ekonomi çok iyi gidiyor” beya natını patlattı.

Hangi akılla? Hangi bilgiyle?
“Ekonomi benim için çok iyi gidiyor” deseydi anlardık.
Kırıta kırıta futbol oynayıp, gol atamayanın dayak yediği İspanyol La Ligası’nda sezonu üç dört gol ortalaması ile bitirip, üç buçuk milyon Euro’yu cebine koyan herkes için ekonomi tabiiki iyidir.

İçerde ekonomi sallanıyor. Dolar, yüzde 38 değer kaybetmiş. Yani Arda Bey ile Emre Bey’i seyretmek için boğazından kesip, bilet alanların cebindeki yüz liranın otuz sekiz lirası buhar olmuş.
İstikrarsızlıktan ve hukuksuzluktan dolayı malını satıp, parasını kaçıranların sayısı belli değil.

Geçen yaz kilosu 90 kuruşa zor satılan domates sıradan marketlerde beş liradan, Arda gibilerin takılmaktan hoşlandığı lüks marketlerde on dört liradan satılıyor.

“Ekonomi çok iyi gidiyor.”
Bilim adamlarının ağzını açmaya cesaret edemediği toplumlarda “söz hakkının” haddini bilmezlere kalması tesadüf değildir.
Adaletsiz, hukuksuz toplumların hangisini otopsi masasına yatırırsanız yatırın; iç organlarından böyle “kendi kendine nevşi nema bulmuş” bir sosyal asalak mutlaka çıkar.Yani efendim bunları yazdım… Ha birde adını, tarih olmuş bir bakanın koluna taktığı 750 bin liralık saat ile duyduk. Sonra erkek sesli assolistimiz Ebru Gündeş’in kocası olduğunu fark ettik. Derken, terekesinden içi “hayır parası” dolu ayakkabılar çıktı.

Bereket versin, Bakan Bey bir kâğıt peçetenin üzerine “Aha! Bu da o saatin makbuzu” diye yazıp komisyona teslim etti. Masumiyeti aşikâr oldu. Biz de inandık.
Ebru Gündeş’in koca tercihine ise diyecek lafımız olamazdı. “Gönül bu” diye başlayan tekerlemeyi ağzımıza tıkarlardı.
Ayakkabı kutuları kendi kendilerini akladı. El konan paralar, masum sahiplerine, faizi ile iade edildi.

Yukarıdaki kalemlerden hangisinin başlığını kurcalasak, altından bizim yiğit çıkıyordu. Yanında yöresinde de Acun Ilıcalı.
Reza Zarrab, sosyal hayatta kendine ve çevresine yol açan bir öncüydü. Acun ise yerlere saçılan itibarları toparlayan artçısıydı.

Nitekim ciddi bir popülerlik erozyonuna uğrayan Ebru Gündeş’i düştüğü yerden kaldırıp, televizyonundaki yarışma programının jürisine konduran odur. Sosyal medyada Survivor katılan Yılmaz Erdoğan’ın Kuzeni Ersin’e Kürtçe konuşmasına izin vermeyende Acun Ilıcalı.Acun’u arayıp dert yanan ve daha dün
Taksim meydanında plastik legene girerek yıkanan hemşerisi Aydın Aydın’ı arayıp sıhatlar olsun diyende Yılmaz Erdoğan. Bu ne turşu ne lahana demeye gerek var mı ?
Arda Bey nasıl cebindeki Euroları okşayıp “ekonomi iyidir” diyebiliyorsa; Ebru Hanım da o yarışma üzerinden müzik beğenimize ayar verip, cümlemize üstatlık yapıyor.
Efendim hak etmeyenleri “Kral” sanan, çapsızlara “İmparator” muamelesi yapan bir toplumda, bunun tartışması olmaz. Yine de “Krallık” söz konusu olduğunda hassasiyetimi gösteririm.

Çünkü “Gerçek bir kral” soytarılık yaptığı zaman bu hemen anlaşılır. Ama “Kral Taklidi” yapan bir soytarı kolay kolay anlaşılmaz.
Başımıza gelenlerde harfi harfine budur.

Tebrik telefonları yağdı
Lütfü, haberin duyulmasının ardından çok sayıda kutlama telefonu aldığını söylerken, eve akın eden komşuları da ortalığı adeta bayram yerine çevirdiler. Yazar adına tebrikleri kabul eden 27 yıllık eşi Hatice Lütfü ise, “açıkcası Latif’in ne yazdığından pek haberim yok. Gazete de Muzaffer’in ricasıyla yazmaya başladığı ilk zamanlar bir heves edip okumuştum ama sonra evin işiydi, çocuklardı falan derken pek fazla takip edemedim. Bir kere de evlilik yıldönümümüzü köşesinden kutlamıştı o zaman çok duygulanmıştım. Bu kadar önemli olduğunu bilsem her hafta okurdum…” sözleriyle eşinden duyduğu gururu gözler önüne serdi.

“Beni kimse susturamayacaktır!”

Basın toplantısında, “Benim kalemimi sustursanız da, bunların yaşandığı gerçeğini değiştirmeyecekler!” diyen Lütfü, siyasi baskılara boyun eğmeyeceğini de şu sözlerle dile getirdi: “Bu Kronavirüs günlerinde beni gazeteden kovdurarak susturacaklarını sananlar çok yanılıyorlar. Ne yapar eder okurlarımla buluşmanın bir yolunu yine bulurum. Zaten, toplasanız 5-6 kişi ancak varlar, onların da hepsi tanıdık. Gerekiyorsa tek tek sms atarım, nedir yani!”
Toplantı sonrası, gazetecilerin ekmeğiyle oynamanın bir devlet’e yakışmadığını dile getiren Lütfü, “yanlış anlaşılmasın, kendim için söylemiyorum. Ben zaten o yazıları bedavaya yazıyordum. Muhalif bir büyük günlük gazeteden köşe yazarlığı teklifi aldığı yolundaki söylentilerle ilgili olaraksa suskun kalmayı tercih etti.