48178195-4A05-4456-A2D0-16B151F50A11

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

“Bir Millet İçin En Büyük Felaket Tarihinin Düşmanları Tarafından Yazılmasıdır.“ (Arnold Toynbee)

 

Kürdlerin tarihi başkaları ve özelikle de düşmanları tarafından yazılmıştır. Kürd şahsiyetleri tarafından yazılanlar yok edilmiştir. Kürdler tarafından kaleme alınan yazılı belgeler düşmanlarımız tarafından ele geçirilerek yakılmıştır. Kürdlere ait yazılı bir belge bırakmamaya çok itina gösterilmiştir. Bu nedenle, Kürd şahsiyetleri tarafından yazılanların çok azı ancak bugüne ulaşmıştır.

 
Evet, Kürd yazılı tarihi başkaları tarafından yok edilmiştir. Kürd eliyle yaratılan değerlerin, Kürd gözüyle bugüne aktarılmak istenen değerlerin, Kürdlere ulaşması engellenmiştir. Değerli Kürd şahsiyetleri ve onların yarattığı değerler, Kürd millet düşmanları tarafından sahiplenilmiştir. Kürd şahsiyetlerin Kürd değil, kendi insanları olduğu, yarattığı eserlerin de kendi milletlerinin olduğunu iddia etmişlerdir.

 
Bunun nedeni, Kürdlerin kendi büyük şahsiyetlerini tanımalarını, kendi tarih ve kültürlerini bilmelerini istememeleridir. Çünkü, biliyorlar ki; eğer, Kürdler atalarının Orta Doğu medeniyetinde oynadıkları rolün farkına varırlarsa, pek tabii ki, kendi milli davalarına daha da çok sarılacaklardır. İşte bundan korktukları için bu yönteme baş vurmuşlardır. Kürt milli bilincinin oluşmasının önünü kesmek için, büyük Kürd şahsiyetlerini, Kürd tarihi ve kültürünü; ya yok saymış, ya da kendilerine mal etmişlerdir.

 
Bunun en bariz örnekleri şunlardır: Zerdeşt, Manî, Mazdek, Dînawerî, Suhrewerdî Kürd olmalarına rağmen Fars gösterilir. Tıpkı Hallac-ı Mansur gibi. Selahattin i Eyubi, Mevlana, Ebu Wefa, Molla Gürani ve Akşemseddin gibi Kürd büyük şahsiyetlerin Türk olduğunu iddia etmeleri gibi. Yine Zemahşeri, Şarezori, İbn-i Teymiyye, İbn-i Salah ve İbn-i Esir gibi sayısız Kürd büyük şahsiyetin Arap olarak görülmeleri gibi. Hatta bu Kürd şahsiyetlerin çoğuna bu üç ceberut toplum birden sahiplenmişlerdir.

 
Bir ülke, bir millet, bir halk; coğrafya, ekonomi, kültür, örf, adet, gelenek, görenek, insanı ve tüm değerleriyle yok edilmeye çalışıldı. Bu, Kürd insanında bilinç kırılmasına yol açtı. Kendine yabancılaştırıldı. Kendini kendi kimliğiyle değil, başkalarıyla ilişkilendirmeye sevk etti. Alt-üst kimlik, küçük kardeş-büyük abı ve giderek bu ortaklarla başlayan ve biten bir kültüre evrildi. “Ortak vatan,“ “birlikte yaşam,“ “kardeşiz,“ “dostuz,“ “müttefiğiz“ edabıyatı bunun üzerine inşa edildi. Bu neye yol açtı? Kürd insanını kendi milli davasından uzaklaştırdı. Bağımsızlık talebinin rafa kaldırılmasına yol açtı.

 
Bunun değişmesi gerekir. Ne biz küçük kardeşiz, ne de bir başkası büyük abimizdir. Biz egemenliği gasp edilen, onlar gasp edenlerdir. Onlarla ne ortak bir vatanımız var, ne de onlarla ortak yaşam diye bir mantık sahibiyiz. Biz Kürd milletiyiz. Ülkemiz Kürdistandır. Bugün parçalanmış olsak ta, egemenliğimiz gasp edilmiş olsa da, çabamız birliğimizi sağlamak olmalıdır. Kendi egemenliğimizi elimize almaya çalışmalıyız. Bu mantıkla kurtulabiliriz ancak. Çağdaş milletler dünyasından yerimizi alabiliriz. Çabamız bu olmalıdır.

 
Şu bilinmelidir: Toplumlarda her zaman doğrular değil, ihtiyaca cevap verenler yankısını bulur. Sadece doğruları papağan gibi servis etmekle istenen kitleye ulaşılamayabilinir. O zaman yapılması gereken doğru bildikleriniz üzerinde küçük değişiklikler yaparak vermeye çalışmak bir yöntem olarak kullanılması doğru olandır. Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran sömürgeci güçlerin sürekli kullandığı bir yöntemdir bu. Bu konu da çok yol ve yönteme baş vuruluyor. Bununla Kürd millet bireyi rehin alınıyor. Kendine yabancılaştırılıyor.

 
Bunu kırmak gerekiyor. O zaman bizler de millet olmamızdan doğan bağımsızlık hakkımızı sürekli dile getirmeliyiz. Bunu sık sık yapmak gerekir. Hedef kitleyi bir nevi rehin almak gerekir. Bunu sürekli hedef kitleye anlatmak gerekir. Öyle bir an gelir ki; onu rehin alırsınız. Burada sorun sizin iddia ettiklerinizin doğru olup olmaması değildir. Ki; iddiamız yanlış ta değildir. Eğer bir millet isek, bağımsızlık hakkımız ana sütü gibi helaldir. Ki; Kürd milletinin kavuşmak istediği hedef te budur. Bu nedenle, bağımsızlık fikrini sürekli canlı tutmalıyız. Ve ısrarla, devamli olarak bu noktaya vurgu yapmalıyız.

 
Bu yolla belli bir kitleyi etkileyebilirsek, gerisi gelir. Etkilediğimiz kitle bizim adımıza yeni kitleleri etkiler ve fikirlerimiz dal budak salarak, toplumda bir karşılık bulur ve bir müddet sonra maddi bir güç haline gelir.

 
Haydi Kürdler! Her gün her yemekten sonra, en az üç kez “Hedef Bağımsız Kürdistan!“ deyin. Bunu bir amentü haline getirin. Ulaştığınız her Kürd’e bunu anlatın. Onları ikna edin. Bir müddet sonra göreceksiniz ki; toplum olarak aynı hedefte buluşmuşuz. Bu, milletçe bizi kurtuluşa götürür.

 
Burada kişisel çaba elbette önemlidir. Fakat bu, tek başına yetmez. Kürd millet idealini gerçekleştirmek için Kürdler adına mücadele eden Kürdistani siyasi güçlerin, aydınların, akademisyenlerin, kanat önderlerin, sanatçıların, işadamların ortak çabasıyla olursa bağımsızlık fikri ete-kemiğe bürünür. Bunun için zaman yitirilmeden bu saydığımız çevreler ortak bir Kürd deklerasyonunu ortaya koymalıdır. Kürd milletini bunun etrafından bir araya getirmenin çabasını vermelidir. Milletçe, toplumca bunun etrafından kenetlenmeliyiz. Bunu başarırsak devletleşmemek için hiçbir neden kalmaz.