Reklamlar

Tadı kalmayan Anneler Günü

Yavuz ÖZCAN

Mayıs ayının belki de en önemli günlerinden biri de kuşkusuz Anneler Günü’dür. Sabit bir tarihi olmamakla birlikte, tüm dünya ile birlikte her yıl 2.hafta Pazar günü kutlanır. Annemize ve ailemizdeki anne olan yakınlarımıza sevgimizi ve minnettarlığımızı ifade edebilmek için bir şanstır bu özel gün. Onların üzerimizdeki emeklerine karşılık bu özel günde onlara söyleyeceğimiz her tatlı söz, sevgimizi ifade eden sözler, samimi ve içten minnet cümleleri onları mutlu edecektir.
‘Sarılmaya ihtiyacım olduğunda, kolların benim için her zaman açık. Bir arkadaşa ihtiyacım olduğunda, her zaman yanımdasın. Bir derse ihtiyacım olduğunda, en iyi öğretmensin. Gücün ve sevgin bana her zaman rehberlik ediyor. Seni çok seviyorum anneciğim, Anneler Günün kutlu olsun!’ şeklinde ki cümleleri kuşkusuz hepimiz kurarız.Gel görkü yaşadığımız coğrafya da hiçte Anneler ve tüm kadınlara bu sözcükler söylenirken, diğer yandan bir cehenem hayatı yaşatılmakta ne yazık ki.
Bunun en somut örneklerinden biri Cumartesi Anneleri.

  1. haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri yasaklanan Cumartesi Anneleri 782. haftadan beridir koronavirüs nedeniyle açıklamalarını Twitter hesabı üzerinden yapıyorlar. Bu annelerin görmediği acı sanırım kalmadı.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı ve o gündür bugündür bu dava sürüyor…

İktidarın baskıcı ve ayrıştıran politikası her gün bir çok kadının gözlerimiz önünde katledilmesine sanırım toplumsal kabullenmeyi de geliştirdi.

Gözü dönmüş’ devlet adamı’ Erdoğan da haklı, Le Monde gazetesinin Türkiye muhabiri de haklı.
Yani içeriden bakınca da dışarıdan bakınca da aynı şey görülüyor, ikisi de aynı şeyi söylüyor.
Türkiye; etnik, dini, coğrafi olarak ikiye bölünmüş durumda. Hem de yüzde elliye elli.
Birinci yüzde ellinin “hayattan ne anladığı” ile ikinci yüzde ellinin ne anladığı çok farklı.

Birinci yüzde elliye girenlerden biri süslenmiş püslenmiş, artistik kıvamda bulduğu fotoğraflarından birini seçip “Instagram”ına koymuş.

Altına da “Bu tarz benim” Anne anneler günün kutlu olsun yazmış.
Bir diğer artist kızımız da süslenip püslenmiş. O da ağız sulandıran kıvamda bulduğu fotoğraflarından birini seçip kendi “Instagram”ına koymuş.
Altına da “Bu farz benim” Anne anneler günün kutlu olsun yazmış.
Tahmin edeceğiniz gibi, birincisinin başı açık, ikincisinin kapalı. “Tarzların ve farzların” buluştuğu yer ise Instagram.
“Anneler günü” etkinliği ise artık tarafların, sosyal medya üzerinden hesaplaştıkları konulardan biri oldu.
Dün, adına “Anneler günü” dediğimiz mahalle baskısına gülüp geçiyorduk. Bugün ise kapışmayı kaygı ile izliyoruz. Bizi güldüren şeyler var olmasına yine var ama alttan alta fokurdayan büyük bir gerginlik de var.
“Hayırlara tebdil” deyip günün anlam ve önemine döneyim.

Sosoyal medyada bir video da izlemiştim . 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde ve adam biri radyo kanalından boşandığı karısı ile annesi için bir türkü istiyordu.
Programı sunan kızcağız hayli duygulanıyor:
“Ne güzel” diye başlıyor lafına.
“Boşandığınız halde eşiniz için türkü istiyorsunuz, onu güzelliklerle hatırlamaya çalışıyorsunuz. Keşke bütün erkekler sizin gibi kibar olsa.”

Adamdan ses yok. Sadece sunucu konuşuyor. Onun bu örnek davranışına güzellemeler yapıyor. Lafı da övgüyü de yeterince uzattıktan sonra adama, “Eşiniz ve annesi için hangi türküyü istiyorsunuz?” diye sordu.
Adamın sesi buz gibi ama kararlıydı:
“Elalarını, elalarını. Allah versin belalarını!”

Her gün gazetelerde okuduğumuz onlarca kadının kocaları tarafında nasıl öldürüldükleri haberleri arasında Anneler gününü kutlamakta eski hallerden artık çok uzak.
Beş yıldır birlikte olan çift, son kez olarak İstanbul’un gözde pastanelerinden birinde buluşurlar. Genç kız, aralarındaki ilişkiyi bitirmeye karar vermişti. Onu söylemeye hazırlandığı için gergindi.
Erkeğin böyle bir sezgisi olmadığından, kafası “Dilber dudağı mı yesem, künefe mi?” ikilemiyle meşguldü ve rahattı.
Genç kız “Sorun sende değil bende” manevraları ile lafı ayrılık noktasına getirip diyeceğini pat diye deyiverdi.
“Ayrılmak istiyorum.”

Böyle bir şey beklemeyen erkeğin ağzı açık kalmıştı. Genç kızın suratına sessizce baktıktan sonra ani bir hareketle kalktı ve “Benim için artık bir ölüsün!” deyip masayı terk etti.

Sorunu, kavgasız gürültüsüz hallettiği için rahatlayan genç kız evine dönerken, ertesi gün başına geleceklerden habersizdi. Son sözü, ertesi gün kızın oturduğu mahallenin camisinin müezzini söyleyecekti.

BÜTÜN ANNELERİN ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN