48178195-4A05-4456-A2D0-16B151F50A11

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Evet, resmiyette bir Irak ve Suriye devleti var ama fiiliyata bir Irak ve Suriye devletinden bahsetmek zordur. İkisi de paramparça. Devletin başında mafya odakları var. Yanı sıra, her şehirde ve hatta her mahalede mafya odakları vardır. Kimse kimsenin otoritesini kabullenmiyor. Devleti ele geçirenler bile buna güç yetiremiyor. Her mafya grubu gücü oranında bulunduğu alanda kendi çıkarları neyi öngörüyorsa ona göre davranıyor. Bu da Irak ve Suriye’nin geleceği konusunda bir belirsizliğe işaret ediyor. Bu durum Kürdlere sonsuz olanaklar sunuyor ama Kürd siyasal güçlerin durumu da iç açıcı değildir. Millet olmaktan doğan haklarımızın savunucuları değiller.

 

Irak ve Suriye’nin geleceğini belirleyecek olan iç toplumsal dinamikleridir. Ülkenin siyasal bütünlüğünün sürdürülmesi veya parçalanmasına yol verecek olan bu toplumsal aktörlerin birbirleriyle çatışma ve uzlaşmaları ile olacaktır. Bu nedenle mevcut dinamiklerin hangi yöne evrileceğini şimdiden öngörmek mümkün değildir. Irak ve Suriye’de çözülmeyen çok sorun vardır. Etnik, mezhep, aşiretler arası ilişkilere bakıldığında ortada hiç te iç açıcı bir durumun olmadığı görülmektedir. Hepsi birbirleriyle çatışmaktadırlar. Tüm bu aktörleri bir potada eritmek mümkün değildir. “Iraklılık” ve “Suriyelilik“ bilinci oluşmamıştır. Sünni Arap milliyetçiliği üzerine inşa edilen Irak; ne Kürdler, ne de Şii Araplar tarafından kabul görmüştür. Saddam’ın tasfiyesiyle de “Iraklılık“ bilinci kimseyi ilgilendirmez olmuştur. Zaman zaman dile gelse de, buna tüm tarafları razı ettirecek bir siyasi yapı, böyle bir planı ortaya koymuş değildir. Bunun yerine gücü ele geçiren, diğer kesimlere güç yetirmeye çalışmaktadır. Bu da taraf olan güçlerin aralarındaki çelişkileri daha da derinleştirmektedir. Buna bir de dış güçlerle olan ilişkiler de eklendiğinde, daha karmaşık bir durum ortaya çıkmaktadır. Aynı durum Suriye’de de yaşanmaktadır.

 

Irak ve Suriye, bir bütünselik içinde düşünülürse, nüfuslarını oluşturan herkes, farklı etnik ve mezhepsel kimliklere sahiptir. Bunları bir arada tutacak ortak bir ideal yoktur. Bu da, var olan grupların çatışmasına yol açmaktadır. Peki ne olacak? Anlaşılan Irak ve Suriye öyle kolay durulmayacaktır. Kaos ve kargaşa devam edecektir. Sonuç olarak Irak ve Suriye nerede duracaktır? Siyasi ve toprak birlikleri korunabilecek mi? Yoksa bölünecekler mi? Şimdiden bu konuda bir şey demek için henüz erken. Ama eldeki verilere bakıldığında, Irak ve Suriye’nin dağılacağını öngörebiliriz. Hem etnik, hem mezhepsel olarak bölüneceklerdir. Şu bir gerçek; bu kaos ortamı uzun bir süre devam edecektir. Taraflar karşılıklı güçten düşecektir. Dış bir kurtarıcı arayacaklardır. ABD zaten yanı başlarındadır. Peki, ABD, Irak ve Suriye’ye nasıl bir şekil verecektir? O süreçte çıkarları neyi gerektiyorsa ona göre Irak ve Suriye’yi dizayn edecektir. GOP’na göre fikir yürütürsek, görünen Irak ve Suriye’nin üçe bölünecekleridir.

 

“Irak“ ve “Suriye“ diye tabir edilen suni coğrafyalar; bağımsız Kürdistan, Sünni ve Şii Araplar şeklinde bölünecektir. Kimi iddialara göre Iraklı Sünni Araplar Ürdün’e bağlanacaktır. Kuşkusuz bu gelişmeler birden olmayacaktır. İran Molla rejiminin tasfiyesi sonrası olacağı varsayılmaktadır.

 

Irak ve Suriye’nin durumu böyle ama Kürdistan’ın güney ve güneybatısının durumu onlardan farklı değildir. Mevcut siyasal güçler anlaşamamakta ve her an kendilerini bir çatışmanın eşiğinde bulmakla karşı karşıyadırlar. Aralarında milli birlik yoktur. Ortak bir milli duruş yoktur. Her biri bir veya birden fazla sömürgeci devletle işbirliği halindedir. Bir nevi sömürgeci devletlerin hegemonyası altındadırlar. Özelikle güneydeki durum çok vahimdir. Siyaset, ekonomi, askeriye ve hatta kültürel alanda atılacak her adım sömürgeci devletlerin onayından geçmektedir. Güney bir anlamıyla sömürgeci devletlerin işgali altındadır. İstihbaratından, askeriyesine kadar hakim durumdadırlar. Ekonomi zaten teslim edilmiş durumdadır. Kürd milli serveti sömürgecilere peşkeş çekilmektedir. Acı da olsa güneyin durumu budur. Bu da endişe vericidir.

 

Şuna dikkat etmek gerekiyor; kimin hangi amaç ve planla hareket ettiğini iyi irdelemek gerekiyor. Burada duygusallığa yer yoktur. Bu nedenle düşmanın amaç ve planlarında Kürd siyasal hareketlerin yeri nedir, ortaya çıkarmak gerekiyor. Sahte milliyetçi söylemlere kanmadan ve kimsenin gözünün yaşına bakmaksızın; hata ve hatta suç işleyen siyasal güçlerin teşhir edilmeleri, zamana yayilmadan, anında yapılmalıdır. Burada susmak ölümdür.

Bir Hatırlatma.

Kürd milletinin devletleşmesinin önündeki en büyük engel; Kürd millet egemenliğine el koyan sömürgeci ülkelerde gelişecek demokrasi beklentisine kendilerini endeksleyen Kürd parti, örgüt, dernek ve oluşumlardır. Bu da nereden çıktı sorunuza kanıt sunalım. Bir süre önce Hewler’de toplanılması öngörülen ve defalarca ertelenen ismine “Kürd Ulusal Kongresi” denilen “hilkat garibesi”nin “Hazırlık Komitesi”nin basına yansıyan bildirisinde “Kürdlerin birliği hiçbir devlete karşı değildir” belirlemesini hatırlayan var mı? Sergilenen bu tutum sorgulanmaz mı? Bu içler acısı durum deşifre edilmez mi?

 

Biri kalkıp “Kardeşlerim, ‘Kürdlerin birliği hiçbir devlete karşı değildir,’ diyorsunuz, peki bu birliği kime karşı ve niye yapıyorsunuz?” diye sorsa, bu soruya verilecek cevabınız var mı? Bu tutumunuzla sömürgeci devletleri kandıracağınızı mı sanıyorsunuz? İşte büyük yanılgınız budur. Sömürgecilerimizin tutumu açık ve nettir. Onlar açısından Kürdlerin ne savunduğu pek önemli de değildir. Onlara göre ben Kürdüm ve ülkem Kürdistandır dedikten sonra buna karşı söylem ve icraatları bellidir. İnkar et ve inkar ettiklerini yok et olmuştur. Tarih bunun şahididir.

 

Düşünün! “Kürdlerin birliği hiçbir devlete karşı değildir,” belirlemesinin mantığında, Kürdlerin millet olmaktan doğan doğal hakları var mıdır? Bu mantıkla milli birlik olur mu? Egemenliği gasp edilmiş Kürd milletinin milli birliğinden bahsediyoruz. Milli birlik; millet olmaktan doğan, doğal hakları istemi üzerine kurulmayacaksa, peki hangi ilke ve amaç için kurulacak? Daha ötesi kurulacak “Ulusal Kongre“ kime karşı olacaktır?

 

Ki; milli birliğin en üst kurumlarından biri; “Ulusal Kongre”dir. Sahi oluşturulmak istenilen bu mudur? Yanılmayasınız! Kürd/Kürdistan’ı işgal eden, varlığını inkar eden, dahası imha etmeye çalışan Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerine karşı değilse; bu kongrenin amacı nedir?

 

Onu da biz söyleyeyim. Kimse kendini kandırmasın. Kürdistan’ın bağımsızlığını hedef seçmeyen ve bunun üzerinde inşa edilecek “Ulusal Kongre“ Kürdistan’ı egemenliği altında tutan Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerine karşı olmayacaksa, öngörülen “birlik“ bir hilkat garibesi“ olmanın dışında bir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu “hilkat garibesi“nin savunanı yukarıda ismini zikrettiğimiz sadece Irak-PDK, YNK ve PKK’den ibaret değildir. Deyim yerindeyse Kürdistan’da olan tüm siyasal yapıların tutumudur. Bu Kürd milletinin en büyük açmazıdır. Her ne kadar, kimi siyasal güçler parti program ve tüzüklerine hedef olarak Kürdistan’ın bağımsızlığını koymuşlarsada bu güçlerin ismi var ama cisimleri yoktur. Bir kere sahada değildirler. Saloni güçlerdir. Masabaşı güçlerdir. Pratik mücadelede bir getirileri de yoktur. İşte Kürdlerin çıkmazı da budur. Bu nasıl aşılacak meselesi, tartışılan bir konudur.

 

Bu koşullarda bağımsızlık ilan etmenin koşulları yoktur. Yıllardır buna işaret ettik. Kimseyi inandıramadığımız gibi, kimileri tarafından birilerine düşmanlık yaptığımız bile iddia edildi. Sorun bizi neyle suçladıkları değildir. Kim neyle suçlarsa suçlasın, önemli de değildir. Önemli olan, milletçe içinde olduğumuz kabullenilemez durumdur. Kürdler bunu görmeli, bunu aşmanın çarelerini bulmalıdır. Doğacak olumlu bir durumda bağımsızlığı ilan etmek için hazırlıklı olmak için bu zorunludur. Bunun için, milletçe içinde olduğumuz durum iyi tahlil edilmeli ve bunu aşmanın yolu bulunmalıdır.

11 Mayıs 2020