Reklamlar


27 Mart 2020 tarihinde Sakız cezaevindeki mahkumlar isyan çıkararak 74 kişi kaçmayı başarıyorlar. İsyanın önderi Mustafa Selim’i olduğu söyleniyor. Mustafa Selim dışarı çıkar çıkmaz Irak-PDK’nin istihbarat örgütü Parastın devreye giriyor. Mustafa Selim’iyi alıp Siya Gwez köyüne getiriyor. Bu bir operasyondur ve İran istihbarat örgütü İtlaat‘ın bilgisi dahilinde yapılıyor. Bunun amacı var. Yazının ilerleyen bölümlerinde bunu izah etmeye çalışacağız.

Siya Gwez köyü, İran ile Kürdistan’ın güneyi arasındaki sınırda sıfır noktasındaki köydür. Kürdistan’ın güneyine aittir. Mustafa Salim’in resmi bu köyün camisinde çekiliyor. Resim çekilir çekilmez anında Amerika’da bulunan Ali Javanmardi’ye gönderiliyor ve O da hemen bu resmi sosyal medyada servis ediyor.

Burada soru şudur. Bu resmi kim çekti? Çekmesinin amacı neydi? Niye kimseye değilde Ali Javanmardi’ye gönderiliyor?

Bu soruların peşine düşersek Mustafa Selim’ye karşı korulan komployu anlayabiliriz. Ve de bu komplonun amacını rahatlıkla çözebiliriz.

Ali Javanmardi, Irak-PDK’nin adamı. Amerika’da Irak-PDK için faaliyet gösteren biri. Adamın işi gücü Irak-PDK karşıtı güçler hakkında dezinformasyon yaratıp algı oluşturmaktır. Kürd milleti nezdinde bu siyasal güçleri şeytanlaştırmaktır.

Resmi çeken Irak-PDK’nin istihbarat örgütü Parastın’ıdır. Ali Javanmardi’ye gönderenlerde onlardır. O da hemen servis ediyor. İran tarafından ciddi olarak aranan Mustafa Selim’in Siya Gwez köyü camisinden ne amaçla resmi çekiliyor ve anında sosyal medyada niye servis ediliyor? Herkes bu sorunun peşine düşmelidir.

Bunun nedeni açıktır. Kompas daha evvel kurulmuş. Bölge’de hakim olan YNK‘dir. Önce Mustafa Selim’in YNK bölgesinde olduğu propagandası yapılacak, ispatı için resim gösterilecek ve İran ile YNK karşı karşıya getirilecektir. Haber kaynaklarımızdan aldığımız bilgiye göre Mustafa Selim’i Siya Gwez köyüne getiren, resmini çekip Ali Javanmardi’ye ileten ve aynı zamanda İran’a bildiren gücünde Irak-PDK’nin istihbarat örgütü Parastın güçlernin olduğu şeklindedir. Ve bu kesin bilgidir. Hatta kimi bilgi kaynaklarımızın iddiasına göre bu komplonun Irak-PDK’nin istihbarat örgütü Parastın ile İran İstihbarat örgütü İtlaat‘ın ortaklığı temelinde uygulamaya konulduğudur. Amaç Mustafa Selim’in YNK eliyle İran’a teslim ettirmek ve YNK‘yi toplumda rendice etmektir. Özeliklede YNK’deki Lahr Şex Cengi grubunu toplum nezdinde suçlu duruma sokmaktır. Bunu da başardılar.

Mustafa Selim, Siya Gwez köyünde olduğu anlaşılınca Pencivin asayışı gidip alıyor. Asayiş sorumlusu YNK’li. İran ile süren ilişki sonucu Mustafa Selim’i kısa bir sürede İran’a teslim ediyor. Pencavin asayış sorumlusunun bu işi tek başına yaptığı mümkün değildir. Mutlaka YNK merkezine sorduğu ve ver dedikten sonra verdiği kesin. Böylelikle YNK Kürd milleti nezdinde suçlu konumuna düşürüldü.

YNK, İran istihbaratı ve Parastın‘ın oyununa geldi ve toplumda epeyce zor duruma düştü. YNK kendisine karşı konulan bu komployu açığa çıkarabilir mi, çıkaramaz mı bilmiyoruz. Gerçi konunun araştırılması için Hewler Hükümeti‘nin onayı ile bir soruşturma komisyonu korulmuş ama güneyde korulan komisyonların ne menem olduklarını daha evvel ki tecrübelerden biliyoruz. Karşıt güçlerin uzlaşısı üzeri sorunların üzeri kapatılması geçerli akçe olduğu malumumuz.

YNK ne kadar yıpranırsa yıpransın yaptığı hata mı, yoksa suç mu bir yana bunu düzeltmenin tek bir yolu vardır. Olayı hasıraltı etmemelidir. Kimin bu olayda bir suçu varsa bulup yargı karşısına çıkarmalıdır. Eğer bunu yapmasa Kürd milleti nezdinde yapılan ihanetin sorumlusu olur. Olay onların boynunda kalır.

Mustafa Selim olayında YNK Kürd toplumu nezdinde suçlu konuma düşürülmüştür. Irak-PDK yanlısı basında organizeli bir şekilde olay işlendi. Bu işte özelikle Irak-PDK kapısında maaş ve ihale alan kuzeylilerin büyük çabası oldu. Bu olay üzerine Irak-PDK ve YNK düşmanlaştırıldı. Bu konuda çok kötü bir sınav verildi. Ama işin tuhaf tarafı bu rolü oynayanların en çok “milli birlik“ çığırtkanlığı edenler oluşu ayrıca mide bulandırıcı. Irak-PDK aldığını almıştır, amacına ulaşmıştır. Bunun üzerine dün Mesud Barzani kurmaylarıyla yaptığı toplantı sonrası Irak-PDK ve YNK arasında süren sosyal medya savaşına son verin mesajını verdi.

Kuşkusuz Irak-PDK ve YNK dost ve düşman karşısında sosyal medya üzerinde birbirini yıpratmamalı ama bu iş olan bitenle bitmemelidir. Eğer bu konuda samimiseler hukuksal olarak işin peşini bırakmamalıdırlar. Maddem hükümetin onayı ile bir araştırma komisyonu kurulmuş, suçlu olanları açığa çıkaracaksın. Kimsenin gözünün yaşına bakmaksızın olay tüm boyutlarıyla açığa çıkarılmalıdır. Eğer hükümetlerse, adalet sahibi iseler, Mustafa Selim’in hukuku savunulmalıdır. Ona karşı işlenen ihanet suçu açığa çıkarılmalıdır. Eğer Hewler hükümeti ve de bu olayı medyasında üst boyutlarda ele alan Irak-PDK işlenen suçun peşini bırakırsa o da işlenen suçun suç ortağı olur. Kürdistan yurtseveri olarak bu işin peşini bırakmayacağız. Bu ihaneti yapanlar ortaya çıkarılıp, gereken ceza verilinceye kadar bunu gündemde tutmaya devam edeceğiz.

Bugünden sonra kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın bu tezgahı kuranların İran istihbaratı İtlaat ve Parastın’ın olduğunu kimseye inandıramazsınız. Nihayetinde ortada bir cinayet var. Bu cinayete yol açanlarda YNK’nin kendisidir. Çünkü Mustafa Selim’iyi İran’a teslim edenler YNK’nin kendisidir. İran’da Mustafa Selim’i zaman araya koymadan aleni olarak ipe çekmiştir. Bu operasyonla YNK başındaki Lahor Şex Cengi’ye ayağını denk at mesajı verildi. Zaten Mustafa Selim operasyonu ile Lahor Şex Cengi’ye bu mesajı vermek için yapıldı. Çünkü YNK içinde İran politikalarına en çok karşı çıkan YNK içindeki ekibin başı Lahor Şex Cengi’dir. YNK içindeki diğer iki ekipten biri İrancı, bir diğeride Irak-PDK yanlısıdır. Bu her iki ekibinde Lahor Şex Cengi gurubuna karşı uygulanılan bu komplonun içinde olduğuna kuşku duymuyoruz.

Mustafa Selim’i vakası birçok yönüyle tahlil edilebilir. Mustafa Selim, İran vatandaşı. Kaçak olarak Kürdistan Federe Devlet sınırına kaçak giriyor. Uluslararası ve devletler arası anlaşmalara göre bu suç. Irak Federe Hükümeti onu İran’a verebilir. Bu hak ve yetkisi var. Bununda çok yolu var. Eğer sınırda yakalanmışsa bir soruşturmaya gerek kalmadan İran’a yasal olarak teslim etme hakkı var. İkinci yol, alır ifadesi alınır, konumu açığa çıkarılır, gerekirse tutuklar ve yargılar. Yargılama sonucu ya iltica hakkı tanır, ya da geldiği ülkeye iade eder. Presedür budur. Bu hem uluslararası ve hemde ülkeler arası anlaşmalarda belirtilmiştir.

Fakat Mustafa Selim’inin durumunu bu yasalar çerçevesinde değerlendirmek doğru değildir. Her şeyden öte biz Kürdler olarak meseleyi böyle ele alamayız. Çünkü Mustafa Selim’i bir Kürd yurtseveridir. İran Molla rejimine karşı mücadele etmiş, yakalanmış, cezalandırılarak zindana atılmıştır. 17 yıl cezaevinde kalmıştır. Bir fırsat bulmuş kaçmayı başarmış ve ülkem dediği ve özgürleştiği sandığı, Kürd Hükümeti’nin hakim olduğu güney parçasına ulaşmıştır.

Mustafa Selim, kurtarılmış bildiği Kürdistan’ın güneyine ayak bastığı zaman duyduğu sevinç hazını kimse tahmin edemez. O an O kendini dünyanın en şanslı ve en mutlu insanı gördüğü kesindir. Fakat bu sevinç uzun sürmedi. Çok kısa bir sürede kara sabana dönüştü. İhanete uğradı. Kısa sürede sevinci kursağında kaldı. Düşmana teslim edildi. Düşman göstermelik bir yargılama ile onu ipte saladı.

Bu olan biten hiçbir vicdanın kabul edeceği bir durum değildir. İnsani vicdan bir yana yurtseverlikle izah edilecek bir durum değildir. Bir yurtsever Kürd’ün kendilerine Kürd Hükümeti veya gücü diyenler tarafından düşmana verilmesi afedilecek bir olay değildir. Kürd milleti açısında kara bir lekedir. Dünya insanı şaşkın. Kürdler nasıl bu hata ve hatta bu suçu nasıl işler diye düşünmektedirler. Utanç bir durum.

Bu utançlığı Kürd siyasal güçleri politika yapmış. Tarihleri bu suçlarla doludur. Bu nereden kaynaklanıyor. Bu Kürd siyasal hareketlerin Kürd milletinin ezeli ve böyle giderse ebedi düşmanı olan Türkiye, İran, Irak ve Suriye sömürgeci devletleri ile girilen kirli ilişkilerden kaynaklanıyor. Bu güçler bir nevi Kürdistan halkını sömürgecilerimiz adına kontrol etme araçlarına dönmüş durumdadırlar. Öyle bir durum yaratmışlar ki; bu suçu işlemeyi olağanlaştırmışlar. Sanki olağanmış gibi üstüne üstlük birde savunmaktadırlar. Geçmiş bir yana, 1967-1968, 1980, 1972, 1996, Şemdin Sakık ve yüzlerce PKK gerillasının teslimi listesi uzayıp gider. Önüde bir türlü alınmaz. Bırakın önü alınması, bu durumu izah etmeye kalkan kim olursa olsun günah keçisi ilan ediverilir. Hata ve suç işleyenler haklı, ama bunu dile getirenler suçlu sandalyesine. Ondan sonrada Kürdler niye birlik olmuyor çığrtkanlığı yapılır.

Mustafa Selim’i olayı Kürdistan Federe Devleti’nin niteliğinide bir kez daha gündeme getirdi. Sahi böyle bir yapılanma var mıdır? Olmadığı Mustafa Selim’i olayıyla bir kez daha anlaşıldı. Bir federe devlet, bir hükümetin olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Ne var peki? İki ailenin Kürd milli servetini kendi aralarında nasıl böleceği bir anlaşmanın ve bu iki aile otoritesinin hakimiyeti olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Biz bunu yıllardır izah etmeye çalıştık. Kürd milletine bu konumlarıyla verdikleri zararı izah etmeye çalıştık. Fakat beynini maaş ve ihale karşılığı rehin bırakan kimi birey ve çevrelerin saldırısına maruz kaldık. Bizi güney düşmanlığı yapmakla suçladılar.

O zaman şunu söyleyelim. Tüm olan biten olumsuzluklar bir yana sadece Mustafa Selim olayında; “yok YNK bölgesiymiş, sorumlu YNK imiş“ vs. Peki Hewler İktidarı Yalova kaymakamı mı? Bostan korkuluğu mu? Hükmetiği toprak parçasında sözü geçmiyorsa kendisini nasıl federe devlet veya hükümet diyebilir? Bunu izah edebilecek birileri var mı? Gerçi bu soruyu çok sorduk ama bir cevap almadığımız gibi karşıtlarımızın “sadece gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım“ misali, “ben aldığım maaş ve ihaleye bakarım, kim kimi, kim neyi satmış ve almış umurumda değil“ yaşamını kendilerine politika edinmiş Kürd millet satıcıları ile karşı karşıyayız. Lanet olsun size. Sizin gibi vatan, millet satıcıları oldukça düşmana bile gerek yoktur.

20 Nisan 2020