Reklamlar


Nihat Veli Yüce

Aklı başında, gerçeğin hizmetinde olan ve bilime hürmet eden tıp uzmanları ve çalışanlarının ortak kanısı, Korona virüsünün esasta 70 yaş üstü ve sağlık sorunları yaşayan kesimlerde öldürücü olduğunu, özcesi bağışıklık sistemi zayıf olanları etkilediğini belirtmektedirler. Her hangi bir sağlık sorunu olmayan 70 yaş altı kesimin bağışıklığının bu hastalığı kendiliğinden yenme gücünde olduğunu ve çoğunun virüsü kaptığını farketmeden hastalığı atlattığını ileri sürmektedirler. Şu ana kadar bunun aksini iddia eden vicdan sahibi tıp uzmanına denk gelmedim. Yani sağlıklı, vücut direnci yüksek olanlarda, özellikle genç kuşakta ölümcül tehlike arz ettiğini kimse ileri sürmüyor. Dünya da şu ana kadar yaşanan ve koronadan olduğu ileri sürülen ölüm istatistiklerine baktığımızda da, ölenlerin hemen hepsinin yaşlı veya her hangi bir hastalığa sahip olan veya çok uzun ve yorucu çalışmadan dolayı bağışıklık sistemi çökmüş olan kesimlerin oluşturduğu görülür. Her hangi sıradan bir grip hastalığında da bu gruplar risk altındadır. İstatistiklerin dilinin de ortaya koyduğu gerçek budur.

Bunun aksini iddia eden, her yaş grubunun ölümcül tehdit altında olduğunu ileri süren, virüs bulaşmış her yaş grubunun sağlık merkezlerinde tedavi edilmeksizin bu virüsü atlatamayacağını iddia eden yok. Bunlar virüs korkusunu yayma görevi üstlenmiş olan, toplumun bütünü yerine, risk gruplarını öncelik sırasına göre tasnif ederek, korumaya, toplumdan yalıtma, izole etme yöntemleri yerine, toplumun bütününü bir birinden soyutlayan, izole eden, ekonomik ve sosyal hayatı bitiren hükümetlerin cevaplama cüreti gösteremedikleri sorulardır. Dünya Sağlık Örgütü’nden alınan veriler üzerine oluşturulan rapora göre, ölüm oranı 60 – 69 yaş grubu için yüzde 3.6, 50 – 59 yaş grubu için yüzde 1.3, 20 – 29 yaş grubu için yüzde 04. İstatistiklere bakıldığı zaman korona virüs nedeniyle ölüm oranın en az görüldüğü yaş grunu ise 10 -19 , 20 -29 ve 20- 39 yaş grupları oluşturuyor. 0 – 9 yaş grubunda ise ölüm vakası yok. Söz konusu rapora göre, bu yaş gruplarında korona virüs kapan ve bu nedenle hayatını kaybedenlerin oranı yüzde 0.2. Başka bir deyişle bu yaş gruplarında korona virüs kapan her 1000 kişiden 2’si hayatını kaybetti. Özellikle 60 taş altı kesimlerde ölenler, başka bir hastalığı olan, uzun ve yorucu çalışma veya düzensiz ve sağlıksız yaşama sonucu bağışıklık sistemi çökmüş olan kesim. Sağlıklı olan bireyler ölüm riski taşımıyor. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde her yıl 5 milyon civarında grip vakası ortaya çıkıyor ve bundan kaynaklı ölümlerin sayısı 650 bini buluyor. Bu normal grip vakarından ölen ortalama insan sayısı. Bunlar kuru sıkı sıkılmış bilgiler değil. *Dünya Sağlık Örgütü’nün istatistiki verileri. Bütün devletlerin kabul ettiği bilgiler.

Durum bu iken, dünyada hayatı durma noktasına getiren, korku ve panik havası hiçte virüsün izah edilme özellikleri ile orantılı değil. Özellikle batı toplumlarında yaşlıların ve sağlıklı olmayan bireylerin tespiti ve ayrıştırılması 24 saati bile bulmaz. Özcesi 24 saat içinde ölümcül, risk grubunu teşkil eden yaşlı ve hasta kimseler tespit edilip, özel korumaya alınabilinir durumda. Alt yapısı ve teknik kapasitesi buna uygun. Böylece bütün toplum izole edileceğine risk grubunu izole ederek, normal ekonomik ve sosyal hayat olduğu gibi devam ettirilebilinirdi. Bunun ekonomik açıdan getirdiği yük te daha az maliyete sahip. Bu tarz salgın durumlarında öncelik bütün toplumu izole etmek değil, risk gruplarının tespiti ve öncelik sıralamasına göre bu risk gruplarının izolasyonu ile, rutin toplumsal hayatın sürdürülmesi önceliklidir. Yapılan ise bunun aksi yöndedir. Risk gruplarının analizi yapılıp, ayrışım sağlanarak, sosyal ve ekonomik hayatın en az etkileneceği bir yöntem yerine, risk gruplarının izolasyonu, (toplumdan soyutlama) ile önlem almak yerine, bütün ülke risk grubu tasnifi yapılmaksızın bir bir birinden izole ediliyor. Dünyada neredeyse her devlet bu yöntemi uyguluyor. Özellikle genç ve bağışıklık sistemi güçlü olan ve doğal olarak en düşük risk grubunu oluşturan kuşak üzerinde, izolasyon daha yaygın yapılıyor, bu gurup daha çok baskılanıyor. Yaşam tarzları zoraki değiştirilmek isteniyor. Bir birleriyle olan sosyal etkileşimleri tamamen kesiliyor.

Diğer yandan, yaklaşık olarak aynı yaş grubunu oluşturan, en çok aynı sosyal ortamları, aynı kapalı mekanı yüzlerce binlerce insanın kullanmak zorunda olduğu, ordu ve polis teşkilatında rutin hayat devam ediyor. Buralarda bir panik havası yok. Zira yüzlerce, binlerce asker ve polis ortak yaşam alanlarından izole edilmeksizin rutin faaliyetlerini sürdürmektedirler. Oluşturulan panik havasına bakılırsa, normalinde, özellikle ordu kurumlarında da acil terhislerin yapılması, sayının acilen küçültülmesi, yüzlerce, binlerce insanın aynı koğuşta, aynı yemek hanede, aynı talim ortamında, aynı karakolda veya kışlada aynı havayı solumasının önüne geçilmesi gerekiyor. Nedense bu kurumlarda bu tarz önlemlere gidilmiyor. Dünyanın, bütün ordu ve diğer güvenlik kurumlarında bu yönlü bir kaygı yok. Bir önlem yok. Bir panik havası yok. Acil terhisler yok. Toplumda estirilen korku terörü ve büyük panik havası özellikle ordu başta olmak üzere, polis ve diğer silahlı kurumlarda yok. Her hangi bir küçülme, erken terhis yok. Kapasiteler olduğu gibi korunmakta. Binlerce insan aynı sosyal ortamlarda, yan yana, kol kola durumda. On binlerce asker bir ülkeden diğerine transfer edilmekte, tatbikatlar ve daha başka stratejik amaçlar için seferber edilmektedirler.

Bireysel gözlemlerimde gördüğüm, deneyimlediğim bir gerçek var ki, genç ve sağlıklı kuşak, yani risk teşkil etmeyen grup daha büyük paniğe sürüklenmiş durumda. Orta yaşlı ve yaşlı kuşak gençlere oranla risk grubunda veya risk grubuna yakın olmalarına rağmen, daha az panik yaşıyorlar ve daha vakur bir duruş sergiliyorlar. Zira sosyal medyanın felaket tellalı, kopyala yapıştır ve salla gitsinci cehalet ordusu ile daha az iletişimde oldukları için, korku dağları inşa etmiyorlar. Daha mantıklı ve ayakları yere basa sorular soruyorlar. Virüsün niteliğini, risk teşkil ettiği grupları sorguluyorlar. Yaratılan korku dağları ve panik havası ile virüsün niteliği arasında büyük orantısızlıklar olduğunu görüyorlar. Daha bilimsel ve daha sorgulayıcı durumdalar. Genç kuşak ise sorgulamaksızın, sosyal medya üzerinden, kopyala yapıştır, salla gitsinle korku dağlarını büyüttükçe büyütüyor. Özcesi devletler eli ile, yazılı ve görsel medya eli ile, özellikle sosyal medya eli ile, virüsün korkusu, virüsten daha hızlı yayılıyor. Korku dağları sorgulanmaksızın yükseliyor. Bir kez daha, 11 Eylül sonrası örülen korku dağları ile ispatlanan, “Hiç bir şey korku kadar hızlı yayılamaz” sözü gerçeklik haline getiriliyor.

Bütün bu psikolojik savaşla hedeflenen ise 21. yüzyılın yeni sistemini kurmak. Dünyayı resetleyip, yeniden programlamak, endüstri 4.0 ile dijital çağın yeni yaşam tarzını oluşturmak. Günümüz teknolojisinin ulaştığı düzey, insanlık tarihinde görülmemiş çapta zorba, totaliter rejimler oluşturmayı mümkün kılıyor. Sistem buraya doğru evriliyor. Yer yüzünde bu güne dek görülmemiş, küresel programlama ve küresel tiranlık kurma çağına gelmiş olduk. Bu nedenle dünyada hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Korona 2020 yeni düzenin, yeni sistemin inşasında milattır.

*Dünya Sağlık Örgütü’nün pekte sağlıklı bir örgüt olmadığı meselesi ayrı bir yazı konusudur.