Reklamlar

M. Mamaş


Son dönem popüler Hollywood filmlerinde insanlığa bulaşan bir virüsün zombi ve ucubik mutantlar yaratarak tüm insan popülasyonunu yoketme sınırına getirdiğini görürsünüz. Kurtulmayı başarabilenler virüsün ulaşamadığı “güvenli bir bölge” olduğunu öğrenirler. Ve orada biliminsanları virüsü yokedecek tıbbî çözümü geliştirmekle uğraşıyorlar. Ordu güçleri de zombileri veya mutantları imha ediyor. Bu korkunç distopya birçok filmin konusudur ve bizler bunları üçboyutlu ekranlarda adrenalinimiz yükselerek izledik.

Şimdi dördüncü boyuta mı geçildi: CORONA!
İşte bu gerçeğin ekranı…

Ölümcül küresel salgın Corona [Covid19] Thomas Friedman’ın belirttiği gibi bir “çağ değişimi”ne ve yine O’nun ifadesiyle Miladi bir başlangıç olarak “Corona Öncesi-Corona Sonrası”na evirilir mi? Yine iddialı kimi düşünürlerin okumasıyla yeni bir “Dünya Düzeni” mi kurulacak?

Bu düzen tasavvuru çoğunlukla bir distopya olarak sunulmaktadır. Yeni bir karanlık çağın başlamak üzere olduğundan hareketle insanların beyin direnişi ‘önalma stratejisine’ uygun olarak kırıma uğratılıyor. Corona bu anlamıyla ‘engelleyici saldırı silahı’ olarak fırsata çevrildi. [Covid 19’un tasarlanmış biyolojik bir saldırı olduğu iddiasını tartışmak istemem. Zira ne bu hususta bilgiçlik yapacak teknik bilgi altyapısına, ne de bunu kanıtlayacak veri donanımına sahip değilim. Bizim ilgileneceğimiz kısmı, salgının bir fırsat silahına dönüşme özelliği kazanmasıdır.]

Yaratılan panik ve salgının ölümcül ilerleyişi ile insanlar poşete konulur gibi kendi evlerine gönüllüce hapsedildi. İtalya’ da dağlarda partizanların söylediği ‘Çavbella’ şarkısını halk şimdi(lik) kapandıkları evlerinde söylüyor. Ve bizler de için için yanarak ‘şu bizim idareciler neden hala sokağa çıkma yasağı ilan etmiyorlar’ moduna sokulduk. Kullanılan silahlardan biri, bu!

Sistemin hiç suçu yok (!) Ağzının tadını bilmeyen şu zevksiz Çinli yılanı yedi, yılan yarasayı yedi, balıkçılar pazarında balıkçılara bulaştı, balıkçı metro durağındakilere bulaştırdı vb uzayıp giden olay örgüsü. Tıpkı bir distopya filmi gibi. Üstelik buna inanmak zorundayız. Çünkü koro halinde bunları kafamızın içine boca edip duruyorlar. Tüm ekranlardan, kürsülerden ve haber portallarından aynı korkunç ağızla saldırıyorlar. Saldırının adı bu defalık; önlem!

Poşete girdiğimizden ve uysallığımızdan emin olmak istiyorlar. Yeni bir dünya düzeni kurulacaksa ve bu Friedman’ın dediği şekliyle bir milat olacaksa, bunu kuran egemen sermaye düzeni ise emekçilerin ve ezilenlerin öncelikle yalıtılması gerekmektedir. Zor aygıtları yerine bu defa kitlesel korku tusunamisi kullanılıyor. Başarısız olduklarını kim söyleyebilir ki!…

Aslında şudur mesele; kapitalist sistemin kendisi zaten tıkanık, adeta solunum cihazı ile yaşıyor. Yapısal büyük bir kırılmanın eşiğindedir. Son yıllarda dünya çapında meydana gelen toplumsal hareketler ve emperyalist ülkelerin iç hesaplaşması sistemin tahliye programını [tasfiye planı da diyebiliriz] devreye koymasına yol açtı. Birincisi, sistem yeniden inşa edilmelidir sorunu; ikincil olarak da sistemin patron devletinin yeniden benimsetilmesi konusudur.

Ben Corona salgınıyla Friedman’ın iddia ettiği şekilde yeni bir çağın başladığının aksine, Corona’nın kapitalizmin kırılma dönemine ve genişletilmiş yeniden üretilme krizine denk geldiğini vurgulamak isterim. Hani “taş kuşa değil de, kuş taşa değdi” misali…

Yukarıdaki ifadelerin yanlış algılanmasını istemem; elbette sahici ve ölümcül viritük bir salgın. Burada açık etmek istediğim sorun, Covid 19’un bir sebep olmaktan gayrı, kapitalist düzenin işleyiş mantığının bir sonucu olduğu vurgusudur. Dolayısıyla Covid 19 kapitalizmi gizleyen bir gerçektir.

Doymak bilmez obur iştahı ve kâr hırsıyla dünyanın mineral kaynaklarını tüketen, yağmur ormanlarını yokeden, okyanusları ve nehirleri zehirleyen, toprağı fenni beslemeyle kanserleştiren, GDO’lu ve işlenmiş gıdalarla bağışıklık sistemimizi zayıflatan, durmadan atmosferimizi kimyasallarla zehirleyen [halihazırda dünya kaynaklarının üçte ikisi tüketilmiştir] vd kapitalist düzen dünyamızın EKOLOJİK REZONANSINI bozdu.

İklim felaketleri, balinaların kendilerini kıyıya atarak gerçekleştirdiği toplu intiharları, orman yangınları, seller sular altında kalan şehirler, kasırgalar vb insanlığın bu vahşi düzeni sorgulamasına yine de yetmiyor.

Milyonlarca yıldır uyuyan bakterileri uyandırdık, virüslerin kimliğini bozduk. Doğamızın ekolojik rezonansını sarsınca rahat edeceğimizi mi sanıyorduk!…

Bu sistem, bu sanayileşme ve birikim modeli kendi sonuna gelirken dünyayı da yokedebilecek tehlikeli bir döneme girdi. Bu, Rosa Luxemburg’un işaret ettiği BARBARLIK aşamasıdır…

Bu barbarlık sömürü düzenini yaşatmak için milyonlarca hatta milyarlarca insanın ölümünü soğukkanlılıkla karşılayabilecek düzeyde vahşidir. Sömürüyü sonlandırmak veya ‘makulleştirmek’ yerine dünya nüfusunun bir bölümünden kurtulma seçeneğini tartışabilmektedir mesela. Oysa bunu tartışmak dahi insanlık suçudur.

Covid19’un büyük oranda tropik kuşak ve Akdeniz halklarını etkileyen, belli genetik özelliğe sahip insanlara bulaşmasının, yani biraz ırkçı bir virüs olması doğal denklem içinde mümkünse de; bunun hegemonik hesaplara tahvil edilmesi ayrıca irkilticidir.

Covid19’un belli bir yaş grubu [65 üzeri] için ölümcül olması durumu üzerinden sürdürülen “dünya sağlık sisteminin çöktüğü” tartışmaları da sorgulanmalıdır. Bu yaş grubu kitlenin hem üretici ve hem de tüketici niteliği açısından sisteme getirisi yoktur. Hatta kapitakist işkeyis mantığı içinde yük haline gelmiştir. Üstelik sistemi devindirecek yeni teknolojileri kullanma özellikleri de bulunmuyor. Çoğunun akıllı telefon kullandığı bile söylenemez. ‘Müşteri’ olmaktan uzaklaşmış bu kitlenin ölümü karşısında soğukkanlı bir izlem var. Hatta medya üzerinden yaratılan kitle psikolojisiyle neredeyse kendilerinin ‘mutant’ veya ‘zombi’ gibi algılanmaları sağlanmıştır.

Gerçekten bu olağanüstü teknoloji çağında bu salgının tedavisi bulunamıyor mu? Yoksa klasik sağlık sisteminden elde edilen kar oranları mı düştü? Corona aşısının piyasadan 20 trilyon doları çekme tartışmaları ve yeni dönemde kökhücre gendizilim müdahaleli yeni tıbbî teknolojilerin sermayenin yeni birikimi hizmetine sunulması gerçeğine dikkatinizi çekmek isterim.

Şöyle bir bakınız lütfen; Wuhan’da olay patlakverince dünya Çin’i kişisel kaderine terketti. İtalya aynı şekilde yalnız bırakıldı. İspanya aynı durumda. Ne AB ne de NATO üzerine düşen görevi yerine getirdi. [Ne ilginçtir ki Italya’ya Rusya ordusu yardım götürdü]….Not olarak; AB ulkelerinin “ihtiyaç akçeleri” tükendiğinde belki de yeni bir Bretton Woods anlaşması üzerinden ABD’ye biat edilir ve örneğin Fransa belki bir daha bir Avrupa ordusunun kurulmasından bahsedemez. Hele “NATO’nun beyin ölümü gercekleşti” gibi esrimelere hiç girmez…

Bu manzaradan bakınca eski dünya sisteminin çökmeye başlaması artık süreç meselesidir. Muhtemelen AB dağılma eğilimine girecektir. “Kendilerinin tesadüfen bir yerde ikamet ettiği” duygusuyla yaşayan ulusaşırı şirketlerin anavatana sadakatleri sağlanacak ve yüzergezer paraları ülke toprağına ayak basmak zorunda bırakılacaktır. Bunların üretim üsleri olan Çin yıkıma itilerek bu ulusaşırı sermayenin anavatana dönmesi sağlanacak ve bu yolla kendi ülkesindeki işsizlik sorununa istihdam sağlayacaktır. Yeni bir pahalılık dönemi ve sınıfsal çöküş eğilimi başlayacaktır. Bu da yeni çalkantılara ve zor aygıtlarının kitle pasifikasyonu saldırısına dönüşecektir vb….

Bu barbarlık aşaması demokrasiyi tasfiye edecektir. Sistem demokrasiyi artık sürdürebilmekte zorlanıyor. Zaten demokrasi kapitalist düzenin isteyerek inşa ettiği bir yönetim modeli değildir. Sovyetler ve sosyalist dünya devrimi korkusu karşısında verdiği bir ödündür. Bu olgu olmasaydı bu demokratik düzeni de olmayacaktı. Düşünün ki bugün demokrasi örneği olan İsviçre gibi bir ülkede dahi kadınların oy kullanma hakkı 1960’larda tanınmıştır. Sendikal haklar, işsizlik fonları, egitim hakkı, çalışma saatleri, tatil hakkı, eğitim hakkı eşitliği, sağlık güvenceleri vb yığınla hak sosyalizmin baskısı sonucu tanınmıştır. Dolayısıyla demokrasi; sosyalizm ile kapitalizmin mücadelesinin gayrı meşru çocuğudur. Ebeynlerden biri olmadığına göre yaşatılması zorlaşmaktadır. Sosyalizmin geri çekilmesi ile kapitalizm aynasız kalmıştır. Ve gerçek vahşi yüzünü göstermeye başlamaktadır…

Elbette kapitalizm her zaman vahşiydi. Ancak bu barbarlık aşaması insanlığın ve dünyanın sonunu getirme tehlikesinin güncel bir sorun hâline geldiğinin işaretidir. Kapitalizm durdurulmazsa, Sosyalizm ile tasfiye edilmezse dünyamızı yokedecektir. Karl Marks’ın dediği gibi; insan kalmanın tek yolu insanlıkdışı bu sisteme karşı savaşmaktır. ” Her geçen gün aklını ve onurunu daha da yitiren bu dünyada sosyalizm seçeneği yeniden insanlığın gündemine taşınmalıdır. Sosyalizm dışında çaremiz yoktur.

28.03.2020