Öyle ki Mizah dergilerinin tirajları düşüyor, mizahçılar birer birer yıllardır çalıştıkları yayınlardan ayrılıyorlar. Çünkü AK Saraylı  Büyük Usta eleştiriye sıfır tolerans tanıyor.

GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE

Diyanet, koronavirüse karşı alkol içeren maddeleri kullanmanın caiz olduğu söyledi.Yıllardır içki içmeye karşı yürütülen baskı nedeniyle depolarda biriken alkollerim tüketilerek maliyenin kasasına aktarılmasına böyle çözüm bulundu nitekim.Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın ve Maliye Bakanı’nın Diyanetten ricası sonrası çıkarılan Fetva ile depo ve marketlerdeki içki stokları tükendi. “olağan üstü durumlarda içilmesi caizdir” Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din İşleri Yüksek Kurulu’nda hizmet verdiği soru sorma sayfası konuyla ilgili merak edilenlere cevap veriyor. Din İşleri Yüksek Kurulu “Alkol içeren maddelerin temizlikte kullanılması caiz midir?” sorusuna karşı şunu söylüyor: “ İspirto, kolonya, Yeni Rakı gibi alkollü maddelerin içilmesi haram olmakla birlikte (Buhari, Edep, 80; Müslim, Eşribe, 73), böylesi olağan üstü durumlarda içilmesi caizdir. Tabi Diyanet böyle derde mucit vatandaş durur mu ?

Yozgat’ta yaşayan 43 yaşındaki M. E. isimli vatandaş Covid-19 salgınından korunmak için yoğurda arapsabunu katarak yedi. Bunun üzerine rahatsızlanan M. E. Yozgat Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Haberin detayına göre acil servis çalışanı doktor E. K. konu hakkında yaptığı açıklamada “Mehmet amcaya gerekli işlemler yapıldı, şu an durumu iyi. Ayrıca belirtmek isterim ki doktorluk hayatım boyunca böyle bir şey ne gördüm ne duydum. Arap sabunu yemek nasıl bir akıldır anlamadım. Lütfen kimse böyle şeyler yapmasın” ifadelerini kullandı. Yoğurda arap sabunu katarak yediği iddia edilen M. E. ise “Bu virüsü ilk hangi Çinli bulaştırdıysa Allah onun bin belasını versin.Ben bu virüse karşı en etkili çareyi tam bulacaktım doktorlar engel oldu” diye konuştu. Konu hakkında A Haber isimli televizyon kanalı bir haber de yayınladı. Tam da bu haberi okurken şair Hasan Hüseyin’in “Kör olasın demiyorum, kör olma da gör beni” dediği şiirin dizeleri geldi aklıma.
Sağlık işlerine bakan teşkilatın bir mühim bürokratı da memlekette 27 milyon ruh hastasının bulunduğunu iddia etti tam bu haber ajanslara düşerken.


Kelle hesabı yaparsak, 27 milyon ruh sağlığı bozuğu beşle çarp, 83 milyon küsür yapıyor. Çekirdek alienin ideal sayısı, anne-baba ve 4 çocuk olduğuna göre, her eve bir ruh hastası düşüyor.


Rahmetli Aziz Nesin Türk halkının yüzde altmışını aptal ilan ettiğinde başına gelmeyen kalmadı. Şimdi kalkıp “Bu ülkenin her evinde en az bir deli var” desek, bize ne yaparlar Allah bilir. Ama sağlık idaresi adamı “27 milyon ruh hastamız var” deyince kulaklarına hoş geliyor, tartışma çıkmıyor. Neden çünkü ekonomik sorunlardan bunalmış vatandaş çıkıp bir şey yaptığında devlet ahalisi toptan “cinnet tadı” veren ‘psikolojisi bozuktur’ derken bu veriyi kullanıyorda ondan…


Bir Tv kanalı üzerinden “Ne olacak bu İdlib’in hali mültecilerinin hali” temalı bir haber programını seyrediyordum. Sözcükler havada uçuşurken, konuk olarak seçilenlerin anlamsız yorumları ile verdikleri gerçeğe uzak rakamlar üst üste bindi, kafalar iyice karıştı.Bir ara programa katılan yorumcu konuk, dönüp progmın idaresinden mesul zata ‘Abeey bu İdlib nere ki’ dediyse de idareci bozuntuya vermeden geçiştirmeye çalıştı. Programın bir ön hazırlığı yoktu. O yüzden de en safça sorular sorulup, alınan alakasız cevaplarla olayın tartışılmasını daha da zorlaştırdı.


Oysa ilgili olanlar için gerçek çok karışık değil. Dikkatli bakıp, yapbozun parçalarını doğru yerlere oturtuyorsan “büyük resim” gayet net görülüyor.
Yok, yapbozun parçalarını apazlayıp apazlayıp havaya atar da yere düştükten sonra çıkan şekle bir anlam vermeye kalkışırsan olay karışıyor. Eskilerin adına “remil” dediği kum falıdır ki bizim gerçeğimizi tarif edemez. Suyun öteki yakasına geçebilmiş sağ salim 1 milyon kişi …

Programında bolca dillendirilen “Geçen yıl kaç mülteci geçti? Kaç paganottan geçti?” sorularının cevabı, çoktandır ajanslara düşen bir raporun taslağında var zaten.
Avrupa Birliği Komisyonu Raporu, geçen yıl Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçen mülteci sayısını veriyor. Düz hesap, Türkiye bir yılda 1milyon mülteciyi sağ salim Avrupa Birliği sınırının öte yakasına ulaştırmış. En yoğun geçiş ekim ayında olmuş, Günde 6 bin 928 kişi selametlenirken, aylık rakam da 214 bin küsuratı bulmuş. Geçtiğimiz ocak ayında bu rakam ayda 60 bin küsura inerken günlük ortalama 1950 kişiye düşmüş. Türkiye de bu azalma sayesinde Avrupa’dan aferin almış. Ancak mülteci kısmını “Avrupa’ya aşırtma” ortalaması hâlâ günlük 3 bin 377. Hele son kapıların açılmasıyla artık istatistikler de beygir döngüsü gibi alt üst olmuş halde.


Programda sıra “mülteciyi taşıma” rayişini bilmeye geliyor ki o da çoktan sosyal medyada haber oldu. Hele deniz bölgesindeki ahaliye sorsan onlar da bilir. Taban fiyat “kelle başına üç bin Euro’dan” başlamaktadır. “Çok kardeşim, şunun biraz oluru yok mu,elini vicdanına koy?” deyip işi pazarlığa vuracaksanız size başka rakam vereyim. Suriye’den kaçanı da, Afganistan’dan yola çıkanı da Gürbulak sınır kapısına yığılıyor, bir şekilde içeri girip Doğubayazıt’ta konuşlanıyor. Huduttaki yerleşim yerlerinde ayda 100 liradan kiracı bulamayan boş evler şimdi bin liradan insan tacirlerine verilmiş. Her evde otuz-kırk mülteci barındırılıyor.
İsim vermeyeceğim, yolcu otobüsü firmaları bu mültecileri 350 liradan yola çıkarıp, İstanbul’a kadar getiriyor. Yoğunluk fazla oldu mu otobüs bileti 500 lirayı da geçiyor. İstanbul’a adam başı 325 liradan yolcu taşıyan THY’nin rakibi bu firmalara yerli ahali uğramaz olmuş. İnsanlık dışı şartlarda yaşamaya çalışan zavallı mültecilerin kokusu o otobüslere öyle sinmiş ki memleketimizin dar gelirli ahalisi bile bu kokuya tahammül edemiyor.
İstanbul’a, Ankara’ya işi düşen soluğu o illerde alıp, uçağa koşuyor. Rakamları duydunuz, haydi şimdi gelin “Üç bin Euro’ya” çok deyin.


Geçen yıl kapağı Avrupa Birliği sınırının öte yakasına atanların “geçiş bileti” olarak bıraktıkları para 3.7 milyar Euro’nun üzerindedir. Bu para Amerika için, Avrupa ülkeleri için bile çok büyüktür.


Bu 3.7 milyarı üç-beş mahalli korsanın şişme botla yaptığı çürük organizasyonlarına yedirmezler. Onların ağına düşen de üç-beş mil gidemeden kendini suda bulur. Zayiat raporlarına eklenir. ‘Geçen yılın zayiatı 3 bin 700 can.’ Yunan adalarına tekne ile gidenler bilir. Limana demirlersin. Hava karardığında zıpkını alıp “Bir dalayım da bir-iki levrek çıkarayım” fikriyle suya girdin mi sahil koruma tepende biter. Her adanın en tepe noktasına kurulan radar sistemi ile bırakın mülteci teknesini atlamayı, sörf tahtası bile gözlerinden kaçmaz. Buna rağmen 1 milyon kişi sağ salim suyun öteki yakasına geçebilmişse, bunda Türk insan kaçakçılarının “stratejik ortağı” olan hem Türk resmi yetkililer hemde Yunanlı insan kaçakçılarının da payı vardır. Yunanistan ağır bir ekonomik çöküş yaşadı ama adalardaki bir avuç kamu görevlisi bu ekonomik krizden çoktan çıktı nedense…


Suriyeli mültecilerin Avrupa macerasına ille de bakılacaksa, önce bu mihvalde bir şekil çizip sonra içine bakmak lazım.
Haber programları ile ağıt yakmaya kalkınılırsa içinden lirik bir titreşim çıkmaz. Öyle olsaydı İbrahim Tatlıses büyüğümüzü getirip haberci yapar doya doya ağlardık. Yorumcunun Abeee bu İdlib nere narasına ağzımız açık bir şekilde bakıp, sahi bu idlib nere diye içimize bir kurt düşmezdi.

NOT : Bu yazı gerçek haberlerden alınarak mizah ile harmanlanmıştır.