D41B33F3-99DA-4185-B420-AFB9F3F42261

Yakup Aslan

Ne yazık ki, dünya bizim bildiğimiz dünya değil. Her gelişme ve doğal seyre müdahale ediliyor. Bölgeye savaşları dayatmanın yanında, ekonomik sömürüyü de dayatabiliyorlar. Konvansiyonel, biyolojik silahlara ilave olarak nükleer başlıklı füzeler üretenler, bunu sadece kendileri için hak görüyorlar. Komplo teorileri sayabileceğimiz pek çok gelişmenin zamanla gerçekleştiğine şahit olmaktayız. Bir ara hayvan klonlanmasından sonra, insan klonlanması gündeme gelmişti. Sonra yasaklandı. Peki ABD buna uydu mu?

Yine bir dönem Elon Musk gelecek savaşlarının klonlanmış yapay zeka savaşçılarıyla olacağı ve belli bir şirketin bu konuda araştırmalar yaptığını söylemişti. Çoğu iddia inanılır gibi değil. Ama bir gerçek var bu çalışmaları yapanlar insanlığın hayrına işler yapmıyorlar. 2. dünya savaşından bu yana ABD’nin dünyaya tamamen hakim olma senaryoları var. Caydırıcı bir rol oynadığını düşündüğümüz Sovyetler dengesi de çökertildi. Darbelerde, savaşlarda, dünyayı sömürerek pazarın tamamına hakim olma çabalarında hep global sermayenin patronu ABD var.. Kendisini her şeyin hakimi görüyor. Silah satabilmek için savaş çıkartıyor. Yiyecek pazarına hakim olmak için gıdaların genetiğiyle oynuyorlar. Bunların en korkuncu biyolojik silahlardır.. 

 

Söylemek isterim ki ABD’nın barışçı olmayan biyolojik silahları konusunda kötü bir sabıkası, geçmişi var. Amerika ikinci dünya savaşından sonra ileri teknolojiye dayalı biyolojik silah üretme laboratuvarları kurmaya başladı. Konvansiyonel silahsızlandırma uzmanları bunu yakından biliyorlar. Bu alanda çaba gösterenlerin, ABD’nin biyolojik silahlanma konusunda çeşitli komploların içinde olduğuna dair birçok belgeye ulaştıklarından kuşkum yok. Amerika’nın Asya, Kırgızistan, Gürcistan ve diğer bölgelerdeki araştırma ve laboratuvarlarında biyolojik silahlar konusunda çok acayip çalışmalar içerisinde olduğuna dair birçok belirti var.

 

Şu anda coronavirüs olarak dünyayı tehdit eden bu komplo, 3. kezdir sergileniyor. 2003 yılında buna benzer bir virüs dehşet saçmıştı ve şimdi de coronavirüs. Çok muteber araştırmacılar yazarlar, bu virüsün Çin ekonomisine darbe vurmak amacını taşıdığını yazdılar. Çin, Hong Kong ekonomisine en az 100 milyar dolar zarar verildiği söyleniyor. Asimetrik mücadeleyi gelenek haline getirmiş olan ABD’nin kuşkuları üzerinde toplayan bu virüs çok garip özellikler taşıyor.

 

Her şeyden önemlisi dünyada büyük bir panik var. Aynı şekilde propaganda araçları da bu komploya fazlasıyla destek veriyor. Misal olarak grip, kanser ve benzeri birçok hastalıktan ölenler bu virüsten ölenlerden daha fazladır ancak bu konuda oluşturulan algı panik patlamasına sebep olmuştur. İkiz kulelerinin vurulması olayında nasıl bir algı oluşturduklarına hepimiz şahid olduk. Çin’de başlıyor ve İran’da hızla yayılıyor. Şu anda İran’ın bütün şehirlerinde yaygın bir şekilde ölümler yaşanıyor. Bunlara ilave olarak İtalya’da da ölümler yüksek boyutta. Biyolojik silahlarda, etnik özelliklerdeki ırkları kırıma uğratma hedefi de güdüyor.

 

Biyolojik silahlarda etnik yapıları tanıyacak atomları enjekte etmek zor değilmiş. Bilim adamları böyle diyor. Bundan dolayı genler üzerinde yoğun bir çalışma var. Çin’de olayın etkisinin giderek azalması belli çevrelerde, aşısını bulmuş olduklarına dair yorumlara sebep oldu. Zira ölümler hızla azalıyor. İran da aşısını bulduğunu duyurdu. Keşke ülkenin tamamı risk altına girmeden böyle bir çaba gösterselerdi.

 

Soru şu.. Acaba bu virüs belli kesimlerin müdahalesi ile mi ortaya çıktı ve özel genetik yapılanmayla mı üretildi? Çin, Güney Kore’den sonra coronavirüsün en fazla bulaştığı ülkelerden biri de İran’dır. Konvansiyonel silahsızlanma müzakerelerinde biyolojik silahların üretilmesi yasaklanmıştır. Bu protokolün imzalanmasından önce yaklaşık 190 ülkede onlarca yıl çalışma, inceleme ve araştırmalar yapıldı. Konvansiyonel silahlarla ilgili 15 madde var ve bunların tamamı tavsiye niteliğindedir. Yani “bunları yap, bunları yapma” tarzında. İlave olarak biyolojik silahların üretilmesi yasaklandı. Peki, ABD askeri laboratuvarlarında ne üretiyor? Protokolün imzalanması bu ülkelerdeki laboratuvarlarda diğer ülkelerin inceleme yapmalarına imkan tanıyordu ancak süper güçler kendi ülkelerinde böyle bir incelemeye izin vermediler. Amerika bu tavrıyla protokolü geçersiz kıldı. Radyoaktif, biyolojik, nükleer silahları üreten ABD’dir, ancak buna rağmen diğer ülkeleri bu silahları üretmekle suçlayıp, itham ediyor.

ABD, tam bir eşkıya devleti gibi hareket ediyor. İnsanlığın başına her felaketi getirmeyi kendisine hak olarak gören bir eşkıya devlet gibi. Bir örnek.. Stanford Üniversitesinde İran genetiği ile ilgili bir proje başlatılıyor ve bunun parasını 200 bin dolarlı bir bütçeyi Bahai vakfından İranlılar karşılıyor. İran toplumunun sağlığı için böyle bir proje üzerinde çalışılıyor. Birçok İranlı profesör bu projeye katkı sunuyor. ABD, 2013 yılında İran gen projesine el koyuyor. İranlı bilim adamları, projeyi hazırlayan bölüm başkanına bu projeyi kendi halkının sağlığına yardımcı olabilmek için gönderilmesini istedi. Aradan 5 yıl geçmesine rağmen henüz bile buna müspet bir cevap vermediler. Şu anda İran halkının genetik kodları ABD ve İsrail’in elindedir. 25 bin gen şu onda onların tasarrufundadır. Bu uluslararası hukuka aykırıdır.

 
İran Gen Projesi, İranlıların genetik arka planını inceleyerek ve anlayarak hem bilimsel hem de İran toplumuna bilgi sağlamayı amaçlamaktaydı. Gen projesi bilim adamlarının genetik kodunu, yaşamın dili ve özelliklerinin haritasını çıkarmak ve bu dildeki farklılıkların sağlık ve hastalık farklılıklarına nasıl yol açtığının incelediği, ortaya çıkan bir alandır. Genetik kodun bilinmesi, genlerin sağlığı nasıl etkilediğini daha iyi anlamayı sağlayacaktır. Dahası, bir gün kişiye özel tedaviler ve ilaçlar oluşturmak için kullanılabilecek veriler sağlayarak toplumu sağlık açısından güçlendirecektir. Kişiselleştirilmiş tıp çağı başlarken, genetik çeşitlilik bilgisi herkesin benzersiz ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmanın anahtarı olmaktadır. İran Gen Projesi sadece bilimsel bir proje olmakla birlikte, genetik alanına zengin ve kalıcı bir katkı sağlayacağı kesindir. Son olarak, soy ağacı haritası ve bir toplumun mirasını daha önce hiç yapılmamış bir şekilde keşfetme fırsatını doğurmaktadır.

 
Hiç kimsenin ABD’nin konvansiyonel araştırma merkezlerini gidip inceleme yetkisi yok. Hiç kimseye bu izin verilmiyor. Normalde konvansiyonel silahlar protokolü çerçevesinde çalışan ekibin kendi sorumluluklarındaki ülkeleri her yıl denetleyip, rapor etmesi gerekiyor. Ancak ABD, BM’e bağlı ekibin böyle bir denetim yapmasına izin vermiyor. 2001’de 11 Eylülde İkiz Kule’lerin vurulması şeklindeki terör olayından hemen sonra, Amerika’da geldiği adresler belli olmayan şüpheli paketler komplosu sergilendi. Biyolojik içerikli paketlerden 25 kişi etkilendi ve bunlardan 5’i öldü. Şarbon olduğu söylenen kimyasal mektuplar dünyada büyük bir panik yarattı. Bu paketlerden bazıları İran’a da gönderildi. FBI gidip o adamın izini buldu. Kullanılan mikrobiyolojik içerikli maddeler Amerika ordusuna ait çıktı. Polis o adamı yakalamak üzere hareket etti. Adamın bulunduğu mekan kuşatıldı ancak zanlının cesedini buldu.

 
Boyutları bugün bile ortaya çıkmayan 11 Eylül terörist saldırılarından kısa süre sonra, ABD postalarında şarbonlu mektupların ortaya çıkmaya başlaması yoğun gündemi değiştirmeye yönelik olmakla birlikte, oluşan panik halinin biraz daha devam etmesini sağlamaya yönelik bir operasyon da olabilir. ABD için tarihinin en kötü biyolojik saldırısı olarak değerlendirilen bu operasyonda, beş Amerikalı öldü ve 17 Amerikalı hastalandı. FBI ve ortaklarının kod adı “ Amerithrax” olan sonraki soruşturması, kolluk tarihinin en büyük ve en karmaşık soruşturmalarından biri oldu. FBI, ABD Posta Muayene Servisi ve diğer kolluk kuvvetlerinden kabaca 25 ila 30 tam zamanlı müfettişin yanı sıra Columbia Bölgesi ve Adalet Bakanlığı’nın Terörle Mücadele Bölümünden federal savcılardan oluşan Amerithrax Görev Gücü sona erdi bu davada yüz binlerce araştırmacı çalışma yürüttü.
Hatırlanacağı gibi İran-Irak savaşının ardından Saddam Hüseyn’in Kuveyt’i işgal etmesinin sonrasında BM öncülüğünde, dünyada Irak’ta biyolojik silah üretildiği ve böyle devam etmesi durumunda dünyayı tehdit etme noktasına geleceği algısı oluşturuldu.

 

Irak’ta biyolojik silah üretimi yoktu, ama bu silahları üretenler onlara bolca satmışlardı. Halebçe ve diğer bölgelerde kimyasal saldırılarda yaşananlar bunun en bariz örneğiydi. Birleşmiş Milletler inceleme kararı aldı. Ancak heyet gelmeden, bir ekip mevcut biyolojik silahların hepsini bir şekilde ortadan kaldırdı. Toplu kıyımları gerçekleştirmeye yarayacak silahları Irak’a kim vermişti? Bütün dünya bunu biliyor. Bu silahlar İran’ı vurmak içindi. El Huseyn füzesi bir ton kimyasal madde içeriyordu. Bu füzelerin, denetime gelecek heyetten önce imha edilmesine dair video belgeleri var. Bu füzeler ile Tahran, Şiraz ve Huzistan eyaletini vurmayı hedefliyorlardı.

 
Biyolojik silah uzmanları Amerika’nın şu anda biyolojik silahlar konusunda en ileri safhaya ulaştığını ve 4. nesil silahlar ürettiğinin bilgisini veriyorlar. ABD askeri strateji laboratuvarlarında doğada bulunan her varlık üzerinde oynama imkanları var ve yine bu laboratuvarlarda virüs üretebilecek bilgiye sahipler. Genetiği ile oynayabildikleri gibi, benzerini de üretebiliyorlar. Yapay zeka, canlı klonlama/kopyalama veya genetiğiyle oynama laboratuvarlardaki çalışmanın neticesidir.
Dünyadaki sonuçlarına baktığımız zaman bu coronavirüsünün laboratuvarlarda imal edildiği kuşkusunu güçlendiriyor. Virüsün çok ilginç proteinleri var. İlginçtir, konuyla ilgili bir Rus profesör bu virüsün aşısının bir yıl önce ABD tarafından üretildiğini söyledi. ABD, askerlerine bunun aşısını vurdurdu ve dünya gafil avlandı. İran 19 günde bütün şehirlerde bu virüsün tehlikeli boyutlara ulaşmasına şahit oluyor. Şehirler karantina altına alındı. Dünyayı tehdit etme noktasına gelen bu virüs diğerlerinden çok farklıdır. Öyle ki, bazı olaylarda son ana kadar hiçbir belirti görülmemektedir. Sentetik ve biyolojik silahlarla sadece belli bir etnik kesimi hedef alabilirler.. Misal olarak global güçler, isterse bu silahlarla sadece etnik bir kesimi kapsayan bir imhaya yönelebilirler. Misal olarak İran’da bir aile bireylerden biri virüsten etkilenmişken diğer bireylerin etkilenmemiş olması, genetik haritanın kullanılmış olması kuşkusunu doğuruyor.

 
Hindistan’da “Mim” isminde bir ağaç var. 20 yıl önce Amerikalılar bu ağacı keşfettiler ve ağaçların bulunduğu yere bir fabrika yapıp acayip ve garip bir madde ürettiler. Hindistan ve Hindistan diplomasisi bu şirket konusunda dava açıyor. Davayı, oyalama ve sürüncemede bırakma yoluyla 15 yıl sürdürdüler. Netice olarak Hindistan davayı kazandı ve fabrikayı kapattılar. Şu anda İran’a has zeferanı bile kokusu, tadı ve rengi tıpa tıp aynı olan sentetik tarzda ürettiler.

 
Amerika, virüsün Çinliler tarafından yayıldığını iddia ediyor ama dünyada çok inandırıcı gelmiyor. Bu bilim dalının uzmanları, virüsün özellikleri konusunda ciddi araştırmalar yapmalıdırlar ve en fazla da İsrail’in bu konuda müdahalesi olmuş mudur ona da bakılmalıdır. Bütün dünya Çin ekonomisinin ABD ekonomisine büyük darbe vurduğunu biliyor. Rekabet ciddi anlamda görünür olmuştu. Çin ekonomisi pazardan pay kapınca ciddi bir rahatsızlığın oluştuğu gözlenebiliyordu. Bir yere kadar anlaşılır. Ancak iki ülke arasındaki ekonomik savaşta diğer ülkelerin ne günahı var. Diğer insanlar neden bu buhranın kurbanı olsunlar.

 
Son olarak… Eğer bu virüsün sahibi ABD ise, büyük oranda hedefine ulaştı. Çin ekonomisine büyük bir darbe vurdu. Aynı şekilde oluşturduğu algı ile dünyada büyük bir panik oluşturdu. Ülkede bir virüs vakasına rastlandığı haberi üzerine insanlar marketlere saldırdı.. İnsanlar bir yıl boyunca evlerine hapsolacak gibi, erzak depolamaya başladılar. Her olayda olduğu gibi fırsatçılar yine sahnedeydiler. Stokçuluk, karaborsa, keyfi zam yapma haksız kazanç peşinde olanlar için bulunmaz fırsat oldu. Evet, olay küçümsenemeyecek kadar büyüktür. Doğru. Ancak, normal süreçte olayı ihtiyatlı davranarak geçiştirmenin yerine, paniklemek tam da bu projenin amacına hizmet etmektir..

 

İnsanların paniğe kapılmasına yönelik bunca haber ve propaganda yerine bilim adamlarının virüsün özelliğini araştırıp, çareler üretmesi gerekmez miydi? Bugün alınan tedbirler ilk günden alınmalıydı. Evet bir 11 Eylül İkiz Kulelerin vurulması tarzında bir organizenin kuşatması altındayız. İran’dan yazan bazı arkadaşlar durumun kötü olduğunu ve kendimize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar… Biyolojik saldırı altında olduğumuza giderek inanmaya başladım ve bu saldırı karşısında direnerek bu komployu da atlatacağımıza inanıyorum.. Yine uzadı…