03D5E5B5-3C2A-461E-BCF7-33F53AF3A028

M. Mamaş

İdlip konusununda çatallaşan Türkiye-Rusya ilişkileri ilan edilmese de yer yer askeri çatışmalara dönüştü. 5 Mart ‘ta Çariçe Katerina heykeli nezaretinde diplomatik nezaketin uygulanmadığı Moskova’daki zirvede varılan “mutabakat”, aslında bir teslimiyet protokolünün imzalandığı zabıttır. Dolayısıyla “ateşkes anlaşması” denilemeyecek bir tutanaktır.

Rusya küresel ölçekte olduğu gibi Suriye ve Orta Doğu özgülünde de Batı İttifakı ile rekabet eden bir ülke konumundayken Türkiye gibi orta siklet bir devletin bu iki devasa güç arasında özgür bir oyuncu gibi davranmasına izin verebilir mi? Aynı soru Rusya ile şerbetlenip Batı’ya kafa tutma politikası için de geçerli.

Türkiye bu iki devasa kuvvet arasındaki rekabetten istifade ederek ve ikisini de dileğince kullanarak jeo-politik avantajı üzerinden bağımsız bir politik denklem kuracağını düşündü. Ancak Dünya ve bölge gerçeklerinden uzak bu kurulum çökmüş bulunuyor. ‘Savaşları kazanan doğru stratejidir’ gerçeği yeniden kanıtlanmış’ oldu. Türkiye Suriye’de kaybetti. Bu kayıp libya cephesinde de sürüyor. Yanlış dinamikler üzerinden inşa edilen politikaları artık bir enkaz haline geldi. Moskova zirvesi bunu açıklayıcı biçimde tescil etti.

Rusya ile Batı’ya şantaj yapmanın faturasının ağır içeriğini farkeden Türkiye, Londra’daki NATO zirvesinde “Baltık Planı”na onay verince Rusya İdlip üzerinden yanıt verdi. Ve NATO Bloku Türkiye’nin serbest elektron gibi gelgitlerini cezalandırmak için Rusya’nın müdahalelerini izlemekle kaldı. Batı olmadan gücünün sınırlarını anlasın istedi. Mültecilere kapıları açarak AB’den yeni bir politik avans alma hesabı da tutmadı. Fena bir sıkışma içine girdi. Batı nezdinde ağır güven kaybı yaşarken Rusya’dan da onur kırıcı bir muamele gördü. Büyük güçler arasında oynamanın ve hele onlarla oynamanın sonuçlarını ucundan da olsa yaşayarak öğrendi. En azından şimdilik…

Suriye’deki denklem ABD ve Rusya arasında kurulacaktır. Suriye Rusya için hayati önemde bir ülkedir. Bütün bir Doğu Akdeniz ve Orta Doğu stratejisi için Suriye çok önemlidir. Suriye Rusya için bir ‘üs ülke’ konumundadır. Yüzlerce yıllık sıcak denizlere inme hülyasının somutlaştığı yerdir. Ne kolayından yedirir ne de kolay yiyebilir. ABD Rusya’dan değerli bir taviz almadan [mesela Ukrayna’yı vermek gibi] Suriye’de rahat etmesine izin vermez. Bu yönüyle Türkiye’nin sırtını sıvazlamayı sürdürmektedir.

Esas soru(n) şu ki; ABD neden küresel ölçekte düşman gördüğü ve her yerde vurduğu El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra (HTŞ) cihatçılarını Rusya’nın imha etmesini istemiyor. Her coğrafyada imha ettiği El Kaidecileri burada neden kurtarmak istiyor. Sanırım ileride bu güçleri Rusya’ya karşı kullanmak amacı öne çıkıyor. Rusya bunu biliyor ve onları topluca imha etmek istiyor. Bu yüzden Türkiye’ye “ya bunları al ya da bana teslim et” diyor. Yıllarca Kafkasya’da ve Afganistan’da bunlarla savaşmış Rusya kendisini bekleyen tehditi berteraf etmek istiyor. Türkiye’den kendisiyle işbirliği yapmasını dayatıyor.

Türkiye’nin İdlib’te başarılı olması zor görünüyor. Ardından Suriye’nin tamamından çekilme dayatılacak. Ve ABD Rusya ile bir yol bulacaktır. Bu yol da NATO’nun Rusya ile küresel rekabetinden geçiyor. Rusya kendisinin kuşatılma stratejisine denk adımları her yerde atmayı sürdürecektir. Çünkü ciddi anlamda kendisine yönelindiğine inanıyor. Putin son dönemlerde verdiği tüm mesajlarda bu tehlikeye dikkat çekmektedir. 18. 19. ve 20. Yüzyılda Avrupa ile yaptıkları tüm savaşlarda zaferle çıktıklarını ve tekrar kazanacakalarını ifade etmektedir.

Rusya NATO’nun müdahale ihtimalini güçlenmiş bir tehdit olarak okumakta ve buna hazırlanmaktadır. Bu yüzden gittikçe sertleşen ve yaygınlaşan bir cephede mücadele ediyor. Türkiye bundan nasibini almış oldu.

08/03/2020