-Hocam saygılar. Siz, sürgünde bir gazetecisiniz…Hakkınızda açılan davalar var, ve bunların büyük çoğunluğu cumhurbaşkanına yapılan hakaretler olarak size atfediliyor …Ancak yazılanlara baktığımız zaman bunun doğru olmadığını görüyoruz .Şimdi bu konuda bize ne söylersiniz ?

Şimdi, ben bir defa sürgün değilim, istediğim zaman Türkiye’de de Fransa’da da kalabilirim, çünkü Fransa’da oturumum var. Âmâ diğer arkadaşlarım da öyle… Aslında, sürgün olan biz değiliz, gazetecilik. Mesleğimizi sürdüler bizim. Türkiye’de kalan ve şu an gazetecilik yapanlar zannediyorlar ki, gazetecilik bir hükümetin ya da devletin yaptıklarını onaylamak…Tartışma ilginç bir şekilde devam ediyor basında ve TV’de… Bazı yazarlar, akademisyenler diyorlar ki bunlar Erdoğan’ı devirmek istiyorlar Peki bunlar Erdoğan’ı devirmek istemiyorsa muhalefet partilerini niye kurdular?

Bunlar ne işe yarar o zaman, muhalefet olmak böyle birşey değildir…Ama onlar böyle zannediyor, Erdoğan böyle birşey zannediyor, kendisini bulunmaz Hint kumaşı zannediyor. Dünyanın her yerinde muhalefet böyledir, amacı hükümeti devirmektir ancak devleti yıkmak değildir…

Erzurum’da bir kitap fuarına gitmiştim, orada bir hoca beni söyleşiye davet etti, gelmeden önce de benim gelip gelmeyeceğimi merak etti…Ben “Turancı” biriyim dedi… Bende, ne güzel dedim farklılıklara rağmen buluşup görüşlerimizi paylaşabiliyoruz…Sonra, amfide öğrencilerin bulunduğu yere doğru gittik. Orada, kız öğrencilerden biri dedi ki, bu hükümet hep mi kötü şeyler yaptı, neden iyi yaptıkları şeyleri de yazmıyorsunuz …?

Ben dedim ki “Evet olabilir, diyelim ki 100 tane şey yaptılar ve bunların 99’u iyi şeyler, buna saygı duyulur ancak bir tane bile kötü birşey varsa, benim görevim bunu dile getirmektir Eğer aydın olmak istiyorsanız ister sağcı olun ister solcu, farketmez… Aydın, orada yapılmayanın yapılması için uğraş veren insandır…

Bu herhangi bir konu olabilir, Aydın insanın görevi yapılana alkış tutmak değildir …Yapılmayanı eleştirmektir. Bu, çocuklarla ilgili ya da kadınlarla ilgili olabilir, yapılmayan birşey demek henüz demokrasinin o alanda var olmadığı anlamına gelir.

İnsanların sosyal yaşamı, devletin yaptıklarıyla doğru orantılıdır… Aldığı maaştan, tuttuğu eve, doktora gidişine, çocuğunu okula götürmesine kadar Bütün bunlar devletin sağlaması gereken şeylerdir, sosyal devlet anlayışı budur, demokrasinin gereği bunun böyle olmasıdır, bunlardan biri yoksa, orada bir demokrasi sorunu vardır…Aydın’da bu sorunu çözmek için oradadır bu yüzden bir gazeteciler de aydın olmak zorundayız.

Hükümete yalakalık yapmak yerine, yapılmayanları dile getirmektir Aydın’ın görevi, eleştirmektir, alternatif sunmak onların görevi olmalı…Soruyorlar mesela gazeteciler birbirlerine, sen ne diyorsun? …Onun görevi bu değil ki, bunu politikacılar yapar…Senin önerin ne…? Gazeteci öneri yapsa, mecliste gazetecilerin olması lazım…

-Bugünkü koşullarda Türkiye’nin durumu iyi değil, hatta kötüye gidiyor… Bunun temelinde de bence bu“yetmez ama evet” anlayışı var Bu tarz anlayışa da her kesimden destek geldi, Liberal, Türk, Kürt veya diğerleriBugüne gelmemizin, bu sonucu görüyor olmamızın sebeplerinden birisi de o değil mi ?

Şimdi esasen, olayı tek bir nedene indirgersek kendimizi kandırmış oluruz. Mesela ben o referandum da oy vermemeyi savundum. İnatla yazdım… Evet diyen arkadaşlara da inatla neden bunun böyle olmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Demek ki yeteri kadar çabalamadık… Bir başka açıdan baktığımızda, evet biz belki ikna edemedik yeterince …Yetmez ama evet diyenler, ne kadar sorumluysa bu konuda; hayır diyemeyenler de bir o kadar sorumludur…

Biz de ciddi bir çoğunluk olabilirdik eğer gerçekten hayır diyebilseydik, o zaman da bu suçu onlara atmazdık tek başına… Sonuçta böyle bir durum var. Erdoğan, ikna edici bir insan... Bizi ikna edememesi ,başkalarını ikna edemez anlamına gelmiyor. Dediğim gibi bu evetçilerle, bizim yaptığımız arasında çok bir fark yoktur diye düşünüyorum.

-Evet hocam, bir de 15 Temmuz darbe girişimi var…Bununla ilgili çok yazdınız, halen de yazıyorsunuz. Bu benim, aklıma takılan bir soru var … Bu süreçte, Erdoğan’ın koruması ve pilotu Fetocü diye yakalandı. Birkaç tane Erdoğan’a yakın olan yetkili tutuklandı… Şunu sormak istiyorum; Feto, gerçekten bu darbeyi yapmış olsa Erdoğan kurtulabilir miydi? ikincisi de Rusya’nın bu konuda, o dönemde bir rol oynadığı… Rus savaş uçaklarının Erdoğan’ın güvenli bir şekilde götürülmesine eşlik ettiği gibi… Böyle bir algı da var, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu darbe girişimi esasen iyice karıştı… Öyle ki , bu darbeyi belki de Erdoğan yapacaktı öncesinde, ve onun darbesini önlemek için böyle bir girişimde bulunulduBirincisi, 1 Ordu komutanın köprüye gidip, orada bir iki el silah açıldıktan sonra askeri geri çekmesi, ve sonraki katliama izin vermesi Diğeri ise, Avrupa yakasından gelenlere polisin önce, kesinlikle geçişlere izin vermiyoruz,asker yönetime el koydu demesi, ama 10  dakika sonrasında ise kendine güvenen varsa geçebilir deyip, gidenlere izin vermesi ve o gidenlerin de Allah Allah nidalarıyla gidip olayları başlatmaları, bunların hepsinin hazırlandığını gösteriyor bize.

İşte bu noktada, Erdoğan’ın ölüp ölmemesi de değil aslında tartışma konusu. Ben bugün 62 yaşını bitirdim 60 darbesini yaşadım, 70 darbesini yaşadım, 27 Mayıs, 12 Mart ve12 Eylül yaşadım, birde 28 Şubat’ı yaşadım…Arada yapılanmayanları da gördük…

Hiçbir darbe başlangıcında, sonucu haricinde kimse kimseyi öldürmez. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur bu. Türkiye de böyle bir şey hiç olmadı… Cinayetle başlayan, seni öldüreceğim diye başlayan bir darbe girişimi olmadı. Bu yüzden Erdoğan herşeyi harika bir şekilde önceden planlamış, bir buçuk ay öncesinden haberi olmasına rağmen bu ölümleri engellememiş. Neden engellemedi, çünkü yapsaydı, sadece birkaç kişiyi hapse atabilecekti, ancak böyle bir senaryo ile, darbe girişimi ile kendisine karşı olan herkesi hapse attı ve bunu başardı.

Nedenlerden birisi de Kürt meselesidir… Ordunun içinde yüksek rütbeli subaylardan bir kısmı Kürt sorununu masada, mecliste çözmek istiyordu Bunların 5 ile 6 civarında olduğu ve rütbe olarak orgeneral olduğusöyleniyor, Bunlar muhalif oldukları için kesinlikle Fetocü olarak içeri alındı… Bir de Suriye ile savaşa karşı çıkan bir grup asker vardı… Ki ,bunlardan bir tanesi 2 Ordu Komutanı olan zattı… O da 8 yıla mahkum oldu… Bunun gibi çok ekip vardı… Bu darbenin yapılmasına izin vermekle, Erdoğan, kendi yapacaklarına muhalif olabilecek kim varsa hepsini dışlamış oldu. Siyaseten niye aynı şeyi yapmadı dersek ona gerek duymadı, çünkü onlar zaten birer birer uzaklaştılar AKP’den…

Onları tutuklasaydı, açık ve aleni olacağından tepki görebilirdi, onları da akıllıca tasfiye etmiş oldu…

Ama durum şöyle, bu Ergenekon davası ve bu davadan beraat ettikten sonra, çok net bir şekilde Türkiye’yi Erdoğan değil Ergenekon yönetiyor. Uzun zamandır Derin Devlet yönetiyor… 12 Eylül’ü yönetenler, orada hedeflenenler tekrar işbaşında şu an.

Bahçeli de, o derin devletin sözcüsü olarak görev yapıyor.

-Ergenekon olayı ile ilgili de ciddi yazılarınız var. İttihat ve Terakki olayı, Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı, bu onu o kadar histerik bir hale getirdi ki… Rojova’da yapılanlar, katliamlar, onu adeta ISID ile birleştirdi. Hatta Erdoğan’ın İşid’in esas lideri olduğu bile söyleniyor…Oradaki yapıya bakınca; eski El Kaideciler, El Nursal’dakiler, diğer Türk cumhuriyetlerinden gelip oraya katılanlar var. Ve tek bir amaç var ,Kürtlerin kazanımlarını yok etmek. Bunun için de gerek Amerika’ya gerekse Rusya’ya her türlü tavizi vermeye hazırlar… Bu, sadece faşist bir yapılanmanın sonucu mu yoksa Erdoğan’ın Türk-İslam sentezini gerçekleştirme isteği ve halifelik özleminden mi kaynaklanıyor?

Şimdi birşey söyleyeceğim… Erdoğan’ın siyasi görüşünün dışında bir durum tamamen… Erdoğan tam olarak bir siyasetçi de değil esasen… Şu an dünyanın sayılı zenginlerinden birisi olması, aslında onun neden siyasete girdiğini de açıklıyor. Mutlaka siyasette, yüce divanda yargılanan siyasetçiler ve bakanlar oldu ama böylesi hiç gelmedi, dolayısıyla onun siyasi görüşü falan yok bence. Hiçbir siyasi liderle başabaşa görüşmemesinin nedenlerinden birisi de bu, çünkü başabaşa ekstrakarşısında bunu yapma gücü yok, çünkü bilgi yoksunu…

Kürt düşmanlığı ve Erdoğan deyince, ben böyle birşey olmadığı fikrindeyim, burada onun Kürtleri çok sevdiğini de iddia etmiyorum ancak barış görüşmelerinde ve Dolmabahçe mutabakatında son noktaya kadar geldi… Bitiş noktasında sorunlar yaşandı eğer uzlaşma olsaydı önemli kazanımlar elde edilebilirdi… Burada, önemli birşey var… 7 Haziran öncesi, Kürt arkadaşlarla görüştük, HDP kurulurken de bütün bunlar konuşuldu, tartışıldı… Ne zaman ki Kürtler ve Solcular seçime bağımsız adaylarla girdiler ve o %13 oyu aldılar, işte o zaman Türkiye tarihinde yeni bir sayfa açıldı, sayfa şuydu:

1 Yıkılamaz denilen o hükümeti Kürtler ve sosyalistler bir gün içinde yıktılar.

2 Ülkenin nasıl yönetebileceğine karar veren gurup Kürtler ve sosyalistler oldu, bu gurup Türkiye’yi yönetebilecek noktaya geldi… O akşam Türkiye’de en uzun Milli Güvenlik toplantısı yapıldı… Bu ve o akşam, Sur ’un Cizre’nin ve Kürtlerin kaderi çizilmeye başladı… Bu Erdoğan’ın kararı değildi… Birincisi, eğer böyle bir planı olsa, işi Dolmabahçe mutabakatına kadar getirmezdi önceden… Bu kadar basit değil bu konu… Bu tamamıyla Ergenekon’un ve Derin devletin aldığı bir karardır… O akşam Milli Güvenli kurulunda şöyle bir cümle geçiyor “şu anda 80 milletvekili ile geldiler, bunlardan bakan çıkacak ve onlar Milli Güvenlik Kuruluna girebilirler. Kürdün milli güvenlik kuruluna girmesi demek, onlar açısından söylüyorum bunu, dünyanın sonu demek Bu ırkçı ve faşist söylemin bir ürünüdür. Ve o günden beri de bu süreci yaşıyoruz. Irak savaşı ile ilgili gündemden daha uzun bir toplantıydı.

-Bir de sizin de bir dönem üzerinde durduğunuz Muharrem Ince meselesi var… Biliyorsunuz ki kendisi, cumhurbaşkanlığı için aday da oldu. Burada farklı görüş ayrılıkları oldu… İnce’nin kendi oylarına bile sahip çıkmadığı, iktidarın onu tehdit ettiği ve geri çekilmek zorunda olduğu söylentisi var. Şu anda da CHP’de ciddi bir komplo ile karşı karşıya olduğu söyleniyor… Kimisi, onun iktidar yanlısı olduğunu düşünüp, zaten böyle bir durumda çok da üzülmediğini, bu oyunun bir parçası olduğunu iddia ederken ;kimisi de, iktidarın böyle bir senaryoyu harekete geçirip bir rüzgar ile CHP’yi dağıtmak için böyle bir komployu tezgahladığı fikri var… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben önce kendimden örnek vereyim… Ben bir HDP üyesiyim. Kurucu değilim ancak her iki Kongre’de de yer aldım. Genel seçimler öncesi de Ankara’da partiden aday adaylığımı açıkladım… Bir parti sempatizanının, üyesinin partiden aday adaylığını açıklaması kendi hakkıdır, bu bana aittir. Ancak o kişinin, aday olup olmayacağına karar verecek kişi ya da kişiler, delegeler parti meclisi ve MYK’dır.

Muharrem Ince, partisi tarafından aday yapıldı.

Seçimi kaybetti, o gece neler yaşadı bilemiyoruz Daha önemlisi, parti içinde parti disiplini diye birşey var Ben mesela, bir dahaki seçimde eğer aday olacaksam HDP’den kendi başıma hareket edip, televizyona çıkıp ben adayım diyemem… Bunu önce partime iletirim, böyle birşey var derim… Parti ’de bu konu konuşulur, tartışılır… Biz, bir milletvekilinin nasıl seçileceğini HDP ile yaşadık, deneyim ettik… Partiden arkadaşlar geldi, Ankara’dan geldiler...Bütün ayrıntılar konuşuldu. Halktan nabız tutuldu… Kim isteniyor diye, buna göre sıralamalar yapıldı. Birtakım kontenjanlardan farklı arkadaşlar geldi, o ayrı mesele. Bunu kendi içinizde tartışabilirsiniz… Ancak durup dururken, Kılıçdaroğlu’nun bile haberi olmadan çıkıp büyük televizyonların birinde, çıkıp tabii ben adayım demeye hakkınız var Ancak, bu “ben adayım ” dediğiniz anda karşı tarafın her türlü oyununa da hazır olmalısınız…Muharrem Ince, bunu söyleyerek karşı tarafın tezgahını kendisi hazırlamış oldu zaten. İkincisi, daha Muharrem İnce, daha ismi açıklanmadan, yani bu yazıyı yazan Rahmi Turan tarafından açıklanmadan Kılıçdaroğluna atfen , ..“Ben , öğlen kendisine telefon açtım,kendisi ile ortak basın toplantısı yapmak istedim ancak kendisi bana dönmedi “ diye şikayette bulunmuştu…Şimdi ,isim daha açıklanmamış..Kılıçdaroğlu senle niye ortak açıklama yapsın…!

Üçüncüsü, çök net söylüyorum, fazla üstünde durmak istemiyorum, yarın da kendi kanalımda bunu konuşacağım zaten… Bu insan Cumhurbaşkanlığına aday olmuş… Bir parti başkan adayı… Ona da adaylığını koyuyor ya…! böyle bir soruya ciddi bir şekilde cevap verir ya da der ki” güldüm geçtim böyle birşey yok “Ama o böyle yapmıyor.

Aksine” onu ispatlarsanız Taksim meydanında kendimi yakarım “diyor. Bu bir lümpenliktir… Ben kendimi yakarım, bu bir şerefsizliktir, şudur budur ” bu söylemler ciddi siyasetçilerin işi değildir… Türkiye, daha ciddi şeyler bekliyor… Erdoğan, Salı günkü gurup toplantısında fıkralar anlattığına göre, bu işin merkezinin kim olduğu belli olmuştur.

Hazırlamışlar bunu da önceden…


-Hocam size son olarak, partiniz ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Değerli gazeteci Keke Yavuz Özcan, Özgür Politika ’da çok ciddi röportajlar yaptı. Sayın Demirtaş ile, sayın Gülten Kışanak ile… Burada, geniş açıklamalar var ama benim sormak istediğim… Parti’de bir tıkanma var mı? Politik olarak üretememe gibi bir sorun var mı? yoksa tamamıyla hükümetin devletin baskısından kaynaklanan bir çözümsüzlük mü var? Bir ikincisi, parti ve Kürtler üzerinde ciddi ve sistematik bir baskı var, Parti başkanları, milletvekilleri hapiste, on binlerce insan tutuklandı…Amaç HDP ’yi tamamıyla bitirmek mi, hedefleri bu mu? ya da bir diğer soru olarak, HDP çekilip çekilmeme konusunda çekilmeme kararı aldı. Bu konudaki görüşleriniz neler ?

Şimdi, ben, siz işin içinde daha çok olduğunuz için Kürt olarak, bir iki örnek vermek istiyorum… Diyarbakır, Buradan Gülten Kışanak’a, Osman Baydemir’e buna benzer üst düzey 7 veya 8 yetkiliye Daha 70’lerden, 80’lerden beri siyasetin içerisinde olan, devrimci mücadele veren bu insanları içeri alır ve elini kolunu bağlarsanızDiyarbakır bir sarsılış yaşar, ne yapacağını düşünmeye başlar Arkasından o ikinci ekibi alırsanız, ki onlar daha kalabalık, işte seçimlerde partinin propagandasını yapabilecek, ona yön verecek ciddi ve bilgili bir teknik ekibi de içeri alırsan, parti iyice sendeler Sonuçta Aslan ormanın kralı ama, fil de hortumu ile vurduğu adamı uçuruyor…

On bin kişi diyorsun, bu bir parti için ciddi bir rakamBunu AKP için söyleyelim, çok basit, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Abdüllatif Şener, Abdullah Gül, eski adalet bakanı Ali Babacan, herşeyi rağmen Bülent Arınç Erdoğan’ın yanından çekilse Erdoğan 15 dakikada bir saçmalamaya başlar, bu çok açık ve net. Bu saydığım 6-7 kişi, bunlara bir o kadar daha ekleyebiliriz. Bunlar, kurucu beyin takımı…Siz bu beyin takımını alırsanız geriye bir şey kalmaz …

Burada, Erdoğan gibi bir ustaya, onu hiç savunmadım ama, karşı galip gelmişseniz o zaman bu ekibi, bu beyin takımını düşünmeniz gerekir. Bunların hazmedemediği de o zaten, bu bir ekip meselesi aslında anacak Erdoğan tam tersine halka bütün bunları tek başına yaptığını anlatmaya çalışıyor.

Muhammet Ali, dünyanın en iyi boksörü seçildi ama onu yetiştiren bir antrenör vardı orada. Antrenmanını ayarlayan, onu maçlara hazırlayan… Onun nefesini ayarlayan başka biri vardı… Bu bir ekip meselesi. Biz bu ekip meselesini anlayamadığımız için bu sorunlar oluyor… Mesela Türkiye bu nedenle futbolda istediği seviyede değil. Niye baskette, voleybolda daha başarılı? Çünkü oradaki çocukların %98’i üniversiteli. Onlar belli bir eğitimi almış, ekip işini bilerek büyümüşler, o çağa, o yaşa o şekilde gelmişler.

Amerika’da örneğin NBA diye birşey niye var ?..Çünkü hepsi bilimle haşır neşir olan ,burslu okuyan çocuklar.. O yüzden, ekip çok önemli …

Siz Selahattin Demirtaş gibi bir insanı alırsanız… Ağzı laf yapan, lafı onların ağzına tıkayan… Figen gibi ciddi çabalar sarfeden, 80’lerden beri mücadele eden, ya da işte Sabahattin, ve diğerleri … İşte aklınıza kim gelirse…Bunları içeri alırsanız, arkasından da ikinci ekibi alırsanız parti olarak yapacağınız birşey kalmaz, yine de buna rağmen bu kadar direnmesi önemlidir… İkincisi, tek başına sine’i millet’e dönmek çok uygun değil, bu bir zarardır.

Verdikleri karar doğru karardır… Diyelim ki 19 milletvekili çekilirse ara seçim yapılıyor… Biz hepsini evet, gene kazanırız ama aynı yerlerden AKP ve CHP’de çıkaracağı için eksilerek kazanırız. Diyelim ki, AKP’nin Diyarbakır’da 2 milletvekili var galiba… Orada 7 milletvekili ile bir seçim yaptığımızda AKP’nin 3 milletvekili olacak. Niye bu şansı ona verelim ki… Onları arttırmış olur. Tek başına olacak şey değil... Ha, eğer CHP ile birlikte olursa ara seçime değil, erken seçime götürecek bir rakam olur... Iyi Parti ,CHP ve HDP böyle bir şey yaparsa, o erken seçim olur ve ayrı bir tartışma konusu olur ancak tek başına HDP’nin böyle birşey yapması, kendisi dışındaki bütün partilere en az birer milletvekili daha vermesi demektir.

-Selahattin başkanın da görüşleri bu yöndeydi…O konuda teşekkür ediyorum.

Bu arada ,bugün sizin doğum gününüz..Sohbetinize doyum olmuyor ama, sizi de çok tutmak istemiyorum… Evde’de hışıma uğramanızı istemem... Size tekrar çok teşekkür ediyorum...

Evet aslında öyle de... Bu gurbet bizi işte böyle yaptı…Eşim Fransa’da ben Almanya’dayım… Dolayısıyla bu durum beni o bahsettiğin hışımdan kurtardı..