3882F084-4E60-4558-B2B4-D1D3198CFE4D

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

ABD-İran kapışması derinleşiyor. ABD’nin İran’ı uluslararası arenada siyasi olarak tecrit etme ve uyguladığı ambargolarla, içte ekonomik kriz yaratarak, halk ile Molla rejimini karşı karşıya getirme politikası karşısında, İran, buna Irak’ta cevap vermeye soyundu. Böylece, İran boyundan büyük işlere kalkıştı.

İlk önce Kerkük’teki ABD üsüne füze saldırısında bulundu. Birçok yaralının yanı sıra bir ABD’li personeli katletti. ABD’nin buna cevabı sert oldu. Irak ve Suriye’de bulunan Haşdi Şabi karargahlarını bombaladı. Onlarca ölü ve bir o kadar yaralamaya sebebiyet verdi. Bu gelişmeler üzerine İran yanlısı güçler Bağdat’aki ABD konsolosluğunu bastı. Qasım Süleymani öldürülmeden iki saat önce İran yanlısı güçler ABD’nin eğittiği Irak anti-terör karargahına füze attı. Birçok insanı katletti. Önceki gün de İran karşıtı Dicle TV muhabiri ve kamaramanı katledildi. Aynı günün akşamı Haşdi Şabi’ye bağlı Kerbela Tugayı komutanı Talb Saidi bir grup tarafından gebertildi. Bugünde İran tarafından ABD askerlerininde bulunduğu Beled üssüne kimine göre 7 adet havan mermisi, kimine görede 5 katyoşa roketinin atıldığı söylenmektedir. Her halükarda saldırıda 4 Irak askeri öldü. Söz konusu üste ABD’nin droneleri ve Irak’a ait f 16 uçakları vardır.

Bilindiği üzere Irak’ta uzun süreden beri halk sokaklara inmişti. Hem İran’a ve hem de İran yanlısı güçlere karşı ölümüne bir direniş sergilemektedir. Bunun üzerine İran, Irak muhalefet güçlerini katliamdan geçirdi. Yüzlerce kişiyi katletti. Sayısız insani yaraladı. Ki; İran ve Irak’taki İran yanlısı güçlere karşı sokağa çıkan kitleleri ABD desteklemektedir.

İran‘ın bu politikasıyla Irak’ı karıştırıp ABD‘yi orada sıkıştırarak İran üzerindeki baskısını kırmaya çalışmakta ve bunu bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışmaktadır. Fakat ABD’nin buna sert cevap vereceğini hesaplayamadılar.

ABD’nin uyguladığı siyasi ve ekonomik ambargolarla meşrutiyeti tartışılır hale gelen İran Molla rejimi, bir tarafta içte baş gösteren gösterilere, öbür tarafta Irak’ta sıkışınca hem muhalefet güçlerine ve hem de ABD askeri hedeflerine yöneldi. Amaç ABD’yi Irak ve Suriye’den kaçırtmak, oralara hakim olmaktı. Bir taraftan, halkı katliamdan geçirirken, diğer yandan ABD askeri hedeflerini füze ateşine tuttu. Savaşı giderek tırmandırmaya girişti. Bu operasyonun başında da Qasım Süleymani vardı. Qasım Süleymani’yi anlatmaya gerek yok. İran’ın hem içerde, hem sınırdışı operasyonların başındaki komutandı. Astığı astık, kestiği kestikti. Herkesin korkulu rüyasıydı. ABD’nin de en çekindiği kişiydi. Bunun üzerine ABD elde ettiği istihbaratı değerlendirerek Qasım Süleymani’yi Bağdat’ta havadan bombaladı. Qasım Süleymani ile birlikte birçok İran askeri öldürüldü.

Bu olayla ABD, İran’a büyük bir darbe indirdi. Bu eylem, hem İran’a ve hem de İran gibi ABD karşıtı tüm güçlere verilen güçlü bir mesajdı. Qasım süleymani ve arkadaşlarının öldürülmesi sonrası İran Molla rejim sahipleri çok yükseklerden atıp tuttular. ABD’yi yok edeceklerini sayıp durdular. Irak’taki ABD hedeflerine birkaç füze fırlattılar. Ama hedefleri tutturulamadılar. Füzeler boş arazilerde patladı. İlk etapta onlarca ABD askerini öldürdük dediler. Olay açığa çıkınca da bu kez amacımız asker öldürmek değil, maddi hasar verdirmekti diye kıvırdılar. Bu olayla İran’ın ne yapabileceği de ortaya çıkmış oldu. Kuşkusuz İran’ın kapasitesi bununla sınırlı değildir. İran teslim olmayacak ve ABD ve müttefiklerine karşı elindeki imkanlarını gözükara kullanacaktır.

Mollalar can havliyle direniyor. Uluslararası sistemden çoktan kopmuş bulunuyor. Kendine ait bir dünya oluşturdu. Ülke sınırlarını aştı. Şii hilalini kurmaya yeltendi. Savaşı Irak, Yemen, Lübnan ve Suriye’ye taşıdı. İran, nükleer anlaşmadan geri çekildiğini ilan etti. Bunun anlamı atom bombasını yapacağım demektir. ABD, İsrail ve diğer güçler buna müsaade eder mi? Etmeyecekleri kesin. Bunun yolu İran Molla rejiminin tasfiyesidir. Zaten yapılanda budur. İran teslim olur mu? Olmayacağı gibi nüfus alanlarını korumaya ve genişlemeye çalışacaktır. Bu da savaşı dahada derinleştirecektir.

Mollalar ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Ukrayna Havayollarına ait bir uçağı Tahran Havaalanında kalkışından kısa bir süre sonra füze ile düşürdü. 176 kişi hayatını kaybetti. Uçağın yolcuları içinde Rusya, Almanya ve İran’lı nükleer uzmanı kişilerde vardı. Bilindiği üzere bir süre önce İran nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamıştı. Bunun sonucunun bu koşullarda neye evrileceği biliniyor. Kimi uçağın yanlışlıkla düşürüldüğü ki; İran Mollalarının resmi açıklamaları bu yöndedir. Fakat başka iddialarda vardır. Hemşerim, dostum Sabri Eryiğit’in iddiasına göre nükleer çalışmada bulunanların kaçısını verilen cevaptır demektedir. Akla yakın bir iddiadır. Kokusu çıkacak mı bilmiyoruz.

Fakat İran halkı tepkili. Uçakta ölenleri anma toplantısında halk Molla rejimini sorumlu tuttu. “Devrim Muhafızları Utan, Ülkeyi Rahat Bırak!” “Diktatöre Ölüm!” “Yalancılar İstifa!” “Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı (Hameney) İstifa!” “Bana Fitneci Deme, Fitnecinin Kendisi Sensin!” sloganları attı. İran polisi göstericilere karşı çok sert davrandı. Mollalar bununla yetinmedi. Dokunulmazlık statüsü olan İngiltere’nin Tahran Büyükelçisi Rob Macaire Tahran’daki olayları organize edildiği suçlamasıyla gözaltına alındı. Sonra serbest bırakıldı. Bu bir skandaldır.

Peki, İran bu politikalarla bir yere varabilir mi? ABD ve müttefiklerini geriletebilir mi? Bu mümkün değildir. Belli alanlarda zarar verebilir. Bu da karşı saldırının daha da sertleşmesine yol açar. Sonuçta İran Molla rejiminin tasfiyesine yol açar. Bu süreç kısa sürmeyecek, tersine uzun bir zaman alacaktır.

İran, mevcut güç ve imkanlarıyla ABD ve müttefiklerini Orta Doğu’da söküp atamaz. ABD ve müttefikleri de kısa sürede Molla rejimi tasfiye edemez. Bu nedenle kapışmanın uzun bir süreyi alacağı kesin. Bunun birçok sebebi var. Bir kere ABD kurumları arasında derin görüş ayrılıkları var. Herbirinin kendine göre haklı sebebleri var. ABD’nin eski müttefikleri ile eskisi gibi çıkar ilişkileri yok. Eski müttefikleri eskisi gibi elini taşın altına koymuyor, ABD’yi yalnız bırakıyorlar. İstenen destek verilmiyor. Özelikle de ekonomik olarak. ABD‘nin, Sovyet Blok’unun dağılmasıyla dünyaya yeni bir şekil vermeye çalışması, eski müttefikleri olan Avrupa, özelikle de en güçlüleri olan Almanya ve Fransa istenen desteği vermiyor. Doğu Avrupa’nın yeniden dizayn edilmesi, Afganistan, kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya yeniden bir şekil verilmesi operasyonlarına ABD trilyon dolar harcadı. Müttefikleri buna çok az katkı yaptı. Bu da ABD’yi ekonomik olarak zorlamaktadır. Gelinen aşamada ABD tek başına bunu sürdürememektedir. Krize yol açacağı korkusunu yaşamaktadır. ABD Başkanı Donald Trump’un en korktuğu da budur. Bu nedenle savaşmayı doğru bulmamaktadır. Hatta, Orta Doğu’da tümden çekilmeyi, başa geleli beri dillendirmektedir. Fakat ABD’nin birçok kurumu buna karşı gelmektedir. Bunlar birlikte gördüğümüz gelişmelerdir. Trump’un dediği yapılırsa ABD’nin dünya hakimiyeti mücadelesinde çekilmiş olacağı, bunun da ABD’nin çöküşüne yol açacağı ileri sürülmektedir. Bu nedenle Orta Doğu’daki çoğu operasyon emrivaki olarak Trump’a dayatılmaktadır. Son operasyonlar bunun kantıdır. Her ne kadar Trump’un onayı dense de mesele o kadar basit değildir. Trump’a rağman Bağdadi, Qasım Süleymani ve Haşdi Şabi önderlerine ve karargahlarına operasyonlar yapıldı. Trump ta evrivaki olarak bunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Olan biten şudur ki; şimdilik Trump ABD kurumları tarafından baskı ve denetime alınmıştır.

Yakında ABD’de başkanlık seçimi var. Trump tekrar kazanırsa dengeler nasıl oluşur şimdilik bir şey demek mümkün değildir. Trump’un tekrardan seçilmesi ile Cumhuriyetçiler şimdi olduğu gibi Trump’u baskı ve denetim altına alabilirler mi, yoksa Trump inandığı politikasını uygulama imkanını bulur mu; bilmek imkansız. Fakat Demokratların seçimlerde başkanlığı kazanması durumunda Genişletilmiş Orta Doğu Projesi’nden (GOP) vaz geçmez ama Orta Doğu’daki operasyonlar durur. Yerel iktidarlarla çatışmaktan kaçınır. Bu sömürgecilerimizin işine gelir, onların nefes almasına yol açar. Kürdler bu süreçte çok şey kaybedebilir. Her ne kadar Trump’un uyguladığı politika ile özelikle Kürdler Kürdistan’ın güney ve güneybatısında birçok darbe alsa da, Trump’un tekrardan Başkanlık koltuğuna oturmasının Kürdlerin çıkarına olduğuna inanıyoruz. Çünkü Trump’u baskı ve denetim altına alacak şahin Cumhuriyetçiler olacaktır. Bunların da politikası Orta Doğu’ya yeniden bir şekil vermek üzerine kurulmuştur. Bu şu demektir: ABD, sömürgecilerimize yönelecek, onlar gerilerken Kürdler milletçe mevzi kazanacaktır. Büyük ihtimale gelişmeler böyle seyredecektir.

Burada aşılması gereken büyük bir handikap daha var: Bu da Kürd siyasal güçlerinin eskiden kalma geri istemleri terk etmemeleri, Kürdlerin millet olmasından kaynaklı bağımsızlık hedefini programlarına almamaları, bağımsızlık zemini üzerinde milli birliği oluşturmamalarıdır. Fakat, sahada olan Kürd politik güçlerin bu yönlü bir projelerinin olmadığı açıkca görülüyor. Bunu, özelikle Qasım Süleymani’nin öldürülmesi sonrası Kürd politik güçlerin sergilediği utanç verici tutumda görmek mümkündür. Bunu kısa sürece aşacaklarına dair bir umutta ufukta gözükmüyor.

12 Ocak 2020