3A4B8CA3-F2CC-407B-9180-71254F56C6CD

Hasan H. Yıldırım & Hüssein Erkan

ABD-İran arasındaki mücadele yeni bir safhaya evrildi. Qasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesiyle uzun sürecek bir savaşın startı verildi. Geri dönüşü olmayan bir evreye girildi. Süreç karşılıklı hamleler şeklinde devam edecektir. Aralarındaki güç ve olanaklara bakıldığında, İran molla rejiminin tasfiyesiyle sonuçlanacağı kesindir. Bu sonuç herkesten çok Kürd milletinin çıkarınadır. Bu nedenle, bazı Kürd politikacıların ve bireylerin iddia ettiğinin tersine, ABD-İran arasındaki savaş aynı zamanda Kürdlerin de savaşıdır. Bu savaşta tarafız. Safımız ABD’den yanadır. Çünkü, bu savaşın sonunda, barbar İran Molla rejiminin tasfiyesi ile Kürd milletinin önü açılacaktır. Kürdler yeni mevziler kazanacaktır. Bu nedenle, bu savaş bizim de savaşımızdır. Tersi iddia sahibi olan Kürd politik çevre ve bireylerin tutumu doğru değildir. Onlar düşmanına aşık olmuş çevrelerdir.

82570E83-16A7-442B-9E10-07D44E6FD6FE

Qasım Süleymani gibi bir katilin, soykırımcının ölümüne üzülen, dövünen, ruhuna fatiha okuyan, onu Kürd dostu ilan edenler bu kategoridedirler. Bunlar bu tutumlarıyla Kürd millet düşmanı çevrelerle aynı karede yerini aldılar. Hamaneylerle, Esadlarla, Erdoğanlarla, Perinçeklerlerle aynı karede yer aldılar. Şu biliniyor; Kürd millet düşmanı çevreler, Qasım Süleymani’yi “şehit” ilan ettiler. Onları anlamak mümkündür. Kürd katilini sahiplenmeleri kadar doğal bir şey yoktur. Peki aynı karede yer alan Kürd politik çevreler ve bireylerine ne demeli? Dikkat edilirse düşmanla yarışırcasına Qasım Süleymani gibi büyük bir katili sahiplenme gibi bir tutum sahibi oldular.

Şu bilinir. İster birey, ister toplum bazında meseleyi ele alın. Düşmanına düşman dememek, ona kin duymamak, nefret etmemek kaybetmekle eş değerdir. Kürdlerin kaybetmesinin bir nedenide budur. Kürd politik çevrelerin ezici çoğunluğu bırakın düşmana düşman demek, ona kin duymak, ondan nefret etmeyi düşmanın şahsında “kardeşlik, dostluk” keşfediyor. Sonrada kalkıyor “Kürdçülük” yapıyor. Bunlar tezat yaklaşımlardır. Kürdler bu handikabı aşmalıdır. Bu handikap aşılmadıkça kurtuluşu unutun.
821C3522-62AC-4BEE-83C2-D52B8B74CCAD

Qasım Süleymani’nin öldürülmesi sıradan bir olay değildir. Sonucu önemli gelişmelere yol açacaktır. Özeliklede Kürd milleti lehine gelişmelere yol açacaktır. Sömürgecilerimiz gerilerken, Kürd milletinin önü açılacaktır. Sömürgecilerimiz bunu görüyor ve panik içindedirler. Kürdler olarak buna sevinmemiz gerekirken, kimi Kürd çevreleri; yok efendim “bölge istikrarı bozulacak” gibi saçma teoriler ortaya koyuyorlar.

İnsana sormazlar mı; mevcut bölge istikrarı nedir diye? Ki; mevcut bölge istikrarı, Kürd millet egemenliği gaspı üzeri kurulan bir istikrardır. ABD bu istikrarı bozuyorsa, Kürdler buna hangi gerekçelerle karşı çıksın? Şu bilinsinki; karşı çıkan düşman sofrasında bağdaş kurmuş Kürdlerdir. Kimi Kürdler düşmanın truva atı olduğundan dolayı gelişmelerden rahatsızdırlar. Kimileri de durumu anlamış değildir. Ne diyorlar bu çevreler; “ABD dostumuz değildir. Kendi çıkarına göre hareket ediyorlar. ABD niye Qasım Süleymani’yi öldürüyor? Biz buna sevinemeyiz” gibi saçmalıyorlar.

Bu çevreler söylediklerinin ne anlama geldiğinin farkında bile değiller. Birileri bunların kulağına fısıldamış. “ABD kötüdür, güvenilmez” diye. Onlar da papağan gibi tekrarlayıp duruyorlar. Fakat 1991 yılından bu tarafa sömürgecilerimizin gerileyişini, Kürdlerin mevzi üzerine mevzi kazanmaları bu zat-ı muhteremleri pek ilgilendirmiyor. 1991 yılından bu yana Kürdlerin kazanımlarının kimin sayesinde olduğunun bilincinde değiller. Saçmalayıp duruyorlar. Ki; bu çevreleri bir yana bırakalım. Cahildirler, mürittirler dedik geçelim ama bu halkın kaderi üzerinde kumar oynayanlara ne demeli?
6258EAD4-DBEE-4A73-BD18-592FF430214D

Kürdistan Bölge Başkanı Neçirvan Barzani başta olmak üzere, Hewler Hükümeti, Irak-PDK, YNK, Gorran Hareketi, KCK, Hüda-Par ve birçok irili ufaklı Kürd siyasal güçleri ve bireylerin Qasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi sonrası verdikleri mesajlarını kabullenmek mümkün değildir. Kürd milli çıkarlarına ters olmanın ötesinde, diplomasi dili de değildir. Düşmana sevdalanma, yaltaklanma dilidir. Kürd milli gurrunu incitici mahiyettedir. Burada hepsinin yayınladıkları mesajları vermeyi uygun görmüyoruz. Ki; herkesin ibretle okuduğu mesajlardır. Biz sadece Neçirvan Barzani’nin Ayetullah Hamaney’e gönderdiği mesajı vermekle yetineceğiz. Verilen diğer mesajlarda bir aşağı, bir yukarı bu mahiyetedir. İşte Neçirvan Barzani’nin mesajı:

“İran’ın Yüksek Lideri Sayın Ayetullah Hamaney hazretleri, öncelikle sizlere selamlarımızı iletiyoruz. Hacı General Kasım Süleymani’nin kaybını Kürdistan halkı ve hükümeti nezdinde esef ve kaygıya neden olmuştur. Kendileri diktatöre karşı mücadelede bizim dostumuz, terör örgütü IŞİD savaşında ise cephe arkadaşımızdı. Bu kapsamda verdiği emek ve zahmetleri karşısında Iraklı ve Kürdistanlı yetkililer tarafından saygıyla karşılanmıştır. Şahsım ve Kürdistan milleti adına size ve saygı, değerli ailesine başsağlığı diliyorum. Cenab-ı Haktan mekanının cennet olmasını temeni ediyorum.” (Neçirvan Barzani Irak Kürdistan Bölge Başkanı)

Bu yönlü verilen mesajlar Kürd yurtseverleri tarafından kabul edilemez. Bu yönlü verilen mesajlarla mesaj sahipleri kuşkusuz kendilerini garanti altına almış olmayı düşünebilirler. Ki; zaten bunu amaçladılar. Fakat bu tür mesajlarla Kürd millet çıkarları korunduğu söylenemez. Dahası bu tutum sadece Neçirvan Barzani ile de sınırlı değildir. Geniş bir Kürd siyasal kesiminin ortak tutumudur. Bu tutum yeni de değildir. Genel yaklaşımlarının Qasım Süleymani’nin öldürülmesiyle bir kez daha dile getirilmesidir. Daha ötesi bu tutum; sahiplerinin durdukları yerin ifadesidir.

Nedir bu tutum?

Düşman şahsında “kardeşlik, dostluk, stratejik müttefiklik” keşfetmenin, Kürd millet düşmanları ile “birlikte yaşama”nın, Kürdistan’ı sömürgeleştiren, Kürd millet egemenliğini gasp eden bir devleti “ortak devlet” olarak kabullenmenin ve Kürdistan’ı ilhak eden bir ülkeyi “ortak vatan” olarak görmenin sonucudur. Bu nedenle, bu mantık sahipleri, Kürd millet düşmanı sömürgecilerimize yönelen her saldırıyı kendilerine yapılmış olarak kabul ediyorlar.

Hatırlayın; sadece bir örnek, birkaç yıl önce Ankara’da Türk ordusuna yönelik bombalı bir eylem sonrası birçok Türk askeri öldürülmüştü. Neçirvan Barzani o konuda da, tıpkı şimdi Qasım Süleymani’nin öldürülmesi olayında olduğu gibi, “bu olayı kendimize yönelik olarak kabul ediyoruz” diye mesaj vermişti. Bu tutum tüm Kürdlerin, özelikle de kuzey Kürdlerinin onurunu incitmişti. Fakat, bazı yalakacılar aldıkları ihale, maaş vs nedeniyle bu onur kırıcı mesajı “diplomasi gereği” olarak değerlendirmişti. Kimi de kafasını kuma gömmüş oralı olmamıştı.

Yine buna benzer her olay sonrası “Türkiye şunu, bunu yaparsa kendi çıkarınadır” diye akıl hocalığına soyunmak mide bulandırıcıdır. Düşman hassasiyetlerini dert edinmeyi siyaset edinmek Kürd politikası olamaz. Fakat ne yazık ki; bunu dert edinen çok Kürd politik gücü ve bireyi vardır. Kürd siyaseti bu sefaleti yaşıyor. Bu, kabullenilecek bir durum değildir. Bunu dediğimizde kimi beyinsiz, yalakacı; bizi Kürd siyasetçilerine düşmanlık ettiğimize yoruyor. Aslında bununla mevcut durumu onaylıyorlar ve düşkünlüklerini dile getiriyorlar.

Kimi arkadaşlar soruyorlar. “ABD, İran’a saldıracak mı?” diye. Saldıracakla ne kast ediyorlar bilmiyoruz ama karşılıklı saldırılar başladı ve devam ediyor. Eğer saldırıyı ABD, İran’ı askeri olarak işgal edecek mi diye soruyorlarsa bu aşamada ABD’nin böyle bir planı yoktur. Aslına bakılırsa bu son olan biteni başlatan ABD değil, İran oldu. ABD’nin süreç politikası İran’ı dünyada devlet olarak izole etmek, ambargolarlada halkı ve Molla rejimini karşı karşıya getirmeye yönelikti. Molla rejimin meşruiyetini tartışılır hale getirmekti. İran bunu gördü. “ABD her halükarda bize saldıracak. Hala arkamızda halk desteği varken kapışalım” diye düşündü. Haşdi Şabi güçleri ile Kerkük’teki ABD üsüne saldırıyı başlattı. Ama ABD’nin buna cevabı sert olacağını, Qasım Süleymani’yi öldüreceğini tahmin edemedi. Artık ok yaydan çıktı.

Her şeye rağmen gelişmeler Kürd milletinin lehinedir. ABD sömürgecilerimize yöneldikçe onlar gerileyecek, Kürd milleti mevzi kazanacaktır. 1991 yılında bu tarafa olan biten gelişmeler ortadadır. Dün Irak, Suriye, bugün İran, yarın da Türkiye’nin uğrayacağı akibet lehimizedir. Bunu bize sağlayan ve sağlayacak güç te ABD’nin başını çektiği Batı sistemidir. Şunu da unutmamak gerekir. Bu güçlerin attığı her adım lehimize olmayabilir. Kısa sürede bunun zararını da görebiliriz. Fakat izlenen genel politikaya bakıldığında, sonuçta kaybeden sömürgecilerimiz, kazanan biz Kürdler olacağız.

9 Ocak 2020