F42600BB-9C98-449F-9F1A-8F5068DD0AB8

Recep Maraşlı

ABD’nin Ortadoğu’daki işgal ve operasyonlarından son 30 yıldır en çok yararlanan devleti İran’dır. Bu sayede askeri ve siyasi etkinliğini hayal edemeyeceği kadar genişletmiştir.

İronik gibi görünen bu durum diyalektiğe uygundur. ABD, Irak’ta Saddam rejimini üst üste iki kez vurunca bunun kazananı, rejimin karşıtları olarak Kuzeyde Kürtler, merkezde ise İran yanlısı Şii gruplar oldu.

Keza IŞID’ın yenilgiye uğratılmasında da Kürt güçlerinin, ABD ve koalisyonun desteği yine son tahlilde İran’ın işine yaradı. Yani ABD ile İran siyasi olarak ne kadar karşıt olsalar da Ortadoğu alanında fiilen müttefiktiler.

Bu olgunun gözden kaçırılmaması, karartılmaması gerekir.

Yani İran İslam diktatörlüğü adına bir anti-emperyalizim hatta bir anti-Amerikan “kahramanlığı” destanı icat etmenin bir gerçekliği yoktur.

İran yedeğine aldığı Irak’ın petrol imkanlarını da kulanarak kendisiyle beraber güçlü bir körfez tekeli kurma olanağına kavuştu. Ambargoları boşa çıkarabildi.

ABD – İran arasında tırmanan yeni gerilimin çıkış noktası ise Kasım Süleymani’nin öldürülmesi değil; ABD’nin Suriye’den çekilmesini ve çekildiği alanlarda TC’ye vekalet vermesi ile, İran’ın da diğer boşlukları FIRSATTAN İSTİFADE doldurmak istemesidir.

Belki ABD yönetimi ve (Trump için) en travmatik olanı ise BAĞDAT’TAKİ ABD ELÇİLİĞİ BASKINI oldu. Bunun 1979’de Tahran’daki Elçilik Baskını ve 2012 Libya ABD elçiliği baskını gibi ABD açısından prestij sarsıcı eylemleri hatırlattığı açık.

ABD her ne kadar Ortadoğu’dan çekilse de arkasından TENEKE BAĞLANMASI’na da seyirci kalmayacağını, İran’ın fırsattan istifade alanını genişletmesine de müsaade etmeyeceğini gösterdi.

Bu da İran’ın hiç beklemediği kadar sert biçimde gerçekleşti. İstediği anda en önemli kişileri (tıpkı Bağdadi’nin öldürülmesi gibi) ortadan kaldırabileceği mesajını verdi. Süleymani gibi İran rejimi açısından önemli bir ismin kaldırılması dolayısıyla bir başlangıç değil bir SONUÇ’tu diyebiliriz.

Eğer İran bu işi tırmandırmayı tercih ederse, bu kez savaş alanının Irak ve Suriye değil kendi toprakları olacağını; İran’a açılacak sıcak bir cephenin önce Türkiye’yi ve Ortadoğu’da Sünni diktatörlük rejimlerini bu kez İran aleyhine güçlendireceğini görmek kehanet olmasa gerek.

İran’ın bunu göze almayacağını, sadece yüksek gerilim dozuyla iç muhalefeti milliyetçilik ve dini intikam motifiyle stabilize etmekle yetineceğini düşünüyorum.

Ki gün geçtikçe yükselen, kendine güveni gelen İran’daki toplumsal muhalefeti “intikam!” çığlıklarıyla ötelemesi için ABD, İranlı mollalara bir “Allahın lütfü” ihsan etti de diyebiliriz.

Ne Rusya’nın ne de Çin’in İTİDAL çağrısı dışında İran’ı destekleyeceklerine dair bir işaret vermemiş olmalarını da bir kenara not etmeli.

Dolayısıyla ABD’nin bir yandan çekilme hesapları yaparken bir yandan da daha kapsamlı bir savaşın kapısını açma ihtimali bulunmakla birlikte, esas olarak İran’ı daha erkenden DURDURMA ihtiyacıyla hareket ettiğini söylemek mümkün.

Kuşkusuz bunun iç politikada Trump’a puan kazandırdığı da belli. Ama İran’la gerilim tırmanırken Trump’ın Erdoğan’ın isteklerine karşı çok daha ANLAYIŞLI davranacağını, bunun da sahada Kürt ulusal demokratik güçlerinin ALEYHİNE bir süreç olduğunu da eklemeliyim.

İran da TC gibi bölgesel emperyalist-sömürgeci güçlerden biridir. Kendilerinden daha büyük olan ABD, AB, Rusya ile olan çelişmeleri bölgedeki PASTA paylarını artırmak veya korumaktan ibarettir. Bu çelişmeleri ANTİ-EMPERYALİZM diye parlatmanın bir alemi yoktur. Büyük ağabeyler de zaten onları ortadan kaldırma değil, daha uygun koşullarda birlikte çalışmaya zorlamak için TERBİYE ETMEK derdindedir.

Emperyalizmi sadece ABD’de Pentagon veya Beyaz Saray’da oturan bir takım kötü adamlardan ibaret sanan 19.yy kafasında kalan kimileri gerçekte olmayan bir sahne kurguluyorlar kafalarında. Emperyalizm, dünyadaki bütün egemen mülk sahibi sınıfların, devletlerin, askeri-siyasi-finansal kurumlarının İÇİNDE BİRLİKTE YER ALDIKLARI, rol ve çıkar paylaştıkları KÜRESEL bir sistemdir. Kapitalizmin varoluş tarzıdır.

Konuştuğumuz şeylerin SİSTEM İÇİNDEKİ demokrasi alanlarının genişletilmesi, sistemin kendi içindeki karşıtını doğuracak olan DEMOKRATIK TOPLUMSAL hareketlerin gelişmesi olduğun gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.

Bölge gericilikleri emperyalist-sömürgeci sistemin MAHALLE AĞALARI gibidir. Büyük patronlarla ilişkileri iyi ve uyumlu olduğu zaman bu, toplumsal tabakalar üzerindeki zulmün, zorbalığın daha da artması ve çıkış yollarının kapanmasını getiriyor. Fakat bunların kendi aralarında veya ağababalarıyla çıkar çatışmalarına girmeleri, savaş ve yıkımlara yom açtığı gibi; devrimci demokrasi güçleri için de bir FIRSAT’TIR. STATÜKONUN BOZULMASINA ve demokrasi güçlerinin bundan yararlanmalarına zemin hazırlayabilir.

Bu da bölgenin emperyal, gerici dinci-faşist devletlerine ya da küresel ağababaların politikalarına yamanmamızı değil KENDİ YOLUMUZU inşa etmeyi gerekli kılıyor. Küresel ve bölgesel emperyalist aktörler her durumdan KENDİ ÇIKARLARI’nın nasıl artacağının veya azalacağının hesabını yapıyorlar. Demokrasi ve özgürlük güçleri de ezilen sınıfların, halkların, toplumların ÇIKARLARINI gözetmek zorunda değil mi?

Ya bir yol BULACAĞIZ ya da bir yol YAPACAĞIZ.

Bu taktik alanda şaşırtıcı derecede değişik ilişkiler ortaya çıkarsa da, gözümüzü temel ilkelerden ve hedeflerden ayırmadıkça bundan kaçınarak sadece kendimizi kandırırız.

Zordur ama diyalektik materyalizm bunun mümkün olduğunu defalarca göstermiştir.