9E9735D6-9853-450B-AC24-200CC4061D48

Nihat Veli Yüce

Soçi buluşması Suriye’nin geleceğinin ne yönde olacağınında ip uçlarını verecek olan bir buluşmaydı. Bu yönüyle önemliydi. Putin basın toplantısında “Suriye hükümeti ile Kürtler arasında geniş bir diyaloğun başlatılması gerekiyor. Suriyenin kuzey doğusunda yaşayan kürtlerden bahsediyorum. Bu kapsayıcı diyalog yoluyla, ÇOK ULUSLU SURİYE HALKLARININ PARÇASI OLAN KÜRTLERİN HAK VE HUKUKLARI ANCAK BU ŞEKİLDE SAĞLANABİLİR” diyerek, Kürtlerin Suriye’de ayrı bir ulus olduğunu ve ulus olmaktan kaynaklı hakları olduğunu, Erdoğan’ın yanında dile getirdi. Yani sen ne dersen de Kürtler Suriye’de ayrı bir ulus ve ulus olmaktan kaynaklı hakları var ve bunun korunması ve garanti altına alınması lazım demiş oldu. Kürtlere siyasi statü verilmesi gerektiğini, ortak basın toplantısında Erdoğan’ın yanında dünyaya alenen ilan etmiş oldu. Bu meseleyi saray basını görmezden geldi.

Türkiye ABD ile vardığı 13 Maddelik mutabakat ile, askeri etkinliğinin olduğu alanların dışına çıkmayacak şekilde sınırlandırılmıştı. 30×120 km lik saha dışına çıkmamayı kabul etmişti. DSG’nin çekilme süresi olan 5 gün meselesi, olayı soğutma adına alınmış bir karardı. Bunun dışındaki maddeler tayin edici değildi. Özünü Mutabakatta 30×120 km ile Türkiye’yi sınırlama oluşturuyordu. Bu alanın dışında kalan doğu ve batı hattında ABD topu Rusya’ya atmıştı.
Soçi’de Rusya, ABD’nin çizdiği çerçeveyi Türkiye’ye teyit ettirmiş oldu. Tel Rıfat ve Menbiç’ten DSG’nin çekilmesi tayin edici değil. Zira İdlib, Afrin, Azez hattı önümüzdeki sürecin en cavcavlı sorunu olmaya aday. Buralara komşu Tel Rıfat ve Menbiç’ten DSG’nin çıkması, buralardaki çatışmalı süreçlerin dışında kalması demektir. Bu DSG açısından bu bölgede cereyan edecek Suriye -Türkiye itişme ve kakışmasının, yer yer çatışmasının dışında kalarak yıpranmamasını sağlayacaktır. Öte yandan ortak devriye meselesi işin espri yanıdır. Süresi belli olmayan, her an bitirilecek ve yaptırım gücü olmayan volta atma turlarıdır.
Ankara ve Soçi Türkiye ile Suriye’yi karşı karşıya bırakmıştır. Adana mutabakatıda durumu kurtarmaya yetmiyor. Zira Türkiye YPG’yi terör örgütü olarak görüp yaptırım isterken, Suriye’de SMO denen yapıyı terör örgütü görüyor ve yaptırım istiyor. Bu anlamda Adana mutabakatıda işlevsiz kalacaktır. Adana mutabakatına tutunarak sarayı kurtarmaya çalışan saray basını, sarayın desteklediği cihatçıları Suriye’nin terörist görmesi ve Adana mutabakatı güncellensin diyen Rusya’nın bunları ev ödevi olarak sarayın önüne koymak istemesine hiç değinmemektedirler. Türkiye bu konuda İki seçenekten birine zorlamıştır. Türkiye Suriye ile en üst düzeyde bağ kurarak müzakere yoluyla sorunları çözmeye mecbur edilme ve bu müzakereler sonucu Suriye’den çekilme ile bunu yapmaz ise orta vadede uluslararası arenada Suriye’nin topraklarını işgal eden yabancı güç durumuna düşürülmek arasında tercih yapmakla yüz yüze bırakılmıştır.
ABD ve Rusya Türkiye’yi Suriye bataklığının sorumlusu ve cihatçı gruplar bataklığının hamisi durumuna getirerek bunların geleceğinden sorumlu kılarak ağır bir sorumluluk vermişlerdir. Bir anlamda DSG ile ne yapacağımız bizim işimiz, sen bu işlere kafayı takma İdlip, Azez, Afrin hattındaki cihatçı grupları nasıl terbiye edersen et. Bunlar senin sorumluluğunda diyerek bombayı Türkiye’nin kucağına bırakmışlardır. Saraya hatırın kalmasın diye DSG’yi sınırdan biraz uzaklaştırarak iç politikada elini rahatlatırız. Sende cihatçılar meselesini çözmekle yükümlüsün demişlerdir.
DSG Ankara ve Soçi mutabakatları sonucu Suriye’nin bir gerçeği olarak uluslararasılaşmış ve uluslararası alanda taraf olarak kabul görmüştür. Kamışlı, Rakka ve El Bukemal-Baguz üçgeni DSG’nin ana gövdesinin konumlanacağı alan olarak kararlaştırılmıştır. DSG bu üçgende dokunulmazlık elde etmiştir. Saray bu girişimi ile, Türkiye’nin bu bölgede özerk yada federatif kürt yönetiminin resmen kurulmasına karşı bütün argümanlarını tüketmiştir. İtiraz etme şansı kalmamıştır. Muhtemelen yeni Suriye anayasasının oluşumunda bu federal bölge resmi olarak yerini alacaktır. Suriye kürtleri bazı şehirlerini kaybetmiş olsalarda, geleceklerini kazanmışlardır. Sürecin taktik kaybedeni, stratejik kazananı olmuşlardır.
Saray bir seçim daha kazanma uğruna oynadığı kumarı kaybetmiştir. Suriye sınırı boyunca güvenlikli bölge oluşturma ve buralara arapları yerleştirerek demografik yapısını değiştirme projesinde duvara toslamıştır. Cenevre görüşmelerinin başlayacağı andan itibaren Suriye’de işgalci güç olarak uluslararası sahada iyice köşeye sıkıştırılacaktır. Sarayın hem Suriye kürtlerini güneye doğru sürerek kahramanlaşma, hemde Türkiyedeki Suriyeli arapları buralara yerleştirerek, Suriyeli karşıtlığının getirdiği oy kayıplarını telafi etme hesabı tutmamış, süreç dahada ağırlaşmıştır. Bu süreçten sonra Suriyede askeri güç bulundurma ve alan kontrol etme siyaseti, orta ve uzun vadede sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.
Saray bu hamlesi ile, Suriye’deki kürt meselesini uluslararasılaştırmıştır, Türkiye, İran, Irak ve Suriye kürtlerini duygusal açıdan birleştirmiş ve ortak hateket etme bilincinde sıçrama yaratmıştır. Tarihte hiç görülmediği kadar kürtler arasında yüksek düzeyde ortak duygu anaforu yaratmayı başarmıştır. DSG’yi Suriye’de resmi olarak kabul gören bir taraf haline getirmekle kalmamış, uluslararası alandada çok büyük halk desteği olan, dünyanın hemen hemen her coğrafyasında yüksek sempatiyle bakılmasına katkı sunmuştur. DSG saray tarafından kabul edilsede, edilmesede, uluslararası arenada kabul görmüş resmi bir taraftır. Cenevre sürecinde bunu bütün yanları ile görücez.
Sonuç olarak saray seçim yatırımı kumarını kaybetmiştir. Türkiye halkına daha büyük kaybettirmiştir. Saray Türkiye’yi zafere değil büyük bir ekonomik yıkıma ve yalnızlaşmaya götürmüştür. İdeolojik akrabası olduğu Suriye’deki cihatçı gruplar saray üzerinden, Türkiye’nin kucağına bırakılmıştır. Suriye bunları Suriye’de asla istememektedir. İdlip ve çevresindeki cihatçı gruplarla, Suriye milli ordusu denen cihatçılar çok yakın gelecekte Türkiye’nin iç sorunu haline gelecektir. Suriye kumarının kaybı, ekonomik yıkım ve cihatçılar gerçeği halk nezninde anlaşılmadan, bu acı tablo görülmeden şişirme kahramanlık şovları eşliğinde baskın bir seçime gitme ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Mart sonrasına bırakılacak bir seçim saraya büyük kaybettitecektir. Soçi ile Suriye macerası uzatmalar ve formalitelerin yerine getirilme sürecine girmiştir. Sıra sarayın iç politikadaki kumarına gelmiştir. Suriye macerasının kaybedeni olan sarayın bu yenilgiyi içeride kendisi için zafere dönüştürmeye çalışması; 1) Suriyeli göçmenlerin Türkiye’de kalacağının, 2) SMO denen yapının elimizde patladığının 3) İdlip’teki cihatçı grupların yakın gelecekte Türkiye’yenin sorunu haline geleceği gibi büyük ve tehlikeli sorunlar, geniş halk yığınları tarafından anlaşılmadan, sahte zafer naraları ile, baskın bir seçime gitme ve bir seçim daha kurtarmanın senaryoları sarayda çalışılmaya başlanmıştır.