D41B33F3-99DA-4185-B420-AFB9F3F42261

Yakup Aslan

ABD Başkanı Donald Trump, “Rojava Kürtlerine askeri operasyon için Türkiye’ye yeşil ışık yaktığı” eleştirilerine “Kürtler 2’nci Dünya Savaşı’nda bize yardım etmedi” diye yanıt vermişti...

Trump Beyaz Saray’daki açıklamasında “Kürtler kendi toprakları için savaşıyor. Bugün çok güçlü bir makalede belirtildiği gibi, bize İkinci Dünya Savaşı’nda yardım etmediler. Örneğin Normandiya’da bize yardım etmediler. Başka birçok savaştan da bahsediliyor. Bize ancak kendi toprakları için yardım ettiler. Bu farklı bir şey. Kaldı ki biz Kürtlere, mühimmat olsun, silah olsun, para olsun yardım etmek için çok büyük meblağlar harcadık. Bununla birlikte Kürtleri seviyoruz.

Açıklamaya baktığımız zaman çok ince mesajlar görüyoruz aslında, “Kürtler kendi toprakları için savaşıyorlar”, “Kürtler birçok savaşta bize yardımcı olmadı” ve “Kürtler ile Türkler arasındaki bu savaş 200 yıldır devam ediyor.

Diğer iki meseleyi bir kenara bırakırsak, Batı’nın, Amerika’nın ve Rusya’nın Kürtlere özel bir husumetinin olduğu kesin… Evvela, Haçlı Seferlerinin önünü kesen ve Kudüs’ü onların ellerinden kurtaran Selahattin Eyübi’ye ve onun soyuna karşı kinleri var..

Osmanlı özel koşunları olarak cepheden cepheye koşturulmaları ve bunun çevresinde yapılan kara propagandadan dolayı bütün katliamların, işgallerin ve talanların günahı Kürtlere yüklenmek istendi ve bu da uluslararası camiada mutlak doğru olarak görüldü. O kadar propaganda yapıldı ki, Kürtler bile bu yalana inanmaya başladılar.
Osmanlı döneminde Kürtler aşiretler şeklinde özgür bir yaşam sürdürüyorlardı. Kendi topraklarında her aşiret kendi yasalarını doğallığında imal ediyor ve uyguluyordu.. Osmanlı istila ettiği başka inançtan insanların ülkesinden çocukları getirip, özel eğitiyor ve Yeni Çeriolarak savaşa gönderiyordu.. Yani köle savaşçılar.

Ulus devlet tezi Avrupa’da hakim bir süreç olmaya başlamasından itibaren oralarda eğitim gören aydınlar o rüzgardan bir kısmını kendi ülkelerine taşıdılar. Osmanlı hızla parçalanan ve küçük ulus devletlerin kurulduğu bir sürecin kuşatması altına girdi.. İttihat ve TerakicilerNazilerinSaf Irk” tezini benimsediler ve küçük uluslardan başlayarak soykırımlara, tehcirlere, asimilasyonlara yöneldiler.
Bizans entrikalarını devralmış Osmanlı, Kürtleri kendisine tehlike görmekteydi. Fravun da yeni doğan erkek çocukları kendi bekası için tehlike görüyordu.. Arap cahilleri de kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Osmanlı da doğan çocukları kendi bekaları için tehlike görüyorlardı ve onları katlediyorlardı.

Kürtler bölgenin en kadim ve en etkili güçleriydi.. Dönüşmeyi kabul etmiyor, direniyorlardı. Aşiret ağalarının, beylerinin ihtiyaç olduğunda büyük kitlelere hükmetmesi Osmanlıyıendişelendiriyordu. Şeytanın bile aklına gelmeyen bir yöntemle Arap ülkelerindeki dilencileri getirip, başlarına bir sarı veya yeşil sarık sardırarak topluma şeyh, seyit diye pazarladılar.. Din referanslı kutsanmış soyu, sopu belli olmayan dilenciler bir taraftan halkı sömürürlerken diğer yandan ağaların, beylerin otoritesini kırmak amaçlı getirmişlerdi. Devletin desteklediği, düzenli olarak payitahttan altına duyurdukları bu devşirmeler için, iyi bir kazanç kapısı olmuştu. Ağalardan, beylerden çok onların sözü geçerli oldu…

Birinci operasyondan sonra bu şeyhlerin kışkırtmasıyla, Geliyê Tîyarî’de başlayan Nasturikatliamı Botan beylerine yaptırıldı. İkinci hamle olarak ittihatçıların tavsiyesiyle en önemli Kürt şehirlerinden biri olan Erzincan’da sultan II. Abdulhamid’in emriyle 1891 yılında Hamidiye Alayları kurulmuştu. Devletten maaş ve itibar alan Hamidiye Alayları müttefikleridoğrultusunda Nazi hücumlarına karşı kullanıldıkları gibi, Osmanlı düşmanlarına veya Osmanlıya başkaldırmış Kürt aşiretlerini sindirmekte de kullanıldılar. Beyliklere karşı Osmanlı emrindeki Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları etkin bir şekilde kullanıldı. Kürtlerin dinamik güçlerini bu şekilde imha etmeyi amaçlamanın yanında, Aşiret Mektepleri, Arap ülkelerinden toplama seyitlik payesi verilmiş dilencilerin organize kumpasları, aşiret beylerine rütbeler verilmesiyle birlikte düzenli bir şekilde hazineden altın gönderilmesi, bazı aşiret ağalarının payitahtta bir şekilde rehin alınmaları, tutuklanmaları gibi birçok trajik konularla dolu gelişmeler, ardından Balkanlarda, Kafkaslarda, Irak, Yemen, Sarıkamış ve benzeri yerlerdeki savaşlarda yalnız bırakılarak, katliam, hastalık ve açlığa teslim edilerek uygulanan politikalar tesadüfü gelişmeler değildi.

Hamidiye Alayları bu toprakların en kadim halkları olan Ermeni, Nasturi, Kürt ve benzeri uluslara ait soykırım, tehcir ve baskılarda da kullanıldı. Rusların Anadolutopraklarını işgal girişiminde Ermeniler, Osmanlının diğer kavimleri Türkleşme veya imha olma tercihi zorunda bırakması politikaları doğrultusunda varlıklarını tehlikede gördüler ve dolayısıyla yabancı güçlerin, Rusların teşvikiyle örgütlenmeye başladılar. Lazlar da güçlü bir potansiyele sahiptiler, ancak tehlike karşısında teslim olmayı tercih ettiler.

Batı ulusdevlet projesiyle birlikte Anadolu’da yoğun misyoner çalışmaları başlamıştı.. Ruslar, Kars ve Van’a doğru ilerleyince de Ermenilerin desteğini almak için onlara bağımsız bir devlet sözü verdiler. Doğru ya, Osmanlının imha politikaları karşısında başka nasıl durabilirlerdi. Kurdukları silahlı milis güçleriyle bölgede baskı unsuru oldular. Kürtlerle aralarında inanç yönünden geliştirilen ajitasyon, provokasyon ve kışkırtmalar neticesinde düşmanlık tohumları ekiliyordu.

O zamana kadar Osmanlı adına azınlıklara karşı yürütülen savaş politikalarından daha şiddetli bir operasyon başlatıldı.. Hamidiye Alaylarıyla birlikte, Aşiretler de Ermeni katliamında kullanıldılar. Birçok kaynak ve Hamidiye Alaylarının bazı komutanlarının Osmanlı sarayına gönderdiği raporlarda, aşiretlerin önemli ölçüde katliama katılmamakla birlikte, yağmalama ve onların mülklerine el koymaya yöneldiklerini ve insan öldürmekten kaçındıklarını haber veriyorlar. Birçok aşiret ağası buna destek vermediği için ya idam edildi ya tutuklandı, sürgün edildi. Birçok aşiret o dehşet verici katliamdan, güçleri nispetinde insanları canları pahasına kurtarmaya çalıştılar.. En basit haliyle benim dedem 500 aileyi, Hamidiye Alaylarının kuşatmasına ve bütün köye yerle bir etme tehditlerine rağmen katliamdan kurtardı..Hikayesi ve yaşanan dram uzundur.

Diğer yandan Sımko Ağa, bölgede önemli bir dini otorite olan Hristiyanların temsilcisi Mar Şimon’u oyuna getirerek katletti.. Bunun hikayesi de uzundur. Rusya’daki 1917 Ekim Devrimi’nden ve Rusya’nın Doğu Cephesi’nden çekilmesinden sonra İttihat ve Terakki, Aşiret Süvari Alayları’nı tasfiye kararı aldı, askerleri terhis etti. Olası bir Kürt hareketinin oluşmaması için “göç kanunu” çıkarılarak Kürtleri batıya dağıtarak göndermeye başladı.

Kurtuluş savaşında da Kürtler bütün cephelerde savaştılar… Ruslar’a, Fransızlara, İngilizlere karşı cansiperane savaştılar.

Emperyalistler sınırları çizdiklerinde Selahattin Eyyubi’den intikam alırcasına, o güne kadar yedikleri darbelerin cerimesini Kürtlere ödettirmeye çalıştılar ve onların yaşadıkları toprakları dörde bölerek Fars, Arap ve Türkler’e peşkeş çektiler.. Sonraki dönemde de Osmanlıdan itibaren bütün bu olanların müsebbibi Kürtlermiş gibi bir kara propaganda ile diğer uluslar Kürtlere düşman hale getirilmeye çalışıldı.. Ustaca hazırlanmış manipülasyon ve tarihsel illüzyona rağmen Osmanlı devleti ne bir İslam devletiydi ve ne de sultanlar Türktü..Neredeyse tamamının anneleri, cariyeleri ve resmi kurumda çalışan memurlarının önemli bir kısmı başka dinden olan sultanlar Türk kelimesini hakaret olarak kullanıyorlardı.

Şimdi gelelim Trump’un Kürtler Faşizme karşı savaşmadı tarih çarpıtmasına Trump doğru söylemiyor, Kürtler hem Osmanlı ve hem de Sovyetlerle birlikte Nazilere karşı savaştılar.Kafkaslarda, Kızıl Kürdistan’da Kürt gençleri sosyalizmin etkisi altında faşizme karşı savaştılar. Daha sonraki süreçte de hep faşizme karşı savaştılar… NormandiyaÇıkarması’nda bize yardımcı olmadılar” derken, aslında bilinçli-bilinçsiz veya gündem saptırması maksadıyla tarihi sürece işaret ediyor. Kara propagandalarda Kürtlerin nasıl öğütüldüğüne dikkat çekiyor. Ciddi bir makale dediği yazıda nasıl bir konu işlenmiş bilmiyorum ama Avrupa’nın kayda değer muteber tarihçileri onun yaptığı açıklamadan sonra, ortaya koydukları görüşleri onu doğrulamıyor.. Şimdi o bahsettiği Avrupa’nın kaderini değiştiren o olayda neler olmuştu?

Dünya tarihinin en acı ve kanlı olaylarından biri olan, II. Dünya Savaşı’nın sonlanmasını Normandiya Çıkarması sağladı. Nazi Almanyası’nın işgali altındaki Fransa’nın batı ucundaki Normandiya bölgesine müttefiklerin 6 Haziran 1944’te belki de bir imkansızı başararak asker çıkarması ile yaşanan bir dönüm noktası. O günün sonunda 10 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Yüz binlercesi yaralandı. Normandiya Çıkarması öncesinde bu harekat çok tehlikeli gözüküyordu. Müttefik birlikleri, düşmanın dört yıl işgal altında bulundurduğu ve bu süre içerisinde tahkim ettiği, engel ve mayınla döşediği bir kıyıya çıkmak zorundaydı.

Almanların batı cephesinde savunma amacıyla ellerinde elli sekiz tümen vardı ve bu tümenlerden on tanesi her an karşı taarruz yapabilecek kabiliyete sahip panzer birlikleriydi.

Müttefiklerin ise ellerinde İngiltere’de konuşlanmış muazzam bir güç vardı. Fakat bu askeri güç iki engelle karşı karşıyaydı: Birincisi İngiltere ile Fransa arasında bulunan zorlu Manş Denizi’ni geçmekti. İkincisi ise bir çıkarma yapabilmek için sadece üçü hava indirme tümeni olmak üzere toplamda 9 tümen kullanılabilmesiydi.

Ayrıca sahilde toplanacak bu askerleri ancak bir hafta sonra 2 katına çıkarma imkanınasahiptiler. Öte yandan müttefiklerin karşısında Fransa’yı ve Avrupa’nın çok büyük bir bölümünü kolayca ele geçirmiş çok iyi donanımlı ve deneyimli Alman ordusu bulunuyordu.

Normandiya sahillerine Utah, Omaha, Gold, Juno ve Sword gibi kod adları verildi. Böylece çıkış planı düşmandan saklandı. ‘Neptün’ ise iniş için kod adı oldu. Çıkarma ve paralelindeki Neptün Operasyonu’nun amacı, Fransa’nın kuzeydoğusunda güvenli bir mevzininoluşturulmasına yardımcı olmaktı. D-Day, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerince askerî harekâtın başlangıç günü anlamıyla kullanılmış olan terim. Ancak NormandiyaÇıkarması’ndan kullanıldıktan sonra 6 Haziran 1944 tarihi ile özdeşleşti.

Müttefikler Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Birleşik Krallık Hollanda, Kanada, Norveç, Fransa, Polonya, Yeni Zelanda ve Fransa için batı cephesinin önemi fazla olduğu kadar, Alman ordusu ve Hitler için de batı cephesi büyük bir önem arz ediyordu. Doğu cephesinde Rus tehditi çok büyük olmasına rağmen asıl sorun Batı cephesinde bulunuyordu. Zira doğu cephesinin çok büyük olmasından dolayı bu hatta yaşanacak bir yenilginin Almanya’yı çok sarsmayacağı tahmin ediliyordu. Ama Batı için durum farklıydı.

Bunun başlıca nedeni Almanya’nın işgal ettiği Fransa’nın Almanya’ya oldukça yakın olmasıydı. Batı cephesinde Almanların alabileceği bir yenilgi 1000 kilometre mesafedeki Berlin’e müttefiklerin hızla ilerlemesi ile sonuçlanabilirdi. 1944’te başarılı bir Anglo-Amerikan saldırısı ile Alman sanayisinin kalbi olan Rhin bölgesi ele geçerse, Almanya’nın savaşma kapasitesi tamamen durdurulmuş olurdu.

6 Haziran 1944 gecesi Müttefik kuvvetleri çıkarma harekatına başladı. İlk etapta paraşütçü birlikleri Alman savunmasının arkasına inişler yaptı. Aynı günün sabahı Normandiyasahillerine Amerikan, İngiliz, Kanada birlikleri çıkarma harekatını başlattı. Çıkarmadan 7 saat sonra sahil Alman varlığından temizlenmiş durumdaydı. Fakat asıl sorun bir çıkarma sırasında gerekli lojistik destek ve tedarik akışını nasıl gerçekleştirilebileceğiydi. Bunun için dünya tarihinde ilk defa düşünülen bir sistem hazırlandı. Projenin fikir babası İngiltere Başbakanı Winston Churchill’di. Başbakana göre yapay bir liman yapmaktan başka çare yoktu.

Projenin hayata geçirilebilmesi kıyı özellikleri, rüzgar, dalga iklimi, dalga tahmini, akıntılar, zemin araştırmaları verileri ışığında liman hızla projelendirdi. Limanın parçaları olan büyük dubalar, iskeleler, köprü dubaları, bağlantılar İngiltere’de 1942-44 yılları arasında inşa edildi. Çıkarma gününden bir gün sonra limanın parçaları denizden taşınarak çok kısa sürede yerlerine monte edildi.

Normandiya çıkarması için asıl tarih 5 Haziran olarak belirlenmişti. Fakat harekat günü yaklaştıkça kötü hava nedeniyle Normandiya kıyılarına vuran dalgalar da bir o kadar çoğalıyordu. Hal böyle olunca, General Dwight D Eisenhower çıkarmayı 24 saat erteledi. Birçok uzman ise Almanlar’ın asıl müttefikleri rüzgarın kesildiği ve denizin durulduğu Mayısın sonuna denk gelen dolunay zamanı beklediklerini söylüyor.

İngilizler istihbaratı Enigma adı verilen Alman gizli mesajlarının gönderildiği sistemi çözdü. Bu sayede Hitler’in ve Alman genelkurmayının, müttefiklerin oyununa gelerek, çıkarmanın Normandiya sahilleri yerine Calais’e yapılacağını düşündüklerini teyit ettiler.

General Eisenhower’ın “Bizim için savaş kazanan” adam dediği Higgins, çıkarma gemilerinin üretim ve tasarımcısıydı. New Orleans’lı tasarımcının ürettiği LCVP ya da “Higgins Botları” da denilen botlar sayesinde askerler ve tanklar Manş‘ın azgın sularından geçerek, Normandiya’ya çıkabildi.

7 Mayıs’ta Reims’da geçici bir teslimiyet tutanağı imzalandı. 8 Mayıs’ta, Berlin’de, Alman Başkomutanlığı’nın temsilcileri, müttefik birliklerinin başkomutanlık ve Sovyet birliklerinin başkomutanlık temsilcilerinin huzurunda; uygulanmasına 8 Mayıs saat 24’te başlanan kesin teslimiyet belgesini imzaladılar. Bu artık bir kağıt parçası değildi. Bu, Alman ordusunun gerçek teslimiyetiydi. Gerçi Alman ordusunun bir grubu, Çekoslovakya topraklarında hâlâ teslim olmaya yanaşmıyor ve savaşa devam ediyordu. Slav halklarının varlıkları ve bağımsızlıkları için yüzyıllar süren mücadeleleri, Alman işgalcileri ve Alman despotluğu üzerinde zaferle sonuçlandı.

Üç yıl öncesinde Hitler tüm dünyanın önünde, Sovyetler Birliği’nin parçalanmasının, Kafkasya’nın, Ukrayna’nın, Beyaz Rusya’nın, Baltık ülkelerinin ve diğer Sovyet bölgelerinin zorla koparılıp alınmasının görevleri arasında bulunduğunu ilan ediyordu. Açıktan açığa şöyle diyorlardı: “Rusya’yı, bir daha asla ayağa kalkamayacağı şekilde yok edeceğiz.” Ancak Hitler’in çılgınca düşünceleri gerçekleşmeden, savaşın sahnesinden çekilmek zorunda kaldılar. Savaş sürecinde bu düşünceler rüzgarın önündeki saman çöpü gibi uçup gitti.

Emperyalistlerin dünya pazarlarını ele geçirmek için çıkardıkları I. Paylaşım Savaşı’nda 8 milyon 700 bin insan yaşamını yitirdi, milyonlarca insan sakat ve evsiz kaldı. Halklar için savaştan geriye korkunç bir yıkım ve sefalet kalmıştı. Rusya’yla birlikte Almanya da I. Paylaşım Savaşı’ndan yenilgiyle çıktı.

Almanya’nın savaştan yenilgiyle çıkması, sömürgelerini büyük oranda kaybetmesine yol açmış ve savaş tazminatı ödemek zorunda kalmıştı. 1920-23 yılları arasında yaşanan ekonomik krizle birlikte siyasi kriz de giderek derinleşiyor, halk her geçen gün daha çok yoksullaşıyor ve açlık sınırının altında yaşıyordu. Günlük enflasyon da yaklaşık olarak yüzde 250’yi buluyordu. Sabah 20 bin mark olan ekmeğin fiyatı akşam üstü 5 milyon marka çıkıyordu.

Hitler hem halkın memnuniyetsizliğini hem de elindeki geniş propaganda araçlarını çok iyi kullanarak, her şeyin sorumlusu olarak Yahudileri göstererek faşist düşüncelerini yaymaya, kitle tabanı bulmaya başladı. Böylece, faşistlerin 1929’da 170 bin olan üye sayısı 1932’de 1 milyon 378 bine yükseldi. Derinleşerek artan ekonomik kriz, işsizlik, beraberinde siyasi krizin de artmasına neden olmaktadır. Alman tekelci burjuvazisi içine girdiği siyasi krizi aşmak ve istikrarı sağlamak için yeni arayış içerisindedir.

Şimdi Arab Baharı, BOP eşliğinde Suriye’de başlatılan savaşta birçok dengeler, finans kaynakları ve militarist yapılanmalar rol oynadı. 8 yıldır süren savaşta dengeler değişti ancak Suriye yerlebir olmaktan ve yüzbinlerce insan ölmekten, binlerce mülteci metropollerinçöplüklerinde veya Avrupa’ya sığınmak için canları pahasına başlattıkları kaçış sürecinde denizlerde boğulmaktan kurtulamadılar Beşer Esad’ın devrilmesi için bütün muhalif grublar eğit-donat sistemi içerisinde biçimlendirildi. Kürtler de toplantı ve karar alma mekanizması içerisinde olmadılar ama genellikle kendi yerleşim alanlarını koruma ve birçok bölgeyi IŞİD’ten temizleme olayında canlarını feda ederek, ABD ve müttefiklerine savaşarak katkı sundular.

Kobanê’ye IŞİD saldırısında neler olduğunu bilenler biliyor.. Suruç’ta gelen Kürt savaşçı yaralılarını tedavi etmeye tahsis edilmiş devlet hastanesini ben de gördüm. Sonra peşmergelerin halkın yoğun tezahüratları arasında güvenlik güçlerinin kortejinde tanklarıyla, toplarıyla Kobanê’ye gelişine şahid olduk. Salih Müslim her fırsatta Ankara’da ağırlanıyordu.. Emperyalistlerin geçmişten intikam alırcasına bütün haklardan mahrum bıraktığı Kürtler, yeni süreçte doğal mecrasına girmişti, her şey normal görünüyordu

Gülen Cemaatine yönelik operasyonun ardından, ülkenin bütün zenginlikleri, mahrem bilgileri, makamları, mevkileri peşkeş çekilen cemaatin yerine Kemalist Ergenekon ve milliyetçiler vesayet makamına gelince bu kez Kürtlere karşı tavırda değişiklik oldu. Osmanlı dönemindeki bir uygulama beklenirken, tehlike olarak görülmeye başladılar. Rojava’da kendi güçleriyle bölgeye hakim olunca bu kez ülkeye hakim olan yeni milliyetçi konsept, Kürtlerin herhangi bir statü kazanması durumunda Türkiye’deki Kürtlerin de hak talep edebileceklerini resmi kanallardan dillendirmeye başladılar. Neler olduğunu biliyoruz..

Sonra ABD ve Rusya icazetiyle Afrin ve benzeri birkaç yerde neler yaşandığını hatırlayın. Diğer yandan Suriye’nin değişik kesimlerinden toplanan paramiliter güçler alan hakimiyetinide pekiştirmek maksadıyla İdlib’de toplandı. Dikkat ederseniz bütün bunlar başka ülkenin topraklarında oluyor. Sonra 3’lü zirvede bunların radikallerinin tasfiye edilmesi ve geriye kalanların da silahsızlandırılması antlaşması sağlandı. Türkiye buna uymadı veya uyamadı… İdlib’e yönelik bombardıman, saldırılar arttıktan ve Türk askeri konvoyu bombalandıktan sonra tehlike riski kapıya dayandı.
Bu kez durduk yerde “terör koridoru” söylemleri başladı. Yetmedi “Güvenlik Koridoru”… Kürtlerden temizlenmiş, 5-9 veya 30 kilometre boyunca bir koridor oluşturulması, TOKİ’nin orada bahçeli evler yapması ve Arap mültecilerin getirilip oraya yerleştirilmesi.. Hangi mülteciler? Elbette, İdlib ve savaşta kullanılan silahlı çetelerin ve ailelerinin yerleştirilmesi..Önce 2 milyondan bahsedildi, sonra bu 3 milyon oldu. 3 milyonun yerleştirileceği topraklardan Kürtler çıkarılacak elbette.. Açıkça söylendi. Aklibalığ olanlar planlanan projeden, açıklamaya ihtiyaç duymadan hakikati çıkarabilir aslında. Peki kimi, kimin toprağından çıkarıyorsunuz? Tarih o bölgede yaşayan Kürtlerin en kadim halk olduğunu aktarıyor.. Emperyalistler, Kürtleri dört parçaya bölmeden önce Rojava Kürdistan’ın bir parçasıydı… Dünya savaşlarında işgali asla kabul etmemiş bir halktı.
Daha acısı sürekli ümmet, kardeşlik edebiyatı yapanların savrulmasıydı. Bunlar hepsi bir yana kardeş bildiklerimizin nasıl milliyetçi zemine savrulduklarını gördük. Mesele Kürt olunca, bütün değerler, din, iman, ilkeler, inandığımız kutsallar bir çırpıda ırkçı hezeyanlara kurban edildi.. Bir halkı zorla topraklarından çıkarıp, başka bir halkı getirip oraya yerleştirmek ve Arap hilaliyle demografik yapıyı bozmak hiçbir kitapta, yiğitlikte, insani değerlerde yazmaz.. Faşizm uygulamasıdır bu. Milliyetçiliğin faşizmden başka bir tarifi yoktur.
Adına “Barış Pınarı” dedikleri savaşta kullanılan ‘Milli Ordu’ dedikleri çeteler, Türkiye’nin eğitip silahlandırdığı ve adını milli ordu koyduğu 44 örgütten oluşuyor. Onlardan 21 örgüt, CİA ve Amerika’nın eğitip donattığı ve yardım ettiği örgütlerdir. CİA’nın TOW füzesi verdiği örgütlerden 14’ü de bu listede yer alıyor. Pınarlardan mazlum, sahipsiz ve kimsesiz insanların kanının akmasına teşne olmak ne dinle bağdaşır ve ne de insanlıkla…

Operasyonun ABD ve Rusya izniyle yapıldığını aklı olan her insan bilir.. Güvenlik Konseyi’nde ‘Türkiye’nın Kınanması’nı ve Birleşmiş Milletler’de karar alınmasını ABD ve Rusya veto etti… Neden acaba? ABD şimdiye kadar İsrail aleyhinde alınan kararların veto edilmesinin dışında başka bir kararı veto etmiş mi? Halk önünde İsrail’e çemkirip, perde gerisinde veya halkın gözünün içine baka baka Mavi Marmara’da 9 genci katletmiş İsrail askerlerine dokunulmazlık yasaları çıkarıldığını iyi biliyoruz. ABD, bununla da yetinmedi. Anlaşma gereği çatışmanın yaşandığı bölgeye gelmeye çalışan Suriye ordularını da vurdu..Her şey açık değil mi?

Kendinizi kandırabilirsiniz sorun değil.. Ama bu ihanet, yüzbinlerce insanın duruşunuzdan, inandıklarınızdan, güvendiklerinizden soğumasına sebep oldu, olacakDilinizin söylediği ile kalbinizin inandığı aynı şeyler değilmiş.. Kendinizi kandırmaya devam edin… Şeytani bahanelerin arkasına sığınmak, akıl ve vicdanın taş kesilmesinden öteye geçmez..

Bugün çok daha iyi bir şekilde anlaşılıyor ki, çok az istisna, hangi inanç, düşüncede olursa olsun toplumun olduğu ve asla etkisinden kurtulamadığı bir şey var ki hepiniz aslında ırkçısınız.. Milliyetçi demiyorum ırkçı. Herkesin damarında, her şeyi sadece kendisi için hak gören uydurduğu egoist, bağnaz din sosisli ırkçılık akıyor. Irkçılık bir düşünce değildir. İdeoloji de değil. Kibir, asabiyet ve büyüklenme yönüyle şeytanın mesleğidir.

Irkçılık, insan cinsinin içgüdüsel korunma ve güvenlik güdüsünün, sürü içinde var olma isteğinin, ötekinden gelecek zarar ve yalnızlıkla özdeşleşen yok olma korkusuna karşı bilinçaltına sinmiş, budun yığınının sıcaklığına sığınma isteğinden gelen hayvansı dürtüsünün şekle veya teoriye dökülmüş halidir. İrrasyoneldir. Çünkü temelinde akıl değil duygular, korkular, dürtüler, istekler vardır. Fravun’un doğan çocukları bekasına tehdit olarak görmesi, Arap cahiliye toplumunun doğan kız çocuklarını onurlarına, kibirlerine tehlike olarak görmesi ve Osmanlının kendi çocuklarını bekaları için tehlike olarak algılamaları ve katletmeleri şeytani kibrin, ırkçılığın, beka korkusunun sonucudur. Bundan dolayı ırkçılık ve gizli-açık ırkçılık destekçiliği lanetlidir.