3c0f600d53514e35ac02787937fbce5a

Nurettin Yıldırım

Recep Tayip Erdoğan’ın odağında tutuğu Kürd düşmanlığı ve Kürdlere yönelik tehditlerinin dozajını her geçen gün artırarak sürdürüyor. Erdoğan’ın bu siyaseti TC devletinin bir uygulama siyaseti olarak, Kürdlerin demografik yapısına ve etnik temizlik fiiline, müdahaleyöntemine dönüştürülmek istenmektedir. Türklerin nüfusla oynama, yer değiştirme, kaydırma ve göçertme, hatta soykırım uygulaması Osmanlıdan gelen bir gelenektir. Bu geleneğin mirasçısı olarak varlık sürdüren Türk devleti, Süriye krizini ve savaşını bir oldu bitti’lerleKürd soykırımınının fırsatına dönüştürmek istiyor.

Biliyoruz ki, kitlesel imha fiilleri ve soykırım suçları çoğunlukla savaş zamanlarında işlenmiştir. Tarihte bir çok örnekleriyle de görüldüğü gibi, bu gibi suçları işlemeye niyet eden devletler savaşları bir fırsat olarak değerlendirmişlerdir.

Ermeni soykırımı birinci dünya savaşıyla yakından ilişkisi vardır. Şayet bir dünya savası olmasaydı, bir Ermeni soykırımının olması olmayabilirdi.

Türkler savaş nedeniyle Ermeni varlığını kendileri için tehlike olarak belirlemiş ve güvenlik” adı altında 1915 ten itibaren Ermeni nüfusunu sürme, kaydırma akabindekapsam genişleterek etnik temizliğe dönüştürmüştür.Buna benzer bir uygulama Süriye savaşı üzerinden Kürdlere uygulanmak istendiği çok açıktır.

Recep Tayip Erdoğan Birleşmiş Milletler gibi bir kurumun kürsüsünde harita üzerinden Rojava’yı işaret ederek,demografik yapıyı değiştirme yönünde nasıl bir projeyesahip olduklarını gözü dönmüşçesine anlatmaktan imtina etmemiştir. Haritada gösterdiği alanlar Kürdlerin yerleşim alanı ve Kürd nüfusunun yoğunlaştığı coğrafyadır.

Erdoğan’ın bu soykırımcı, ırkçı söylemini her defasında güvenlik” gerekçesi üzerinden konuşlandırması ister istemez geçmişteki Ermeni ve Kürd katliam ve soykırımplanlarını akıllara getirmektedir.

Özellikle göçmen politikaları üzerinden salladığı tehdit ve santajlar kullanarak kirli amaçlarına destek oluşturmaya çalışmaktadır. Erdoğan; bize sığınan üç beş milyonArapı buraya yerleştireceğim.” diyor.

Aslında plan, proje çok açık. Kürdlerin statü kazanmaması için Türk devleti Kürdlerin etnik temizlikten geçirilmesi için bütün güçlerini seferber etmiş bulunuyor. Bu bir devlet konsepti olarak gelişmektedir. Burada iktidarı ve muhalefetiyle bir toplumsal mutabakat vardır.

Erdoğan önderlikli devletin Kürd imha konsepti Kobanizaferinden bu yana işleme konulmuş ve parça, parça uygulanarak, bugün bunu Rojava işkakiyle yeni sonuç alıcı, kesinleştirici bir evreye çevirmek istiyorlar.

Zaten Kürdistan’ın Kuzey parçasında bu plan dahilinde bir uygulama yürürlüktedir. HDP’ye yönelik siyasi soykırımlar uzun yıllardır sürüp gelmektedir. Bir tandan HDP parti olarak krminalize edilirken, diğer taraftan ona oy veren kitleler göçertilmeye zorlanmaktadır. Kuzey Kürdisran’ın neredeyse bütün yerleşim alanlarında biranlamda uluslararası tepkileri ölçmek adına, deyim yerindeyse bir soykırım provası yapıldı. Halen benzer uygulamalar her geçen gün şiddetlenerek sürüyor.tutuklamalar hatta kıyım- kayyım, göçertme, kaçırtmatuzakları ile parçalı, kademeli yerinden yurdundan etme gibi suç faaliyetleri hızlanmış bir halde işlemeye devam ediyor.

Erdoğan’ın ve Türk devletinin Kürdlere karşı katidüşmanlık faaliyetlerinin bir önemli ayağının uluslararası güçlerin duyarsızlığı ve kayıtsızlığıdır. Uluslararası güçler, DAIŞ’le mücadelede Kürdlere gösterdikleri cömert duyarlılık, Türkiye devleti olunca cömert duyarsızlığa dönüşüyor. Bu da açık ki, Türk devletini veErdoğan’ı cesaretlendirmektadir.

Erdoğan’ın Rojava’yı işkal planı Kürdlerin Danış’ı yenilgiye uğrattığından bu güne hep, ha bugün, ha yarın oldu, olacak gibi sürekli gündemdedir. Bu söylem bizzat Erdoğan tarafından hep dillendirildi. En son Eylül sonlarında BM toplantısında Trump ’la yapılacak görüşmeden sonra “olacak” gibi bir hava oluşturuldu. Ancak ne Trump görüştü, ne de beklenen işkal gerçekleşti. Aslında BM’de umduğunu bulamayanErdoğan aslında kariyerinde hatları derin bir çizik almış olarak, büyük bir hayal kırıklığıyla gerisin geriye gelmiş oluyordu.

Erdoğan’ın her platformda alışık olduğumuz tehditleri en son meclis konuşmasına ilaveten, 5 ekim kendi parti kampı açılışında “Hazırlıklarımızı yaptık, harekât planlarımızı tamamladık, gereken talimatları verdik. Kararı verilen ve süreci başlamış olan barış pınarlarının önünü açma ihtimali belki bugün belki yarın denecek kadar yakın. Hem karadan hem havadan bu harekâtı yöneteceğiz.” diye konuştu.

Şimdi soru şu: Bu işkal  operasyonu olacak mı, olmayacak mı? Yanı bütün mesele bu. Buna Rusya, İran ne der? Amerika buna evet diyebilecek mi.? Erdoğan’ a bakılırsa bunların ne deyip, dememesinin bir önemi yok. Bu işe kendi deyimiyle “ bugün ya da yarından daha erken” başlayacak.

Yine Erdoğan’ın bildik beylik lafları kendisine kalsın.  Biz her şeye rağmen bölgesel ve uluslararası güçlerin buradaki durumunu ve olası tutumunu önemseyelim.

Aklı başında olanların genel geçer görüşü ABD izni olmadan, Türkiye’nin kendi başına böyle bir kalkışmada bulunamayacağını söylüyor. ABD’nin buna sıcak bakmadığını ve onay vermediğini basından, yazılan çizilenlerden dahası Erdoğan’ın açıklamalarından anlıyoruz. O zaman bu “yarından da erken tezi sadece söylenmiş bir söz kalacaktır.

Yok, ”Amerika ne derse desin ben girerim” ısrarı acaba Rusya ve İran’a dayanarak yapılmak isteniyorsa o zaman bu ayrı birkonu olur ki, bunun siyasi, askeri sallantıları Kürd ve Türk meselesinin çok ötesinde sonuçları olacaktır.

Erdoğan’ın, ciyak, ciyak bağırıp, çağırması belliki Rusya arkadan gaz veriyor. Belliki, Rusya, Türkiye’nin Rojavaişgalini Adana mutabakatı” arkasına gizlenerek destek veriyor. Rusya’nın önceliği Türkiye’yi de kullanarak bölgeye alternatifsiz yerleşmektir. Türkiye’nin planına Süriye, kısmen İran’ da razı edilmiştir. Türkiye’nin, Süriye de  Amerika ’sız bir denge içinde bulunmaya ne kadar istekli.? Bu ayrı bir tartışma konusu. Fakat Rusya tarafı Erdoğan’ın duygularını okşuyor, sırtını sıvazlıyor. “Kim tutar seni” diye. Erdoğan’ da Kürd denince dünyası kararıyor. Madem öyle bunu fırsata çevireyim” hesabında. “Fırsat bu fırsat” deyip Amerika üzerinde etkili olmaya çalışıyor. Amerika ise, Türkiye’yi kaybetmek istemiyor. O da sesiz ve soğuk yol almak istiyor. Bazen sesiz dinlemelerle, bazen Erdoğan’ın söyledikleriniciddiye almamayla süreci yönetmeye çalışıyor. ABD, kendi öncelikleri üzerinden giderek, Türkiye ile sağlanan güvenlikmutabakatına odaklanmak istiyor.

Kesin olan şu ki, Amerika, Rusya çekişmesi içinde Türkiye’nin bölge siyaset mekanizması içinde fazla eylem gücü olmaz, olmaz. Türk devletinin Efrin, Cerablus ve Bapalanına girişi Rusya’nın icazetiyle ve uluslararası güçlerin, ABD’ nin göz yummasıyla olduğu sır değildir. Rojava ’nın işgali Türk devletini aşan bir olaydır. Bu nedenle Türklerin, mevcut konjonktürde Rojava sahasında kendi projelerinde başarılı olma şansı yoktur.

Yine de Kürdler kendi geleceklerini kendi öz gücü üzerinde inşa etmeyi elden bırakmadan mevcut çelişkileri çok iyi değerlendirme gerçeğini bilerek, birlik duruşunu sergilemek önemlidir.

Sonuç olarak herkesin sorduğu ve merak ettiği gibi, Erdoğan’ın bu tehditleri bu defa adresini bulacak mı, bulmayacak mı?

Ben de emin olmak için bu defa papatyaların yapraklarını kopararak bir bir sordum. Ordan da bir sonuç alamadım. İşte Tam da bu nedenle zurnanın zurt dediği yerdeyiz.