3A4B8CA3-F2CC-407B-9180-71254F56C6CD

Hasan H. Yıldırım & Hüssein Erkan

Türkiye giderek despotlaşıyor. Hak, hukuk kırıntıları da rafa kaldırılıyor. Zaten ortada bir hak, hukuk yok. Keyfiyet giderek daha fazla hakim olacaktır. Bundan böyle, “Bunu, şunu niye yaptın, şu, bu hakkı niye gasp ettin?“ soruları anlamını yitirecektir. Özelikle Kürdlere karşı bu olaylar kanıksanacaktır. Devlet istediği Kürdü öldürebilecek, istediğini zindana atacak. Evlerini başına yıkacaktır. Bu sindirme sadece Kürdlerle sınırlı kalmayacaktır. Kendine muhalif olarak gördüğü herkesi düşman kategorisine sokacak ve sindirmeye çalışacaktır.

Türkiye’de devleti ele geçiren “İhvanı Müslim“ kalıcıdır, gidici değildir. Seçimlerin artık bir hükmü olmayacaktır. Kimse boşuna nefes tüketmesin. “AKP-MHP iktidarı gidicidir“ hayalini görmesin. Bunlar ancak bir şartla giderler. O da askeri bir darbe ile. Türk ordusunun da artık bunu yapacak mecali kalmamıştır. Darbe girişimleri, tutuklamalar, yurtdışı kaçışlarıyla Türk ordusunun içi boşalmıştır. Eski Türk ordusunun yerinde yeller esmektedir. Beyin takımının tamamına yakını tasfiye edilmiştir. Ordunun misyonunu MİT, SADAT ve mafya çeteleri devralmıştır. Bunların yuları da AKP’nin elindedir. Bürokrasi ve ekonomi ha keza. Yanı sıra, arkalarında güçlü ideolojik (mezhepsel) bir halk desteği vardır.

Tüm bunların yanı sıra; elinde bunlardan daha etkileyici bir kozu daha vardır. Nedir bu? “Ülke bölündü ha bölünecek“ korkusunu yaratarak Kürdlere karşı amansız, kuralsız, orantısız bir savaşı tırmandırmayı politika edinmiş olmasıdır. Savaş delisi Türkiye toplumunun yanı sıra, istisnai güçler bir yana, tüm muhalif güçler de bunu desteklemektedir.

AKP iktidarı (İhvanı Müslim) veya (Müslüman Kardeşler) de denilen bu güç, bu kozu çok iyi kullanacaktır; ki kullanmaktadır da. Bu politika ile kendi dışındaki güçleri birer birer sindirip, elini, kolunu kırıp denetim altına alacaktır. Ki; büyük oranda almıştır da. Fakat kendi dışındaki güçleri büsbütün olarak tasfiye etmeyecektir. Cüzi bir muhalefet serbestsini kendilerine tanıyacaktır. Bununla da demokrasicilik oynayacaktır.

MHP, Vatan Partisi ve Demirelci güçler iktidarın yedek gücü olmaya devam edecektir. Onları da denetleyebilir bir seviyede tutacaktır. Ki; zaten askeriyede ve bürokrasideki adamlarını birer birer tasfiye etmeye başladı bile. Sonuçta bu güçler İhvanı Müslim’e teslim olacaklardır. “Vatan, Millet, Sakarya“ politikasının gereğidir bu. Amentüleri zaten hazır. “Rehberimiz kuran, hedefimiz Turan.“

İhvanı Müslim elindeki güçle Türkiye’de at oynatırken CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi iktidara karşı direnmeyeceklerdir. Aktif bir karşı koyuşları olmayacaktır. Gün be gün ellerindeki mevzilerinden olacaklardır. Eleştiri haklarını kullanacaklar, bu serbestlik kendilerine tanınacaktır ama mevcut iktidarın Kürdlere karşı duruşunun yara almaması için, uzlaşmaları esas tutumları olacaktır. Konuşacaklar ama konuşulanları pratiğe sokmayacaklardır. Devletin çıkarı (bekası!) bunu emrediyor. Tehlike büyüktür. Tehlike Kürd/ Kürdistan sorunudur. Devletin Kürtlere karşı bir zaafiyet göstermemesi için tüm güçleriyle iktidarı destekleyeceklerdir.

Kimi çevreler, Kürdler muhalefet güçlerine destek versin diyorlar. İktidar Kürdlere saldırdığında içte onu destekleyecek tek bir muhalefet gücü olmadığına göre; kime ve niye bu destek? Ki; iktidarın Kürdlere yönelmesi halinde muhalefet denilen bu güçlerin iktidara destek verecekleri geçmiş pratiklerinden belidir.

Geriye kendine sol diyen kesimler kalıyor. Onların da varlığı, yokluğu tartışılır. Kitlesel bir karşılıkları yoktur. “Etcez, yapcaz, güneşi zapt etcez“ demelerinin ötesinde bir yaptırım güçleri yoktur.

Geriye aktif Kürd kitlesi kalıyor. İktidarın topyekün bir saldırısı halinde, Kürdler, kuşkusuz, sivil itiatsızlık eylemleriyle tavrını ortaya koyabilir. Ki; bu da çok sınırlı olur. Tüm toplumu saran bir muhalefet gelişmeyecektir. Bu süreçte böyle bir durum baş gösterirse Kürdler büyük zarara uğrayacaktır. Bunun yakın iki örneği görüldü. Birincisi, 1992 yılındaki kalkışma, ikincisi Hendek süreci. Devletin tavrı biliniyor.

Hele Orta Doğu’da Kürdlerin lehinde olumlu gelişmelerin seyrettiği, Kürdistan’ın Güneyi (Rojava)da istenileni elde edemeyişi ve bunu Türk devletinin beka sorunu olarak gördüğü bu süreçte tam bir soykırım politikasına baş vuracağından kimsenin kuşkusu olmasın.

Her ne kadar bu Kürdlerin elinde olmasa da, buna yol vermemek gerekir diyoruz. İran operasyonu sonrasının beklenilmesi gerektiğini söylüyoruz.

Çünkü Türk devletinin bu süreçte Kuzey Kürdlerine yönelmesi halinde, dış güçlerin Kürdleri sahiplenmesi mümkün görünmüyor. Seyirci kalacaklardır.

TC, Kürdlere karşı bir soykırıma kalkıştığında, küresel güçler ne zaman müdahale eder diye bir tahminde bulunursak; iki neden sayılabilir: Birincisi, büyük bir insanlık dramı yaşandığında. İkincisi ise, İran operasyonu sonrası GOP kapsamı içinde Türkiye’ye yöneldiklerinde.


27 Eylül 2019