“Türkiye’de KDP” niçin kuruldu

90530A5B-F718-4D4E-A3DB-E0364C159047

Fecri DOST

Türkiye’de KDP’ye gelince; Bu parti daha sol, sosyalizme daha açık bir partiydi. Partinin lideri Dr. Şıvan’ın o sırada Türkiyede solcu sosyalistleri kucaklayan Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP’e) üye olduğuna dair elimizde kesin bir belge yok. Ancak TİP içinde Dr. Şıvan’ın etkilediği ve Kürtlerden oluşan bir grup olduğunu biliyoruz. Bu grubun o sıralar içlerinde Dr. Tarık Ziya Ekinci, Mehmet Ali Aslan ve Kemal Burkay gibi Kürt kökenli yöneticilerinde bulunduğu TİP yöneticileri ile Kürt sorunu konusunda ciddi sayılabilecek görüş ayılıkları içinde oldukları anlaşılmaktadır. Kemal Burkay anılarında bu konuya açıklık getirecek bazı bilgiler verir. Burkay, 1970’te TİP’in 4. kongresine sunulan Kürt sorunu ile ilgili karar tasarısı konusunda Kürt Delegasyonu’nun kendi arasında bölündüğünü, kongreye, o zamanki yasalara göre biri daha “ılımlı” diğeri daha “sert” olan iki karar taslağının sunulmaya çalışıldığını ve bunları uzlaşmaya çalışıldığını belirterek şöyle der:

           “ Söz konusu yan salonda ayaküstü bu konuyu konuştuk. Gerek Tarık Ziya, gerek ben, Kürt arkadaşları daha yumuşak bir karar taslağı üzerinde ikna etmeye çalıştık. Aslında ayni şeyi, özüne dokunmadan, daha değişik sözlerle ve yıldırımları o denli çekmeyecek biçimde dile getirmenin mümkün ve yararlı olduğunu, aksi halde daha sert bir kararın partiyi kapatılma riskiyle yüz yüze getirebileceğini, amacımızın ise elbet bu olmadığını söyleik. Ben arkadaşları ikna etmenin zor olmayacağını sanmıştım Oysa hiçte öyle olmadı. Çoğunluk öteki öteki karar tasarısından yana tavır koydu ve doğrusu beni şaşırttı. Bu sonucu beklemiyordum ve çok üzüldüm. Birçok arkadaşın bu katı tavrına ise bir anlam veremedim. Ne var ki politikada iyi niyetli, ama bir az da saf olduğumu o gün anladım. Meğer bizim TİP’te yıllardır birlikte kavga verdiğimiz Kürt yoldaşların önemli bölümü Dr. Şıvan tarafından örgütlenmişti ve buraya bu konuda hazırlıklı, örgüt olarak gelmişlerdi. Silvanlı Mahmut Okutucu, Muhterem Biçimi, Abdülkerim Ceylan bunlar asındaydı. Kongrede izlenecek tavır meğer önceden belirlenmişti. Partinin kapanması ise Şıvan’ı memnun ederdi.”


Dr. Şıvan’ın arkadaşlarının bu karar tasarısıyla maçları, Kemal Burkay’ın iddia ettiği gibi TİP’in kapanmasına neden olmak yerine, TİP’i Kürt sorunu konusunda daha radikal kararlar almaya zorlamaktır. Buda onların hem görevi hem de tabii haklarıdır. Aslında Dr. Şıvan arkadaşlarının anılan bu tutumu, partinin kapanmasına neden olmaktan çok onların daha o zamanda belli oranda örgütlü davrandıklarını ve politik düşünceleri itibariyle de artık TİP’in sınırlarını zorladıklarını ayrı bağımsız sol, Kürdistan’ı bir örgütlemenin içinde olduklarını gösterir. O sırada Dr. Şıvan aldığı siyasal bir ceza nedeniyle Isparta’da sürgündeydi. Türk solu içinde, son olarak da TİP’teki Kürtler arasında yaşanan ideolojik-politik tartışmalar ve evrim, Şıvan grubunu Türk solu içindeki kadrolarını da çekerek Kürtlerin ayrı ve bağımsız örgütünü kurma noktasına getirmişti.


Kemal umudu şimdi başka yerde arıyor! Oysa şair K. Burkay ne demişti:

“İncisini ör
İncicini büyüt düşüncelerin
Ve düşün güzelliğini
Belki budur mutluluk”
***

 

         Canip Yıldırım

 


Av. Canip Yıldırım Orhan Miroğlu ile yaptığı söyleşide Dr. Sait Kırmızıtoprak’la ilgili şöyle konuşur:

        “Sait Kırmızıtoprak çok yetenekli, kabiliyetli bir çocuktu. Tıpta okurken İstanbul kenar mahallelerde ne kadar Alevi-Kürt ve Dersimli varsa hepsini örgütlemişti. Hastaların sorunlarıyla ilgileniyordu, Onlar de Sait’e adeta tapıyorlardı. Örgütçü bir ruhu vardı. Sait Kırmızıtoprak’ın bir ütopyası vardı Ceza evinden çıkınca Gevera’yı, Alberto Moravia’yı Gegis Debray’ı okumaya başladı. Kurtarılmış bölgelerin peşine düştü. Sait Kırmızıtoprak sol tandanslı bir lider kapasitesine sahip bir adamdı. Çok okuyan ve halka girmesini bilen bir insandı. Kırmızıtoprak 49’lar içinde de adeta bir anti-tezdi Eski Kürt tezinin antitezi. Aydınlarla, okumuşlarla oturup sohbet ederek bu işin başarıya ulaşacağına inanmıyordu. Halkı örgütlemek, kendi safına çekmek… Bunu İstanbul’da çok iyi becerdiği gibi sürgün olarak yaşadığı Isparta’da becerdi.
Isparta’ya gittiğinde orada halkı örgütleyen, onları dinleyen ideal bir doktor oldu. Gece yarısı kendisini evinden alıp köylerine götürenler var O hayır demiyor hiçbir şekilde. O kadar halktan yana biri. Halkı nasıl devrimci saflara çekeriz, hep bunun hesabını yapar. Zaten Irak’a gitmek istemesinin altında yatanda bu düşüncedir. Doğusu batısıyla ezilen halkların sorunu, Onun için aynıydı. Yani idealistti”. 


Kırmızıtoprak Isparta’da olduğu sıralar, Sait Elçi Antalya’da tutukluydu. Elçi ciğerlerinden rahatsızdı, Dr Sait’in bir Volkswagen arabası vardı. Elçi’ye her pazar bu araba ile ilaç götürürdü. Sait Elçi KDP ye Yardım ediyor, destekliyordu. Kırmızıtoprak partiyi halka dayalı bir örgüt haline getirmek istiyordu. Öbür grup kimseler, bu düşünceye pek önem vermiyordu. Bu amaçla Türkiye’yi terk etti. Dr Sait hiçbir zaman için Irak’a geliyorum, kurtarılmış bir bölge ilan edeceğim demiyordu. Zaten bundan dolayı Dr. Sait’i tasfiye etmek istediler. Barzani’nin Türkiye ile ilişkileri var. Türkiye Irak’ta Lojistik mücadelesine destek veriyor. Çünkü bölge ülkeleri, yani bir Kürt sorunu olan ülkeler kendi aralarında Kürtlere karşı birleşiyorlar, özel anlaşmalar bile yapıyorlar. Barzani’nin gerek İran Şahı ile, gerek Türkiye’ İnönü ile iyi geçinme siyaseti var. Buna Mecburdur. Aksi taktirde Irak’ta tutunması çok zor.  Barzani hiçbir zaman Türkiye ‘de bir hareket olmasını istemiyor. Bu hadiseden sonra çıkıp gelenler, hep sustular, hiç konuşmadılar. Oların tehdit edildiğini söylerlerdi, konuşmamaları için. 
Sayın Canip Yıldırım’ın Dr. Sait’le yakın dostluğu bununla ilgili. Daha çok ilginç anıları olduğuna Emin’im.

Sırası gelmişken Dr. Sait’in Isparta sürgün yaşanının çok renkli ve mücadele içinde geçtiği ile ilgili bir eklenti yapma gereğini duydum. Dr. Sait iyi bir toparlayıcı olduğunu en kötü koşullu bu sürgün yerinde bile göstermiş, devrimci niteliği ve yaklaşımı ile Isparta azılı medyası ve tabipler odasının bütün kötüleme ve engellemelerine karşın yılmamış hiç bilmediği tanımadığı köylüleri dolaşarak, yayınladığı bildirilerle bu köylüleri kendine çekmesini başarmış ve muayenehanesi köylerden gelen hastalarla dolup taşmıştı.

Hasta bulamayan doktorlarla İnkılâp Gazetesi, bunu Isparta yöresi sorunu haline getirmeye çalışmış, İlginç Bir Olay başlığında günlerce yapılan devamlı yayınla halka ayrıca Milletvekillerine bakanlara hükümete kadar götürerek Dr. Sait’e karşı büyük bir kampanya başlatmıştı. Örneğin, 25 Kasım 1967 tarihli yıl 6 sayı 2281 sayılı sayısını ilk sayfasının altı sütün halinde söyle yazıyordu:

        Tescilli TÜRK’LÜK düşmanı Dr. Sait KIRMIZITOPRAK’ın dağıttığı beyanname muhitimizde infial uyandırdı.

Gerçek Milliyetçi vatandaşların hislerine tercüman olarak Kırmızıtoprak hakkında dava açmak için İlimizden 5, Burdur İlinden 4 Avukat gazetemizden vekâlet istedi… Bu olayla ilgili Dr. Sait’in kendisi Ankara’ya gelemediği için de genç eşi, Ankara’ya gelmiş. Bu iş için Sağlık Bakanıyla görüşmüş ve eşi, Dr. Sait üzerindeki haksız baskıyı kaldırmasını istemişti. Sağlık Bakanı da kendisine köylü desteğinden söz ederek bu destek karşısında devlet baskısı olmayacağı sözünü vermişti. Nitekim Dr. Sait Isparta’da kazandığı ile İstanbul Yeşilköy de bir daire almış-edinmiş Irak’a öyle gitmişti. Ekmeğini taştan çıkarmasını bilen biriydi.

                                                                                               

                                                                       ***

Saitler Olayı’nın başlangıcından bu yana, bu olayın bir komplo olduğunu, kanıt yerine gösterdikleri tüm belgelerin de “sahte” ve “düzmece” olduğunda direnen tek kişi Hüseyin Akar’dır.  Bunu kitabında açıkça dile getiriyor. Direnen tek kişi derken, bununla ne den üzüntü çektiğini belirtmeye çalışıyorum. Başlangıçta, Kürt kamuoyu Kürt Ulusal Hareketi havasında öylesine aldatılmış, öylesine efsunlanmış ki ne desen ikna olmaz, inandırılmaz peklikteydi. Son birkaç yılda bazı gelişmeler ve büyük çapta değişimler oldu. Bunlardan Necmettin Büyükkaya’nın Kalemimden Sayfaları ile kardeşi Şerwan Büyükkaya’nın İlk Anlatım ve Diyar Nezan’ın İki Sait Hakkında Sesli Düşünme adlı eserleri Hüseyin Akara ışık oluyor.

 

Hüseyin Akar kitabının bir bölümünde şöyle der:

“1973’te bu olayı araştırma, bilgi edinmek için gittiğim Almanya’da Konstat’ta bulunan, Dr. Sait’le ortak bir dostumuz, canciğer arkadaşımız, yakın köylümüz: K.Y. “KDP yalan mı söylüyor. Ellerinde Dr.un kendi el yazısı ile itirafı var. Haydi, parti yalan söyledi diyelim, Molla da mı yalan söylüyor? Doktor, bir hatadır yapmış cezası neyse çekmeli, bize durumu anlatıp sordular bizde istekleri olan “kısasa kısas” istemlerini olumladık, dürüstlük bunu gerektirir, seninki duygusallıktır, bu ulus işi, kişilerle kıyaslanmaz, gereği ne ise o yapılmalı şeklinde bana dürüstlük dersi vermeye kalkışmıştı.

Köln’de, Stuttgard’da, Berlin vs. yerden gelen Dr Sait’i tanıyan önceleri canı gibi seven, sayan, okumuş, yazar düşünce birliği içindeki dostları benzeri davranışları sergiliyor ve Dr Faik Savaş’ta olan doktorun el yazması ifadesi ve itirafı” karşısında yapılacak bir şeyimiz yok diyorlardı. Bir hatadır, bir kazadır işlemiş, bir hareket, bir kaza için durdurulamaz, durdurulmamalı deniliyordu. Doktorun Bingöllü akrabası A.R.S. ve Yazar M.Ç.’nin bir dost sohbette aynı tavır sergilediklerini görünce şok olmuştum. Bunun doğru olmadığı, bir komplo olduğu, elden ele dolaştırdıkları ve Dr. Sait’in el yazısı denilen ifadelerin doktora ait olmadığı, sahte uydurulmuş olduğuna kimseyi inandıramıyordum. Bir çıkmazla karşı karşıyaydım. Danıştıklarımın tümüne yakını, beni Şakir Epözdemir, Ömer Çetin, Şerafettin Elçi ve Derweşe Sado’ya yönlendiriyordu… Derweş’e, her kes devletin temsilcisi diyordu. Ayni şeyi Şerafettin ve Şakir için de söyler oldular. O zamana kadar Kürtlerin içinde ikili oynayanların birden fazla olduğunu, bu aymazlığın sınır ticareti yapanlar için kaçınılmaz bir hal aldığını, Irak, Suriye, İran’a gidip gelenlerin, sınır ticareti yapan ekseriyetin, gizli teşkilatlarla işbirliği yaptıklarını bilmiyordum.

        Ancak ben, Derweşe Sado görevi neyse onu yapar, düşüncesiyle görüşmeye gerek görmedim. Şakir’le, Ankara’da bir ortak arkadaşın aracılığı ile üç kez görüştüm. Üçünde de çelişkili, biri birini tutmayan, Kaf Dağının arkasındaki Dev’den her nasılsa kurtulmuş, korkulu bir haleti ruhiye paniği içinde, akıl almaz, hayali uydurmalar sergiliyordu. Doktoru tanıyanlar için bu söylemleri kabul etmek Şakir’e katlanmak kolay bir iş değildi. Bizi buluşturan arkadaşı tekrar gördüğümde bu adam kafayı mı üşütmüş ne?“ diye sorduğumu anımsıyorum. İkinci kez görüştüğümde aynı şeyleri değişik şekilde ve mekân değiştirdiğine tanık oldum. Bunu önce şöyle anlatmıştın dediğimde “arkadaşım ben bu beklenmedik facia karşısında ne söylediğimi ne yaptığımı ne yapmam gerektiğini biliyor muyum?” dedi. Konuşmaktan zorlandığı her haline yansıyordu. Bulunç azabı içinde kıvranan bir haldeydi, ne ki bu psikolojiyi anlamak kolaydı.

Ömer Çetin’le, Şerafettin Elçi’nin, trafik kazasında ölen oğlu için Ankara Hacıbayram Camisinde düzenlenen cenaze töreninde tanıştırıldım. Benden sıkıldı ve kaçamak yanıtlar verdi. “Benim bununla ilgili hazırlıklarım bitmek üzere orada gerçeği öğrenirsiniz”diye konuşmadı. Cenaze de olduğumuz için üstelemedim. Olaydan onun daha belli sıkılan daralan bir hali vardı, konuşmak istemiyordu. Bunu da normal bir bulunç (vicdan) sıkıntısına yordum. Sonra hiç karşılaşmadık. Bende arama gereğini duymadım”.

         

“Civarikli Brütüs”

 


38 den sonra, Dersim yöresinde Civarik köyü yetiştirdiği genç değerleri ile ünlüdür. Bunlardan bir de Dr. Sait’tir. 38 de Dr. Sait  ailesinden 25 çocuk 12 kadın 14 erkek toplam 54 kişi sürgün diye yola çıkarılır on kilometre ilerde Ramazan Deresinde üzerine gaz dökülerek yakılır. Sanırım tek neden sürgün için devletin ayırdığı paranın yetmemesi ya da gelmemesi! Devriye değişir ve bu katlim gerçekleştirilir.

Devlet sisli kayıtlarında bunlar görünmez. Bu hallerde devlet içindeki derin ırkçı erkin astığı astık kestiği kestikti”. O zaman de kimsenin sesi soluğu çıkmamıştı. O günden bu güne bu köy halkının dili babadan oğla tutulmuş konuşamıyor! Bu nedenle olacak, Dr. Sait’i sevenlerin suskunluğunu korkmasını pek o kadar yadırgamıyorum!..

Hüseyin Akar  kitabında şöyle diyor:

“Sait Aydoğmuş, Saitler Olayını, kaçınılmaz ipuçları ile açıklarken suçu birilerine yükleyip birilerini koruması, öbür yandan da; ya Dr. Şıvan ile Çeko’nun ve varsa diğer birkaç kişinin Sait Elçi’yi Mehemede Bege’yi ve Abdullatif Savaşı kurşuna dizmesi vahşet değil midir sorusu (us)ta soru işareti bırakan, önceki kanıt bulguları, açıkladıklarıyla çelişiyor. “Dr. Sait, Sait Elçi’yi öldürme vahşetinden söz etmesinin oluşturduğu belirsizlikle komplo senaryosunu olumlaştırmaya çalışıyor. Nitekim Bilirkişi Raporunu Hüseyin Akar edindikten sonra bu sözünü ettiğim yazılarını, Server Büyükkaya’nın İlk Anlatım kitabına aktardığı yazısını geri çekti. Sanırım bu ikircikli davranışın bir nedeni de benim dostum, doğru” sanıp verdiği Eshad Xoşveri başlıklı sahte belgedir. Benim, bu belgelerin doğru olmadığını tümüyle sahte olduğunu defalarca uyarma çabam boşunaymış!. Dostumun gözü bende gönlü kulağı Komplo” kuşlarındaymış.

          Dostum bununla yetinmedi bani: “…bu olayı istediğin kişiler huzurunda istediği yerde tartışmaya çağırdı.

Ben, Dr. Sait’in yakın dostları arasında” böyle anlamsız bir tartışma, öncelikle Doktorun değeri ve değer yargıları yönünde uygunsuz, en azından anısına saygısızlık olduğunu, Onu tanımamak anlamına geleceğini belirttim. Doktorun çocukluktan arkadaşı olduğumu, el yazısının yanında, tümce kuruluşunu, kime ne söyleyip neyi söylemeyeceğine vakıf olduğumu ilettim. Ellerinde bulunan belgelerin bende de olduğunu bunların başkalarınca yazıldığını, inceleme, doğrulanma gereği yerine getirildiğinde, zaten Dr. Sait’in İki dostu, arkadaşı, akrabası arasında böyle bir tartışmayı gerektirecek bir konunun kendinden ortadan kalkacağından kendisine söz ettim. Detaylara girmiyor onlar hatasıyla doğrusuyla aramız kalsın kaldı ki ben Civarikli Gençler İmajı ağabeyleriyim!

            Sonunda benim ısrarımdan usanıp ( bana karşı kullanmak içinde olsa); “Doktorun kendi el yazısı ile itirafı ve ifadesi ile birlikte diğer bazı “belgeleri bulundukları Almanya’da Mannheim Üniversitesine inceletmeye verdiler. Bu Üniversite Akademik heyetinin 27/ Eylül/ 2005 tarihinde kesinleştirdiği 41 sayfalık Bilirkişi Raporu, bu belgelerin Dr. Şıvan’a (Sait Kırmızıtoprak’a) ait olmadığını, başka biri tarafından yazıldığını ortaya çıkardı. Benim, bu yakın, bir aile içi bireyleri arsındaki bir çatışmadan söz edişim; Saitler Olayı kurgusunda amaçlanan tahribatın sınırlarını göstermek içindir. Bu “komplo” mucidinin amaçladığı, aile bireylerine, Kürt liderliğine varıncaya dek tüm Kütleri karşı karşıya getirmek, çatıştırmak. İşte bir hain kurgunun etkisi, Kürtleri; sağ-sol, Suni- Alevi, Kırmanc-Kurmanc, Zaza-Dersimi vs hepsini sahte, ilkel, uydurma metotlarla bir birine saldırtıyor. Ne acı ki, Kürtlerin bu parçalanışının başını Kürt Liderliği ve Partisi çekiyor. Kürt düşmanları, Kürtleri, yine Kürtler eliyle şah damarına girerek zehirliyorlar. Bilirkişi Raporu neticesinin beni doğrulaması, haklı çıkışımdan çok, umutları incinen Kürt halkı ve yurtseveri, Sünni-Alevi, Kurmanc-Zaza’sı ile gerçeği öğrenmesi ve bundan dersler çıkarması önemli”.

Iki SAIDIN (S, Kirmizi Toprak (Dr Sivan ) Ve S. Elci’nin ) Öldürülmesinde
Dönemin taniklarından Ömer Çetin şunlari Söyluyor.

Biz Dises te kaliyorduk.Bunlar(Said Elci ve arkadasi) Qumri denilen köyde öldürmüşler. Dises ve Qumri arasi yaya olarak bir saattir. Orasi Esed Xoşewi’nin eski karargahıydı. Orada bir karakolları vardı. Bu karakolda 40 pesmerge kalıyordu. Silah tamir atölyeleri de vardı. Derweşe Sado (AKGUL) akrabalarından Selim TiLKi ve diğeleri bu karakoldalardı. Sonra Kaldiki biz bunlari ( Sait Elci ve arkadaşı) öldürmeye kalksak. Bizim kaldığımız yer ile Turkiye sınırı 5 saatti. Getirip sınırda öldürürdük, bir çatışmada öldürüldüler derdik bu kadar basit. Bana kalırsa bu bir koploydu. Komployu yapan ve uygulayan ESHED XOŞEWi , OSMAN QAZi ve ISE SUWAR dir. Bunlar kimden ne kadar para aldılar bilmiyorum. Önemli olan tezgahın hazırlanmasıdır. Tezgahta bu üçü tarafından hazırlanmıştır. Dr. SiVAN da bu üçüne güveniyordu. ESED XOŞEVİ kurmanc bölgesinde çok etkili biridir. Mele Mistafa Barzani den sonra en yetkili adamdir.(syf-241)
Barzanilerden İdris Barzani Dr.Sivan ve arkadaslarının öldürülmesinde rol oynadi. Bu tasfiyede Barzanilerin işin icinde olup olmadığını bilmiyorum. Ben şunu söylemek istiyorum: ilk komplonun hazırlanmasında, Böyle bir plan hazırlayınız, Dr Sivani tasviye edin diye Barzanilerin bir rolü olup olmadığını bilmiyorum. Barzaniler konusunda benim onlarlan hiç bir ilişkim ve beklentim yok. Barzanileri korumak diye bir amacimda yok. Bu bir duyumdur. Ne kadar dogru olup olmadigini bilmiyorum. Selim Tilki yakalıyorlar, Selim Tilki ye soruyorlar; Size Kim emir verdiki SAID Elci onları öldürdünüz, Oda Eshed Xoşhevi vurun dedi, Vurduk der, Sonra Selim Tilki bunu inkar eder.(ömer Cetin 24 Eylul2011,Syf-242)

 

Z. Avci anlatımları:

Burada Selim Tilki ve Arkadaşlarnndan biraz bahs etmek istiyorum. Onlar Derwese Sado-AKGUL un akrabalarıdır. Adam öldürmeden mahkümlar. Sonra çatışmada Mahmut adındaki arkadaşı yaralanır. Birlikte Güney Kürdistana geçerler. Derwes Sado-Akgul araya girer onlari BAMERNE de bir karargaha yerleştirir. Said Elçi olayi olduğunda onlarında adı gecer. Önce bu olayla ilgili bir açıklamada bulunmazlar ancak sonra bildiğim kadarıyla Derwes Sado-Akgul tarafından tehdit edilirler. Akrabalık meselesi devreye girer ve sonrada Dr .Sivan alehine ifade vererek bu meseleden temizlenirler.(Z.Avci 2011(265- 266)syf-245- ismail Besikci vakfi yayinlari.Dr.Sivan)
Tilki Selim 1974 genel affından sonra Turkiyeye gelirler. Ama nasıl oluyorsa bunların tüm cezaları af edilmez. Tilki Selim Erzurum hapisanesinde kalır. O dönem Sellahatin Güler ismindeki Tip ögrencisi bir arkadaşımız siyasi çalışmalarından dolayı Erzurum hapishanesine düşer. Dr Şivancı bir kişinin hapishaneye geldiği haberi yayılır. Bu durum Tilki Selimin dikkatini çeker, Selahattin arkadaşımız da kendisini tanıştırır. Sonraki günlerde bir ara Dr, Şivan’ın bahsi açılır, oda arkadaşa söyle bir anlatımda bulunur;
Bir gün kampımızda iken Disese 30-40 dakika uzaklıkta idi. ISE SUWAR yanında iki kişiyi ve birde mektubu getirip bize teslim etti. Mektupta bizim onlara dikkat etmemiz gerektigi yazılı idi. Üç dört gün sonrada ISE SUWAR tarafından onları infaz ettme emri bize ulaştırıldı. Götürüp Dr. Şivan’ın kampının uzaklığında infaz ettik. Evet başlıca figuranlardan birinin olaya ilişkin sözleri aynen böyledir.(Z.Avci Syf-245 Dr.Sivan ismail besikci vakfi yayinlari)

Musa Anter; Devlet ve Milli istihbarat teşkilati unsurlarının Kendilerine Sait Elçi’nin mezarda çekilmiş fotograflarının gösterildiğini beyan eder. Tc Gerek Güney Kürdistanda IKDP, gerek TKDP içinde gerekse bağımsız olarak Milli istihbarat Teşkilatına bağlı Milli Istihbarat Teşkilatı ile çalışan bazı unsurlar Sait’ler komplosunda kulanılır. Bunlar içinde DERWESE SEDO-AKGUL ve Mustafa Cemiloğlu vardır. Bu konuda adı gecen diğer iki kişide Serafettin Elçi ve Mehmede Bege dir. DERWESE SEDO -AKGUL Başından beri komplonun içindedir. Z. Avci bu olayda DERWESE SEDO- (AKGUL) görevlendirildiğini belirterek: Bildiğimiz gibi DERWES SEDO(AKGUL ) Kendisi pek cok yerde kendisi bizzat böyle bir olayda bahsederken, ben Idris Barzanin direktiflerine göre hareket ettim ve Turk istihbaratı ile çalıştım diyor (Z. Avci2011 syf-249Ismail Besikci vakfi yayinlar. Dr Sivan)

 

Devam Edecek