F42600BB-9C98-449F-9F1A-8F5068DD0AB8

Recep Maraşlı

Bir süredir Diyarbakır HDP binası önünde yapılan gerilla analarının eylemi tartışılıyor.

Bence en doğru tavır bu eylemi sahiplenmektir.

Diyarbakır, Van, Mardin gibi illerde HDP’li Belediye başkanlıklarının siyasi iktidar tarafından gasp edilerek, halkın iradesinin yok sayılması karşısında yükselen-gelişen protestoları gölgelemek, kontr-atakla HDP’yi zora sokmak için devlet tarafından yönlendirilen bu eylemlere neden sahip çıkılmalı ki?

Ortada daha çok TC devletinin güdümünde bir karşı-propaganda faaliyeti yok mu?

Evet, tam da bu nedenlerle eylemlere sahip çıkılarak gerilla analarının karşı-propagandaya feda edilmesinin de önüne geçilebilir. Hem bir bütün olarak ulusal demokratik hareketin, hem de özellikle gerilla mücadelesinin yaşam kaynaklarından biri olan ANALAR’la bir gerilim yaratma provokasyonu da boşa düşürülmüş olur.

Tersine anaların bu eylemleri ile zıtlaşmak, onları suçlamak devletin oyununa gelmek olur.

HDP, devlet tarafından sorumlu ve hedef olarak gösterilse de buradan lehte çıkarılabilecek sonuç HDP’nin bir ÇÖZÜM KAPISI olduğu / olabileceğidir.

HDP bunu, anaların eylemine pozitif yaklaşarak, sahiplenerek çözebilir.

Sonuçta bu insanlar bizim analarımızdır, onların haklı veya haksız her türlü şikayetlerini dikkate almak, tepkilerine çözüm bulmaya çalışmak HDP’nin de PKK’nin de hitap ettiği kitle açısından bir zorunluluktur. Zaten demokrasi de bu değil midir; adına siyaset yaptığınız kitlelere geri bildirimde bulunmak, onlara cevap ve çözüm olmak..

İşin özü itibariyle de hem HDP; hem PKK anaların taleplerine kolaylıkla çözüm getirebilir; akıbeti bilinmediği söylenen gençler eğer gerillada iseler aileleriyle görüştürülebilir veya videolar aracılığıyla kamuoyuna ulaşmaları sağlanabilir. Böylece irade dışı, zorla alıkoyma vb. gibi spekülasyonların önüne geçilebilir.

Eğer hayatları bir .içimde kaybetmişseler bunların nasıl olduğunu açıklamak da zor değildir.

Yok eğer gerçekten de kriminal durumlar, suistimaller varsa bunların açığa çıkartılması, üzerine gidilmesi de yine en başta kendileri için yararlıdır.

İşin bir diğer boyutu da gerilla hareketini ana kaynağı olan halkın -özellikle de bu işin önünde duran anaların şahsında- gerek gerilla siyasetini, gerek mücadele biçim ve yöntemlerini sorgulamaları, eleştirmeleri kötü bir şey değildir. Burada önemli olan güven ilişkisinin zedelenmemesi, güçlenmesidir.

Bu nedenle HDP önündeki anaların sahiplenilmesi, çözüm üretilmesi, görevi zaten siyasi çözüm üretmek olan HDP için de önemli bir pratik olacaktır diye düşünüyorum.

Öyleki TC Devleti kendi çözemediği sorunlar için HDP’yi çözüm kapısı olarak göstermiş olduğuna belki çok daha fazla pişman olacak.

GEÇMİŞTEN BİR DERS

Buna benzer bir olay 1984 yılında Diyarbakır 5 no’lu cezaevi Ölüm Orucu ve Açlık Grevi sırasında yaşanmıştı. Eylemin çok kritik aşamaya geldiği 40. günlerde cezaevi idaresi ve sıkıyönetim Komutanlığı Adli Müşavirliği, eylemdeki tutsakların ailelerine resmi yazılar gönderip, telefon veya telgrafla onları Diyarbakır’a toplamıştı.

Amaçları aileleri EYLEM KIRICI olarak kullanarak, tutsakları ölüm orucu ve açlık grevi eylemlerinden vazgeçirmekti. Mealen şöyle yazmış veya söylemişlerdi:

“Örgütler, çocuklarınızı ölüm orucuna, eylemlere zorluyor, gelin evlatlarınıza sahip çıkın, görüşüp onları vaz geçirin yoksa ölecekler…”

Aileler Diyarbakır’a yığılmıştı.

3-4 yıldır hiç ziyaretime gelmeyen benim ailem bile harekete geçirilmiş. Rahmetli annem, o yaşlı haliyle bulup buluşturup Diyarbakır’a koşuşturmuştu.

İdare, normalde haftada bir, 2-3 dakikayı geçmeyen, o da Kürtçe konuşma yasak olduğu için daha çok ailelerin bakışıp ağlaşmasıyla, gardiyanların hot-zotuyla geçen, işkenceye dönüşen kapalı ziyaretler yerine eylemcilerin ailelerine HER GÜN AÇIK GÖRÜŞ yaptırarak, çocuklarını vaz geçirmeleri bekleniyordu.

40. gün beni idare binasına çıkarıp da karşımda anacığımı görünce hem çok şaşırmış hem çok üzülmüştüm. Anacığım beni vaz geçirmek için ağlayıp sızlamalarının yanı sıra idareden belletildiği belli olan sözlerle de beni eylemden vaz geçirmeye çalıştı.

Cezaevi müdürü binbaşı ile iç emniyet amiri yüzbaşı da ona yardım ettiler:

Bnb: “Bak, örgüt liderleriniz neredeler şimdi? Sen burada cefa çekerken onlar Avrupa’lara kaçmış günlerini gün ediyorlar, olan sana oluyor…”

Yzb; “Dosyana baktım, sen fikir suçlusuymuşsun; yarın öbür gün bırakılırsın. Öbürlerinin hepsi idamlık veya müebbetlik, öyle vaya böyle ölecekler, gelecekleri yok… Senin ne işin var onların yanında?”

Benim ne cevap verdiğimi uzun uzun yazmayayım ama finalde annem son sözünü söyledi:

“Recebim, yavrum, sen ölürsen ben de yaşayamam ölürüm…”

Ben de işi şakaya vurarak şöyle söyledim anneme:

“İyi ya anne işte, öbür tarafta bol bol birlikte oluruz!”

“öbür taraf”a asla inanmayan biri olarak annemi teselliyi çalışıyordum.

Sonuçta ne oldu?

Aileler iki hafta boyunca daha hemen her gün Askeri hastaneye gelip açık görüşe alındılar. Bizi ikna etmeye çalıştılar. Biz de Diyarbakır cezaevindeki işkenceleri, eziyetleri anlattık onlara, neden çare olarak bu yola baş vurmak zorunda kaldığımızı anlattık. Zaten ailelerin çoğu bilinçliydi, ne olup-bittiğini biliyorlardı. İşin rengi giderek değişti.

Aileler hergün Sıkıyönetim Adli Müşavirliğinin kapısının önünde toplanarak, çocuklarının sadece İNSANCA MUAMELE GÖRMEK istediklerini, taleplerinin kabul edilmesini istemeye başladılar. Eylemi kırmak için çağrılan aileler eylemin en büyük destekçisi oldu. İçlerinde seçtikleri iki temsilci, rahmetli Orhan KESKİN’in babası ile rahmetli Cemal ARAT’ın annesi tutsaklarla Adli Müşavirlik arasında pazarlık ve mekik dokuyorlardı.

Orhan Keskin’in babasının son gün bizlere, hastane koğuşunda söylediği sözleri hiç unutamam.

“Arkadaşlar” dedi, “az önce Orhan’a baktım, artık ondan umudumu kestim. Sizler de benim bir evladımsınız. Hiçbiriniz kılına zarar gelsin istemem. Ama iş bu noktaya gelip bu kadar eziyetten sonra hiçbir hakkınız kabul edilmeden vazgezçmenizi de sizden isteyemem. Karar sizindir. Ne derseniz yanınızdayım.”

Sonuçta bu eylem iki arkadaşımızın yaşamını yitirmesiyle ama anlaşma ile sonuçlandı. İdarenin kullanmaya çalıştığı AİLELER SİLAHI ters tepti. Aileler hem birbiriyle kaynaştı, hem de cezaevi gerçekliği ve evlatlarının tavrı ilgi daha bilinçli hale geldiler.

Kıssadan hisse: Analar bizim anamız, dava bizim davamız…