7C82404E-252F-4B28-A294-2C58A15EB86D

Atilla Tuygan

hdp milletvekili garo paylan’ın “önce abdülhamit istibdatına, sonra ittihatçıların milliyetçi politikalarına muhalif bir gazeteci ve vicdanlı bir siyasetçiydi” diye nitelediği ali kemal hakkında ingiltere’nin yeni başbakanının onun torunu olması nedeniyle başta Recep Maraşlı, Ragıp Zarakolu ve başka pek çok aklıselim insan güzel makaleler yazdılar. ben de bir-iki kelam edeyim dedim.

ancak, başta odatv, yeniçağ, aydınlık, sözcü olmak üzere faşist/nasyonal sosyalist kurumların temsil ettiği ırkçı milliyetçilerin ‘hainin kahraman sayıldığı yerde kahramanlar da hain olacaktır; türk ulusu olarak bu tarz algı operasyonlarına yüz yıl önce izin vermediğimiz gibi yine izin vermeyiz” ya da “o bir ingiliz finosuydu” gibisinden yüksek fikirli yazıları da dönüyor ortalıkta.

zamanında da, yakın arkadaşı millî şair yahyakemal de “rumluğa ve ermeniliğe karşı muhabbetini ve her türlü türk milliyetperverliğinden nef¬retini bu kısa devrede edindi. mebusluğa adaylığını koyduğunda rum ve ermenlerin desteğini aldı” diye izmit lincine yol açan ‘mikrobun kimliğine işlemiş’ olduğunu vurgulamıştı. yine, ermeni yanlısı olarak görülen bazı yazılarından ve millî mücadele’ye çekinceli yaklaştığından dolayı, nazım hikmet bile ’memleketimden insan manzaraları’nda, “kim bu ali kemal?” diye sorduktan sonra “gazete muharriri/ingiliz´den para alır adamıydı halifenin/gözlüklü, şişman../kan damlardı kaleminden, fakat murdar, pis bir kan/gün olur daha derin, daha geniş yara açar kalemin düşmanlığı mavzerin düsmanlığından..” diyerek tanımlamıştı onu. yetmemiş, sonra da lincini, güya bir başkasının üzerinden sanki gizli bir huşu içinde anlatmıştı, aynı şiirin sonraki dizelerinde: “bir taş geldi arkadan, başına çarptı/bir taş daha; bu sefer yüzüne/kırıldı gözlükleri, bıyıklarına doğu kanın aktığını gördüm…/muhafızları bıraktı ali kemal´i… /halk kara bulut gibi çullandı üzerine, alaşağı ettiler/orda yerde yaptılar ne yaptılarsa/sonra açıldı bir parça ortalık/baktım ki yatıyor yüzükoyun/ ayağında bir donu kalmış / kısa bir don/çıplak eti pelte gibi tombul, beyaz/bana hâlâ nefes alıyor gibi geldi/bir ip bağladılar sol ayağına/hiç unutmam/sol ayağında kundura, çorap filan yoktu/ fakat sağ bacağında çorap bağ kalmış/başladılar ölüyü bacağından sürümeye/yokuş aşağı, başı taşlara çarpıp gidiyor… /halkı kızdırmaya gelmez/bir sabreder iki sabreder/her ne ise… (“)

gazeteci, romancı, politikacı ali kemal, dünya savaşı bitip de kemalist milliyetçi hareketin başarılı olduğunu gördükten sonra çok defalar pişmanlığını yansıttığı ve “yanlış düşünmüşüm ve haksızlık yapmışım” diyerek yazılar yazmış olmasına rağmen 6 kasım’da tramvaydan indiğinde kollarına giren polis memurları kendisini istiklal mahkemesine getirme emrini almışlardı. ancak, efendilerine yaranmak için yanıp tutuşan nurettinpaşa, elini çabuk tutmuş, kaçırılıp da güya yargılanmak için ankara’ya sevk edilirken, izmit’te kendisine teslim edilen, elleri kelepçeli mahkumu, garda bekleyen adamlarına linç ettirmişti. haftalardır galeyana getirilmeye çalışılan kalabalığın da bilinçsizce sürdürdüğü linçte, ali kemal bıçaklandı, organları koparıldı, elleri, kafatası çekiçle ezildi. sonra cesedinden kalanlar, ismet inönü rahatça görsün diye bir direğe asıldı, boynuna da müslüman olmadığını ima etmek amacıyla kasten ‘artin kemal’ yazılmış bir mukavva asıldı. ancak inönü’nün bu sahne karşısında dehşete düştüğü ve “insan, ya savaş alanında ölür ya da mahkemece infaz edilir. bu, kabul edilebilir bir şey değil” diyerek tepki gösterdiği söylenir.

o tarihten sonra da türkiye’ninikonik haini’ sayılagelmiştir hep ali kemal. zaman zaman ülkedeki egemenlik tartışmalarında hasımlar birbirlerini ihanetle suçlarken ‘günümüz ali kemal’i diye kullandılar adını.

peki, asıl sakallı nurettin paşa kimdir? “zo’ları hallettik, sıra lo’larda!..” diyen bir soykırımcı, koçgirive  pontos  katliamlarını yürüten sıkı bir kemalist’tir.  1922  eylül’ünde izmir’e girdikten 3-4 gün sonra komutasındaki askerlere gayrimüslimlerin yaşadığı tüm mahalleleri, sanayi birikimlerini, zanaatkarların dükkanlarını toptan yaktıran; köşkleri yağmalattıran, dolayısıyla izmir’in yüz yıl geriye gitmesine neden olan komutandır. o ‘meşum’ büyük yangın sırasında m. kemal, kaldığı köşkün balkonundan kenti seyrederken yanındakilere “çocuklar, bu manzaraya iyice bakın! bu alevler bir devrin sona erip yeni bir devrin başladığını gösteren bir yangındır. osmanlı imparatorluğu’nun son yüzyılındaki bütün günahları şu ateşle temizlenirken yeni türk devleti’nin kuruluşu ve türk milletinin yükselişi de cihana ilan ediliyor” diyordu. uşakizadeler’in göztepe köşkündeki ziyafet yemeği arasında balkonda yaptığı bu konuşmayı ismet bozdağ, ‘iki aşk arasında’ adlı anı kitabında nakleder.

eğer m. kemal’in ‘gavur izmir’in küle çevrilmesini seyrettiği balkondan aşağı süzülecek olabilseydik, bir sokak arasında şu sahneyle karşılaşırdık: nurettin paşa akşama doğru rum metropolitini çağırtmıştır. iki adam yunan işgalinin ilk aylarında tanışıyorlardır; hrisostomos konaktaki toplantı odasında paşa’ya yaklaşır ve tokalaşmak için elini uzatır. nurettin, o kirli ele dokunmayacağını söyleyerek tükürür. masasının üstünde açık duran bir dosyaya işaret eder. dosyaya göre, ankara’daki bir istiklal mahkemesi hrisostomos’u ölüme mahkum etmiştir. ‘yapacak hiçbir şey yok,’ diye bağırır; ardından ‘şimdi yıkıl karşımdan!’ diye kovalar rahibi. paşa balkondan görünüp de aşağıda bekleşen adamlarına ‘layığını gösterin şuna!’ diye bağırdığı sırada hrisostomos merdivenlerden yavaş yavaş iniyordur. adamlar boğuk çığlıklar atarak hrisostomos’un üstüne çullanıp yahudi ismael’in berber dükkanına sürüklerler. birisi berberi kenara iter, beyaz bir önlüğü hrisostomos’un önüne bağlar, ‘şunu tıraş edelim!’ diye bağırır. metropolitin sakalını yolarlar, gözlerini bıçakla oyar, kulaklarını, burnunu ve ellerini keserler.

aynı anda, arka sokaklarda, örneğin, emekli cerrah subay dr. murphy’ye de saldırılmıştır; hizmetçisini tecavüzden korumaya çalıştığında dipçikle döverek öldürmüşlerdir. yine hollanda uyruklu bir karı-koca, sokakta, evlerinin önünde öldürülmüştür. bu arada, binden fazla bölge sakininin sığınmış olduğu ermeni katedralinin duvarla çevrili avlusuna bomba yağdırılmıştır. İzmir rıhtımı zaten ana baba gününe dönmüştür. izmir’deki her ermeni ve rum bir mülteci olmuştur artık. sivillerden de yardım alan askerler, demir kapıların menteşelerini levyelerle kırarak evden eve girip değerli ne varsa yağmalıyorlardır. işte, yaveri salih bozok’un anılarında da anlattığı gibi uşakizadelerin köşkünün izmir’e hakim balkonunda m. kemal’in, “‘bu yangın yerinde size ait emlak var mıydı?”’ sorusuna latife’nin, “emlakimizin mühim bir kısmı yanan sahadadır, ama isterse hepsi yansın. yeterki siz sağ olun. bu mesut günleri gören insanlar için malın ne kıymeti olur? memleket kurtuldu ya. ileride olanları yeniden ve daha mükemmel bir surette yaptırırız”’ diye cevap verdiği saatlerde aşağıda bir tür can pazarı yaşanmaktadır.

başka bir yönden bakacak olursak, dünyanın goethe’siyle, kafka’sıyla, einstein’ıyla, teresa’sıyla, da vinci’siyle, mozart’ı, beethoven’ı, gandi’si, pasteur’ü, watt’ı, luther’i, shakespeare’i, curie’si, sartre’ı, planck’ı, voltaire’i, bacon’ı, picasso’suyla filan övündüğü sırada, bizim, yatıp kalkıp topal osman, kel hasan, ipsiz recep,  piç hüseyin, yaşar çavuş, behaettin şakir, yakup cemil, deli halit, sopalı cemal, yahya kahya, kara hasan, laz yakup, laz hafız, çerkes ahmet, demirci mehmet efe ile birlikte övünç kaynağı yaptığımız sakallı nurettin 

böyle bir insandır. ne yazık ki, resmî tarihimizi bu adamlar ve bu adamların gerçekleştirdikleri katliamlar üzerinden yazıyoruz…bu yüzden de ilkokuldan beri güce tapmayı öğrettiğimiz insanlarımız haksızmış, hırsızmış, yalancıymış, katilmiş, despotmuş demeden, birilerine ‘efelenen’ her adamın kuyruğuna yapışıyor.