MAFYACILARDAN BAĞIMSIZLIK BEKLEMEK!

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

291F7F04-E8BC-4693-BCD3-D28A50EA29AC

Yazdıklarımızdan çok insanın rahatsız olduğunun farkındayız. Kimi samimi uyarıda bulunur, kimi karnından konuşur, şişer durur, kimi haddini aşar, küfür, hakaret ve tehdit eder. Dert edindiğimiz yok. Yazdıklarımız açık ve nettir. Ne köşeli, ne yıldızlı, ne kenarlı, ne yuvarlaktır. Düz yazarız. Yazdıklarımızı doğru adrese teslim ederiz. Kimin zoruna giderse umurumuzda değildir.

Yazdıklarımız ortada. Yanlışsa düzeltirler. Kimsenin elini tutmuş değiliz. Buyursunlar doğrusunu yazsınlar. İknaya açığız. Bunu yapamazlar. Niye yapamazlar derseniz bireysel çıkar deyin geçin. Bildikleri tek bir şey vardır. Onu papağan gibi tekrarlar dururlar. Neymiş efendim niye şunu, bunu eleştiriyormuşuz. Buradan Kürdlere düşmanlık yaptığımıza hükmediyorlar. Güler misin, ağlar mısın. Varsa eğer kafa çukurlarında biraz beyin şunu kabullenecekler. Yanlış eleştirilir. Suç teşhir edilir. Hemde geleceğe ertelenmeden yer ve zamanında. İş bitikten sonra eleştirinin bir anlamı kalmaz. Her şeyin dile getirildiği bir oramda onun tekrarı kimseye bir şey kazandırmaz.

Fakat bazılarının kavramadığıda budur. Zamanında üç maymunu oynarlar. Ortalıkta görünmezler. Risk almazlar. Her şey ortaya döküldükten sonra sahte pehlivan misali ortalığa çıkıp kalayı basarlar. Milletin yıllardır dile getirdiğini sanki kendi icatlarıymış gibi servis ederler. Haddini bilmezler. Kendini dünyanın merkezine koyarlar. Dünya onların etrafında döndüğüne kendilerini inandırmaya çalışırlar. Kendileri buna inanır mı, inanmazlar mı bilmiyoruz ama başkalarının buna inanmasını ve inandığına dair kafa salamasını beklerler. Karşıdakinin özgün yapısını kabullenmezler. Onlara göre kendi savundukları dışında -ki bir şey savunduklarda yok ya- hiçbir kişi başka bir şey savunmamalıdır. Savunurlarsa en büyük günah işleyen olurlar(!) Bildiğimiz hasta kafa işte. Aptalık denilen şey işte budur. Zaten aptal olmasalar herkesi kendileri gibi sanmazlar.

Evet uzatmadan esas meseleye gelelim. Bugün bağımsızlığa en yakın parça olarak hepimiz Kürdistan’ın Güneyi’ni biliyoruz. Fakat ne yazık ki ABD’nin sayesinde elde edilen bu kazanımların üstüne iki mafya ekibi (Irak-PDK-YNK) veya iki hanedanlık -Barzaniler ve Talabaniler- oturmuştur. Milli siyaset, milli birlik, bağımsızlık rafa kaldırılmış, ülke ve millet Soran ve Behdinan olarak parçalanmış, ve her parçada iki hanedanlık kurmuşlardır. Halkı açlığa mahkum ettikleri gibi sömürgecilerimizle birlikte Kürd millet servetini hortumlayıp duruyorlar. Kendi birey, aile, aşiret, parti ve hakim oldukları bölgelerinin geleceğini sömürgecilerle sürdürdükleri işbirliğine bağlamışlar. Karşılıksız değildir. Sömürgecilerimiz adına Kürdistan halkını denetim altına almışlardır. Böylelikle Kürd milletinin bağımsızlığa giden yolu tıkamışlardır.

Kürdistan’ın Güneyi’nin realitesi budur. Bu koşulda bağımsızlık hem kolay, hem zordur. Zordur; sömürgeci başkentler yol geçen hana çevrilmiştir. Sürdürdükleri siyaset bu başkentlerde oluşturulan siyasetin izdüşümüdür. Onlardan icazet alınmaktadır. Onların icazeti olmadan kendilerince hiçbir şey olmaz. Kurtuluş onlardan beklenilmektedir. Doğru ya onlar, “kardeş, dost ve stratejik müttefiktirler“(!) Kendilerini buna inandırmışlar. Bu da, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek duaya amin demek oluyor.

Kolaydır; bunun iki şartı vardır: O da; Kürdistanlı siyasal güçlerin milli politika temelinde milli birliği oluşturmalarıdır. Yanı sıra uluslararası güçlerin desteğininin alınmasıdır. Çünkü milletleri devlet yapan bu yoldur.

Bununda engelleri var. Onu söylemeyelim. Yoksa birilerine düşmanlık ettiğimize hükmedilecek. Şimdi demedik diye gerçeklik yok mu sayıldı?

“Bağımsızlık Referandumu“ yapıldı. Bağımsızlık Referandumu niye yapılır? Bağımsızlık ilan etmek için. Halkımız destek verdi. Ama Bağımsızlık Referandumu kararı alanlar ortadan kayboldu. Kaybolmak zorundaydılar. Biz bunu ta baştan dile getirdik. Bu güçlerin bağımsızlık ilan etme diye bir plan programları yoktur dedik. Bağımsızlık ilan edecek güç, her şeyden evvel milli bir siyasete sahip ve bunun temelinde milli birliği sağlayan güçtür. İkincisi, uluslararası güçlerin desteğini alan güçtür. Bu iki şartta yoktu. O zaman peki nasıl bağımsızlık ilan edeceksin? Edemesin! Edemediğin gibi Kürd milletine telafisi olmayan zararlar verirsin. Referandum sonrası başta Kerkük olmak üzere “tartışmalı bölgeler“ denilen Kürdistan topraklarının %50, bazı gümrük kapıları ve petrol kuyularını kendi eliylen düşmana teslim edersin. Sonrada ortaklar olarak birbirinizi “ihanetçi“ olarak damgalarsınız. Üstüne üstlük sanki hiçbir şey olmamış gibi Irak merkezi hükümete bağlılık konusunda birbirinizle rekabete girersiniz. Bakınız! Irak-PDK ve YNK, Iraktan ayrılmak için birlikte “Bağımsızlık Referandumu“ yaptılar. Bırak bağımsızlık ilan etmeyi bir müddet sonra Irak Cumhurbaşkanlığını kapmak için birbiriyle yarıştılar. İlginç bir durum değil mi?

Yanı sıra size o imkanları sağlayan ABD’yi düşmanlaştırırsınız. Ki “yapmayın, etmeyin, zamanı değil, biraz bekleyin, bağımsızlık dahil tüm sorunlarınızı çözeceğim,“ dediği ve resmi bir mektupla bunu taahüt etmesine karşın. Ama onlar ne yaptı. Türkiye’nin zorlamasıyla Kürdistan bağımsızlığına erken doğum yaptırdılar. Bunu hala bazı aptallar anlamış değildir. Bakınız! Bu konu da çok veri var. Mesud Barzani’nin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve Mc Gurk ile ve yine Mesud Barzani ile Hewler Türk Konsolusu ve İbrahim Kalın arasındaki telefon konuşmaları var. Hepsi kayıt altındadır. ABD, “erteleyin,“ derken, Türkiye, “Ne pahasına olursa olsun referandumu yapacaksınız dediği kayıt altındadır. “Bağımsızlık Referandumu Türkiye Projesidir,“ derken bu kayıtlara dayandık. Bir durumdan şüphelenebilirsiniz. Ama bir türlü bir kanıt bulmayabilirsiniz. Fakat bir bakmışsınız ki hiç tahmin etmediğiniz bir kaynak önünüze o kanıtı bırakıvermiş. Hayat üretkendir.

Gelişmelerden habersiz veya kavramayan kişilikler, Türk devlet yetkililerin zaman zaman dile getirdikleri söylemleri çok ciddiye alıyorlar. Oysa o söylenenler esasta politikaları olmadığını kavrayamıyorlar. Bunun en bariz örneği Kürdistan’ın Güneyi’nde yapılan “Bağımsızlık Referandumu“ konusundaki tavırları bu eksendedir. Bu konu da hem Türk devleti, hem Irak-PDK yetkililerin birbirini doğrulayan söylemleri vardır. Daha önceki yazılarımızda bunları tüm verileriyle değerlendirdik. Yeniden buradan tekrarını gerekli görmüyoruz.

Beyler, gözümü kapatır, vazifemi yaparımla bu işler olmuyor. Ülkede olan bitene bakacaksınız. Ulaşamadığınız bilgilere ulaşanları kıskanmayacaksınız. Hissi davranmayacaksınız. Kişisel çıkardan arınıp ülke ve millet çıkarını esas alacaksınız. Bunun tersini yapanları eleştirecek ve hatta teşhir edeceksiniz. Kimsenin hatalarının müridi olmayacaksınız, sorgulayıcı olacaksınız. Bunun tersini yapanlara diyeceğimiz şudur: Kürdistan’ın Güneyi’nde olan bitenden memnun musunuz? Değilseniz eğer buna yol açan kimlerdir? Hangi politika sonucu Kürd milleti yaşanan trajedilerle karşı karşıya geldi? Bu irdelenmelidir. Bu konudaki sessizlik, işleyen suça ortak olmak demektir. Yanı sıra olan bitenleri açıklayanları boşa çıkarmaya soyunmayacaksınız. Böylesi bir işe kalkışırsanız madara olursunuz. Elalemim oyuncağı olursunuz. Bugün içine düştüğünüz durum gibi. Bakınız! Bu trajedilere yol açanlar mafyalaşmış iki aile yani Barzani ve Talabani aileleri olduğunu sağır sultan bile bilir. Milli siyaset ve milli birlik kurma diye bir politikalarının ve de milli birlik temelinde devlet kurma planlarının olmadığıda malumumuz. Bunun yerine iki hanedanlık kurmuşlardır. Aralarına birde bir sınır çekmişlerdir.

Dergelediye bir kavramdan haberiniz var mı?

Bilmiyorsanız sorun öğrenin. Belki buna imkanı olmayanlar olabilir. O zaman bilmeyenleri merakta bırakmayalım. “Dergele“ Kürd birliğini bölen bir duvar, iki hanedanlık arasında çekilen sınır. Yanı Kürdistan’ın Güneyi’ni ikiye bölen sınır. Tıpkı iki devlet arasındaki sınır gibi. Tıpkı Berlin duvarı gibi. Bu sınırda Irak-PDK ve YNK peşmergeleri silahları birbirine doğrultmuş karşılıklı nöbet beklerler. Keyiflerine göre karşı tarafa geçecek ve geçmeyecekleri belirlerler. Bu da, sıkıcı bir sorgu sonucu ile olur. Çoğu zaman nahoş olaylar yaşanır.

Sınırın Doğu ve Batısı’nda iki mafya hanedanlığı (Barzanistan-Talabanistan) kurulmuştur. Aralarında bir ilişki vardır ama bu ilişki Kürd milli çıkarına endeksli değildir. Bu ilişki Kürd millet servetini sömürgecilerimizle birlikte nasıl hortumlayacakları üzerine inşa edilmiştir. Bunun dışında bu iki hanedanlık hiçbir konuda anlaşamamaktadır. Herbiri kendilerini diğerine karşı koruyan askeri güç ve düşmana istihbarat veren ama birbirinin koyusunu kazan kendilerine bağlı birer istihbarat örgütüde oluşturmuşlar.

Bakınız! Araplarla Kürdler arasında bir konsensus var. Irak devlet Başkanlık hakkı Kürdlerindir diye. Bu iki parti bu konuyu bile kendi aralarından çözemediler. Arapların kapısını aşındırıp durdular. Bunuda birbirlerinin ayağını kaydırarak yaptılar. Sonuçta ABD devreye girerek sorunu destekledikleri Behrem Salih’i Irak Cumhurbaşkanı yaptırdı. ABD, bu hamle ile hem İran’a, hem Irak-PDK’ye bir ayar vermiş oldu. Çünkü bu iki güç Behrem Salih’i seçtirmemek için çok uğraştılar. Oysa bir seneden beri ABD adayı Behrem Salih olduğunu herkes biliyordu. Irak’a ve doğal olarak Kürdistan’ın Güneyi’ne yeni bir şekil verilmesi için onu uygun gördüler. Bazı çevreler, Behrem Salih’in YNK adayı diye lanse ediyor. Görünürde öyle olsada mesele öyle değildir. Behrem Salih ABD’nin adayıydı. YNK eliyle aday gösterildi. ABD, bu konu da YNK’ye çok baskı yaptı. Onları ikna etti. Bu durum YNK’nin işinede geldi. Irak-PDK bunu endelemek için çok uğraştı. Tabii ki bu tutum Türkiye ve İran’dan bağımsız değildi. Burada bir öngörümüzü dile getirelim. Irak-PDK, ABD’den giderek uzaklaştığı, İran ve Türkiye cephesiyle giderek bütünleştiği ama buna karşılık YNK’nin bir kanadının giderek İran’dan uzaklaştığı ve ABD’ye yanaştığı görülmektedir. Irak-PDK politikasını İran ve Türkiye’ye göre ayarlarken YNK içindeki bu kanat giderek İran’dan uzaklaşma politikası gütmektedir. Bunu yapacak potansiyel YNK’de vardır. Irak Cumhurbaşkanı seçiminde bu bariz olarak görüldü.

Burada defalarca dile getirdiğimiz bir gerçeğin altını bir kez daha kalın çizgilerle belirtelim. Kürdistan’ın Güneyi’ndeki Hewler İktidar sahipleri, kazanımların mimarı ABD’ye karşı bir politika oluşturdular. Bu, milli davamıza zarar verdi. Ki referandum sonrası zararını fazlasıyla gördük. Buna yol açan İran ve Türkiye ile içli dışlı olan Irak-PDK ve YNK’dir. Yaşadığımız coğrafyada dünya süper güçleri ve bölge güçleri çıkarlarına uygun konumlanmaktadır. İttifaklar kurulmaktadır. Bu koşullarda Kürd milletinin çıkarı ABD’nin başını çektiği koalisyondan yana olması gerekirken ne yazık ki Hewler İktidar sahipleri bunun tersini yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Bu politika Kürd milletine kaybetirceği gibi sonuçta bu politika sahibi siyasal güçlerinde tasfiyesine yol açacaktır. Kimse şimdilik duruma bakıp aldanmasın. Süreç buna işaret etmektedir.

Ülke ve millet çıkarı populist politikalar üzerine inşa edilemez. Hele türibinlere hamasat söylemlerle hitap etmekle hiç olmaz. Olursa sonuç hüsranla biter. Bakınız! Kerkük peşmerge kontrolündeyken Mesud Barzani, “Kerkük için tek başıma da kalsam elime silah alır savaşırım,” diyordu. Bırak Kerkük, ülkenin yüzde 50’ini, bir kısım sınır kapıları ve hava alanları Mesud Barzani’nin emri ile Peşmerge Bakanlığının Irak Savunma Bakanı ile yapılan anlaşma sonucu Irak’a teslim edildi. Anlaşmanın altında Peşmerge Bakanlığı’nın imzası vardır. Buna yol açan Mesud Barzani veya Irak-PDK, YNK’yi Kerkük’ü satmakla ve ihanet etmekle itham etti. Be adam anlaşmayı yapan sizsiniz. Koalisyon Güçlerin gözetiminde yapılan 8 maddelik bir anlaşma var ortada. Tutarlılık bu mudur? Altında imzanızın olduğu bir anlaşmaya bile sahiplenemiyorsunuz? Çünkü bu ihanet anlaşmasıdır. Bu ihanet anlaşması karşılığı aldığınız 430 milyon dolara deydi mi bari? Çünkü anlaşmanın 8.Maddesi Hewler İktidarı’na bu anlaşma karşılığı bu meblağ verilecek diye yazılmaktadır.

Olan biten bu olmasına karşın sanki hiçbir şey olmamış gibi bu kez Bağdat’taki koltukların peşine düştüler. Referandum öncesi; “Maliki iktidara gelirse bağımsızlık ilan ederim” diyordu Mesud Barzani. Şimdi Irak cumhurbaşkanı olması için aday gösterdikleri Fuad Hüseyin’nin desteklenmesi için Nuri Maliki’ye Neçirvan Barzani’yi ricacı olarak gönderildi. Bu arada “bağımsızlık referandumu cebimde” demeyide ihmal etmiyor Mesud Barzani. Zaten bu milletin başına ne geldiyse o cepleriniz yüzünden gelmedi mi? Ülkeyi soyup soğana çevirip cebinize doldurduğunuz dolarların arasında bağımsızlık çoktan küflendi bile. Bu bile görülmüyor. Maaşlı ve ihale alan ve sıraya giren bezirganlar bunu bile zafer diye servis ediyor. Refrandum yıldönümü nedeniyle biriki tv programı seyrettik. Birkaç makale okuduk. Referanduma ilişkin “Giringe, giringe“ deyip duruldu. Ötesi yoktu. Ne demezsiniz! O kadar düşkünleşmişler ki teslimiyeti, ihaneti zafer diye yutturacak kadar gözleri kararmıştır. Ülke satıldı, bu düşkünler hala “girinde, giringe“ deyip sıkılmadan, utanmadan zafer naraları atıp sırıtıyorlar.

Irak-PDK ve onların kuzeyli kuyruklarında milli duygu bitmiştir. Onları ilgilendiren cepleridir. Kerkük’ün Arapların eline geçmesinden zere kadar rahatsız değildirler. Yeter ki YNK’nin elinde olmasında kimin elinde olursa olsun mantık sahibidirler. Bu nedenle Irak-PDK’nin Kerkük İl Meclis Üyeleri toplantılara katılmamaktadır. Aslında katılsalar Kerkük yönetimi tekrar Kürdlerin eline geçer. Irak-PDK bunu istemiyor. YNK’ye şunu söylüyor. “Kerkük Valiliğini bana verirsen katılırım, yoksa katılmam,“ diyor. Ki YNK’nin Kerkük’teki gücü bilinmesine rağmen. Şimdi yurtseverlik bunun neresinde? Çokça vurgu yapılan “ulusal damar“ bunun neresinde?

Milli duygu biti mi, onun yerine birey, aile, aşiret, parti çıkarı monte edildi mi çevre çıkarına kim cevap verirse onun kapısında olunur. Dün dündü, bugün bugündür politikası edinilir. “Nuri Maliki Başbakan olursa bağımsız Kürdistan’ı ilan ederim,“ diyen Mesud Barzani, artık kime güveniyorduysa. Birileri bunu ifade etmeye cesaret etmesede o adres belidir. O adres Türk devletidir. “Irakla anlaşamasak Türkiye’ye katılırız,“ deniliyordu. Mesud Barzani’nin Danışmanı ve Irak-PDK’nin Irak Cumhurbaşkanı adayı Fuad Hüseyin ve Irak-PDK Dışişleri Sorumlusu Hemin Hewrami’nin söylemleridir. Bu tutum onları kör kuyuya indirdi. İp Türklerin elindeydi ve çekildi ve orada boğduruldular. Tabii ki onlarla birlikte şimdilik Kürdistan bağımsızlığıda boğduruldu. Sonradan, “Bizi bu yolla siz sevkettiniz, ama bizi yarı yolda bıraktınız,“ serzenişinde bulunsalarda bunun kendilerine bir getirisi olmadı. Bunu bile bilinçe çıkarmadan “Türkiye’ye teşekkür ediyoruz,“ diye birde yalakalık yapılıyor. Bu siyasetin Kürd milletine faturası çok ağır oluyor. Ne yazık ki aynı siyaset bugünde sürdürülmektedir.

Mesud Barzani, ikide bir “bağımsızlık ilan ederim,“ diyordu. Kime güveniyordu? Güvendiği kendisi değildi. Hortumlama ve insan hakları ihlallerini perdelemek için bağımsızlık ipine sarılmayı kurtuluş bildi. Bu bir zorunluluktu. Bağımsızlık diye bir niyeti olmasada. Birilerinin görlemesiyle sesi kesildi. Bir süre ortalıkta görünmedi. Şimdi de sanki hiçbir şey olmamış gibi pişkince davranması ise tiyatroluk bir mesele. Ha bu arada Mesud Barzani, türibinlere “bağımsızlık, bağımsızlık,“ diye haykırdığında kuzeydeki kuyrukları diğer Kürdistan’i tüm siyasal güçleri İran yanlısı hain ilan ediyordu.

Peki yaşananlara ne demeli?

Neçirvan Barzani, azılı Kürd düşmanı ve İran uşağı ve tetikçileri olan Hadi Amiri, Nuri Maliki ve Falih Feyyaz’ın ayağına gitti. Yardım istedi. Aynı şahıslarla Irak-PDK dışında bir başka Kürd siyasetçisi bu tarzda bir görüşme yapmış olsaydı kesinlikle Irak-PDK’nin kuzeyli kuyrukları tarafından hain ilan edilecekti. Ama sorun Neçirvan Barzani olunca kuzeyli yalakacılar dut yemiş bülbüle döndüler. Sesleri, solukları kesildi. Hey kime diyoruz. Irak-PDK veya Barzanilerin Kuzeyli kuyrukları! Ses verin! Kim İran ve onun tetikçileri ile iş yapıyor? Sizin deyiminizle burada kim kimin uşağı?

Biz bu durumu ta başta tespit ettik. Bu siyasi güçlerle, bu politika ile bağımsızlık ilan edilemez dedik. Bunu dediğimiz zaman Güney’den maaş ve ihale alan kişi, siyasi çevreler ve de “yoldaş“ bildiğimiz bazı geri zekalılar bizi “Güneye düşmanlık yapıyorlar,“ ile suçladılar. Bugün bile olan biten vehameti görmeyip başkalarını suçlayıp duruyorlar. Çünkü bu çevrelerin kaygıları Kürd millet bağımsızlığı değildir. Onlar milli siyaseti çoktan maaş ve ihale ile trampe etmişler.

Buna rağmen bu çevrelere diyeceğimiz şudur.

Etrafınız sarılmış olabilir.

Can, mal, iş ve sosyal hayatınız tehlike altında olabilir.

Kendinizce daha da haklı sebebleriniz olabilir.

İhanete ihanet diyemeyebilirsiniz.

İhanetçiyi karşınıza almayabilirsiniz.

Buraya kadar sizi anlayabiliriz.

Fakat ihaneti aklayıp paklayıp sunmanız gerekmiyor.

İhanete, ihanetçiye karşı duramıyorsanız bari susun.

Kimseye önermeyiz ama bu da, bir yoldur.

İhaneti, ihanetçiyi aklayıp paklamaktan daha iyidir.

Kim üstüne alıyorsa ona gelsin!

Kimi birey ve siyasi çevreler, yanlışların militanı olmuştur. Son yaşanan gelişmelerle bu, bir kez daha görüldü. Bir konu gündeme geldiğinde, tartışıldığında insanlar bunu irdelenme yerine “benim partim,“ “maaş ve ihale aldığım kapı sahipleri,“ ne diyor ile kendini hipnotize etmiştir.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor. Bu durumu yaratan neden nedir? Kuşkusuz birçok neden sayılabilinir. Bize göre bunu Kürd siyasetinin çıkmazından aramak gerekir. Bunun esas nedeni millet olmamızdan doğan bağımsızlık hakkı hedefinden anlaşamamaktır. Her siyasal gücün ayrı telden çalmasıdır. Ortak noktaları bağımsızlık dışındaki statüleri Kürd millet siyasetine giydirmeleridir. Bu tutum tartışılacağı ve aşılması gerekirken insanlar yanlış hedefler uğruna kutuplaştırılıp “benim yanlışım daha doğrudur,“ mantığının egemen kılınmasıdır.

Siyaset böyle oluşturulurken kitle bu yanlışların militanı oluvermiştir. Öyle çarpık bir kavrayış egemen olmuş ki bağımsızlıkçı “Kürd düşmanı,“ sömürgeci ile içli-dışlı olanlar “yurtsever“ payesi kazanmıştır. Hani denilir ya: “At izi ile it izi karışmıştır.“ Kürd siyaseti bu sefaleti yaşamaktadır. Öyle bir durum yaşanıyor ki geriye sadece; “Yaşasın Yanlışların Militanları!“ sloganını yüksek sesle atmak kalmıştır.

Yazımızı bitirirken bir gerçeğin altını çizmek istiyoruz. Bir insanı, bir örgütü, bir siyaseti methede methede bazen öyle bir durum olur ki bir gün onu eleştirmeye mecalınız kalmaz. O nedenle duygularınızın esiri olmayın. Gözünüzü açın, olan biten gerçekleri görün artık. Hemde zaman yitirmeden. Sözümüz günaşırı bağımsızlık ilan edildi ha edilecek diyenleredir. Bu tutumunuzla belki birilerini kandırabilirsiniz ama kötü olan ne biliyor musunuz? İnsanın kendi kendisini kandırmasıdır. Bunu bir anlasanız.

5 Ekim 2018