BCC50383-4AD5-4C7A-8687-B8238C452DFA

İnsanlık, JOHN REED’in belirttiği gibi ‘’Dünyayı Sarsan On Gün’’ bir devrim, 1917 Ekim Devrimi’ni yaşadı. Ekim Devrimi John Reed’in belirttiği gibi ‘’Dünyayı sarstı‘’ ama ne yazık ki kapitalist dünyayı değiştiremedi. Karşıtların birliği yasası gereği karşıtı olarak doğmuş olduğu kapitalizmi değiştiremediği, dönüştüremediği için kendisi kapitalizme yenik düşerek bütün sonuçlarıyla birlikte tarihe karıştı. Bu nedenle Ekim Devrimi insanlığın yaşamış olduğu dünyanın en önemli toplumsal hareketlerinin başlıcası idi. Nedeni ne olursa olsun karşıtı olarak doğmuş olduğu kapitalizmi sona erdiremedi, onun yerine sosyalizmi kuramadı, dolayısıyla da kendisi kapitalizme doğru değişmek zorunda kaldı. Ekim Devrimi’nden geriye Putin, Medvedev, Lavrov gibi emperyalizme uşaklık yapanlardan başka hiçbir şey kalmadı. Ancak Ekim Devrimi insanlığa unutulmaması gereken bir miras bıraktı. Söz konusu miras toplumsal devrimlerin insan toplumunun büyük bir çıkışsızlığa girdiği dönemlerde insanlığın çıkışına güçlü bir çığır açacağı gerçeği olmuştur.Toplumlar tarihinde içine girilen çıkışsızlıktan kurtuluşun tek yolunun bir devrim olduğunu net olarak göstermiştir. Bu da insanlık ne zaman bir çıkmaza girerse kaçınılmaz olarak çıkışın bir devrimle olacağı gerçeğidir. O nedenle Ekim Devrimi bütün maddi sonuçlarıyla sona ererken miras olarak da insanlığa bir umut kapısı bırakmıştır.

Bu bağlamda dünyamızın geldiği son duruma bakacak olursak: Dünyamızın yeni fakat dünyayı “sadece sarsan” değil, değiştirecek bir toplumsal devrime gebe olduğunu görebilmekteyiz. Yirminci yüzyılda Ekim Devrimi sınıf çelişkisi temelinde yani proletaryayla burjuva arasındaki uzlaşmaz çelişkinin bir ürünü olarak doğmuştu. Günümüz dünyasında proletaryayla burjuvazi arasındaki çelişki sona ermemiştir. Ama bir devrime öncülük edecek boyutta değildir. Onun yerine kapitalizmin kendi arasındaki çelişki boyutlanmış ve bütün dünyada bir kâbus halini alarak büyümeye devam etmektedir. Mevcut dünya çelişkisi globalleşen sermayeyle ulusal kalan bir sermaye arasında derinleşmektedir.

Bilinebileceği gibi ulusal sermaye ulus devletten kalma ve hala ulus devleti savunan sermaye olarak kendini ifade etmektedir. Global sermaye ise ulusal çitleri aşmış, ulus ötesi bir sermayeye büyümüş, küresel boyut kazanarak kendine özgü bir dünya sistemi oluşturmaya başlamıştır. Karşıtların birliği yasası gereği işçi sınıfının karşı çıkması gereken sermaye sistemine, işçi sınıfının yerine ulusal çitlerin dışına çıkamayan ulusal sermaye karşı koymaya başlamıştır. O nedenle dünyamızın temel ana çelişkisi emek ve sermaye arasındaki değil, sermayenin kendi arasındaki çelişki olmuştur. Denecektir ki sermayenin kendi arasındaki çelişkiden kaynaklı bir toplumsal çelişki, toplumsal bir devrim gerçekleşebilir mi? Çünkü Marks toplumsal devrimlerin üretim güçleriyle üretim ilişkisi arasındaki çelişkinin çatışmasından doğacağını belirtmiştir. Üretim güçleri üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin yaratacağı devrimlerle burjuvazinin kendi arasındaki çelişkinin yaratacağı devrim aynı olmayacaktır. Çünkü üretim güçleri işçi sınıfı ve emekçilerdir. Üretim ilişkisi ise üretim araçlarının özel mülkiyet sahipliğinden kaynaklıdır.

Bu iki ilişkinin çatışma noktası bir sınıf devriminin oluşacağı anlamına gelmektedir. Halbuki burjuvazinin kendi arasındaki ilişki ve çelişki böylesi bir devrime yol veremez. O nedenle burjuvazinin kendi arasındaki çelişkiden doğacak devrim, Ekim Devrimi gibi bir proletarya devrimi olmayacaktır. Belki de sadece demokratik devrim denebilecek bir yol izleyecektir. Aynı zamanda bir sınıfın diktatörlüğü de olamayacaktır. Belki içinde burjuvazinin bir kesiminin de olabileceği ama demokratik içerikli bir devrim niteliğinde olacaktır. Ve karakteri de ardışık devrimler olarak gelişecektir.

Ardışık devrimler kavramı dünya devrimi için kullanılan bir kavramdır. Lenin tekelciliğin kapitalizmin en üst ve en son aşaması olduğunu belirtmiştir, o nedenle Ekim Devrimi’nin bir dünya devrimine dönüşmesi kapitalizmi aşacak gibi devrim perspektifi salık vermiştir. Ama olmadı, ne Ekim Devrimi bir dünya devrimine evrildi ne de kapitalizmi değiştirebildi. Tersine, kapitalizm Ekim Devrimi’ni yutarak kendi globalizminin bir uzantısına dönüştürdü. Ama antagonistik çelişkili sınıflı toplum var olmaya devam ediyor, öyle bir toplumun devam etmesi devrimi kaçınılmaz kılıyor. Üstelik de kapitalizmin kendi iç çelişkisiyle derin bir bunalım yaşadığı ve bilimsel olarak da en üst ve en son aşamasına vardığı bir ortamda toplumsal ilerlemenin sağlanabilmesi için devrimi kaçınılmaz kılmıştır.

Devrimin toplumsal değil siyasal bir devrim içeriği taşıması, sonucu değiştirmeyecektir. Kendini aşamamış olan kapitalizm aşılacak ve insanlık içine girmiş olduğu çıkışsızlıktan devrim dinamizmi ile çıkabilecektir. Bazılarının sandığı gibi insan toplumunun bu çıkışsızlıkla daha uzun süre yaşaması söz konusu olamaz. Olamaz çünkü sistem en son aşamasına gelmiş, yapması gerekenlerin en sonuncusunu yapmış, benzetmek yerindeyse deniz bitmiş, gemi karaya oturmuştur. Çıkışsızlık ve çaresizlik bir bölgenin, bir ülkenin değil bütün bir dünyanın sorunu haline gelmiştir. Büyüyerek bütün bir dünyayı umutsuzluğa sürüklemiştir. Sadece bir sınıf olarak değil, bir bütün olarak sistemi umutsuzluk vahasına itmiştir. Doğmuş olan böylesi bir ortam devrimsiz aşılamaz, ancak toplum tıkanmış olan ilerleme sürecini hangi yöntemle aşabileceğine henüz karar verebilmiş değil. Değil çünkü toplumsal şaşkınlık kitlesel bir boyut kazanamamıştır. Devrimin öncü gücü, ideolojisi, teorisi dünya çapında bir netlik kazanamamıştır. Dünya çapında diyorum çünkü mayalanmakta olan devrim bir ülkenin değil dünya devrimi niteliği taşımaktadır.

Büyüklüğü kadar organize olma durumu, öncülüğünü yaratma ve önderlik konumuna getirme olgusu hala çözülebilmiş değil. Gelecek devrimin öncüsünün kadınlar olma olasılığı çok yüksek. Ama dünya kadınları bu bağlamda istenen bir yerde durabilmiş değiller. Kadın mücadelesi ve toplumsal ilerlemeye katılım süreci hızla ilerliyor. Ama henüz gereken düzeye varamamıştır. Kuşkusuz kadın bir sınıf değildir ama ezilen bütün sınıf ve katmanların üzerinde anlaşabileceği özel ve tüzel kişiliğe sahiptir. Bütün bu belirtilenlerin bir toplumsal ilerleme sürecinde buluşabilmesi, geleceğe dönük bir perspektif belirlemesi henüz ufukta gözükmüyor. Ama en son aşamasına varmış, tarİhsel ve toplumsal sürecini doldurmak üzere olan kapitalizm hiç olmazsa siyasal bir devrime gebe hale gelmiştir. İnsanlığın bu sorunu çözmesi gerekiyor. Öyle bir noktaya gelinmiş ki insanlık ya bu badireyi aşacak ya da çürüme ve çöküş sürecine girecektir. Düz bir bakış açısıyla gözlemlendiği zaman bile devrimin sistemi değil, sistemin devrimi zorladığı kolayca görülebilir.Öyle ki global sistemin ana malı ve merkezi olan ABD bile taşımış olduğu yükü götüremiyor artık. Yükün altında eziliyor, dünyaya ticaret savaşı açıyor. Bu durumu bazıları her ne kadar Trump gibi bir dengesize bağlamaya çalışsa da dikkatle bakıldığı zaman yalpalamanın sistemin kendisinden kaynaklandığı kolayca görülebilir. Trump’ın neden değil sonuç olduğu, açmış olduğu ticaret savaşından besbelli. Öylesine belli ki AB gibi ABD‘nin sınır ötesi tekellerinin % 90’ının yer aldığı AB’ye bile ticaret savaşı açıyor. Buna karşın AB büyük ihtimalle ABD’nin sınır ötesi tekelleriyle birlikte bir yeni konsensüs ticaret mekanizması oluşturuyor. Bu durumda ABD‘nin sınır ötesi sermayesiyle AB’nin sınır ötesi sermayesinin Trump‘ın ticaret savaşına karşı koymak amacında oldukları çok açık.

Konuya hangi açıdan ve nereden bakılırsa bakılsın kapitalizmin toplumu eskisi gibi yönetemediği, toplumun ise eskisi gibi yönetilmek istemediği doğrultuda bir devrimci durumun doğduğu gayet açık. Dolayısıyla devrimin nesnel durumu hazır ve öznel olanı bekleme konumunda olduğu söylenebilir. Bir devrimin olabilmesi için olması gereken nesnel durum kendine öznel bir yapı oluşturma süreci yaşadığına vurgu yapılabilir. İnsanlık; yönetenlerin yönetemez hale gelmesi, yönetilenlerin ise eskisi gibi yönetilmek istememesi durumunun devrime yol açtığına defalarca tanıklık etmiştir. Aynı ortam bugün de mevcuttur.

Teslim TÖRE
3 Ekim 2018