ÇIKARIMIZ NEREDE?

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

 

E3692EEE-829F-4BBE-A0F0-08D8D7CF5CF7

İnsan, toplum, millet, devlet ilişkisi çıkar üzerine kuruludur. Sorun çıkarının neye göre belirlendiğini bilmektir. Bunun farkına varan ve varmayan olur. Çıkarının nerede olduğunu gören ve ona göre davrananlar kazanır. Farkına varmayanlar kaybeder. Hangi olay bazında bunu değerlendirirsek değerlendirelim realite budur.

Kürd/Kürdistan sorununu tartışıyoruz. Çözümünü irdeliyoruz. Bireysel ve politik çevreler olarak çok farklı uçlarda geziniyoruz. Birimizin a dediğini, bir başkası z diyebiliyor. Ortak bir payda da bir türlü buluşamıyoruz. Milli eksende tekleşemiyoruz. Bu nedenle milli birlikte kuramıyoruz. Sonuçta hep birlikte kaybeden oluyoruz.

Niye böyle oluyor diye düşünmüyoruz bile. Bildik kalıplarımız, şaşmaz ilkelerimiz var. Fakat doğru bildiğimiz bu kalıplar, ilkeler hayatın gerçekliğiyle uyuşmadığını bir türlü göremiyoruz. Sonuçta kaybediyoruz ama suçu kendimizde değil, başka yerde arıyoruz.

Kuşkusuz başka yerinde suçu var ama eğer kaybeden bizsek demek ki bir eksiklik bizde de vardır. O zaman oturup düşünmek gerekiyor. Nerede hata yaptık, yapıyoruz diye sorguyu kendimizden başlatmalıyız.

Sorunumuz belli. Kürd/Kürdistan sorunu. Bunu çözmeye çalışıyoruz. Bunun için her şeyden evvel gücümüz nedir onu açığa çıkarmalıyız. İkincisi, düşmanın gücünü. Üçüncüsü, bizim ve düşmanın uluslararası dost ve düşmanlarının tutumuna bakmalıyız. Bizimle nereye kadar çıkarları uyuşuyor ona bakmalıyız. Bu bir durum tahlilidir. Bunu doğru yaparsak kazanan oluruz. Bu değilde, “şöyle haksızlığa uğruyoruz, şu baskıya maruz kalıyoruz, insan hakları,“ dememizin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Hiç kimse bu nedenlerle kimseye yardım etmez. Etmesi için seninle ortak çıkar birliğinin olması gerekir. Bunu bilinçe çıkarırsak o zaman kiminle nereye kadar gideceğimizide bilmiş olur ve ayağımızı yorganımıza göre uzatırız. Ona göre gardımızı alırız.

Düşünmek gerekir. Kürd/Kürdistan sorunu yeni bir sorun değildir. Yüzyılların çözülmeyen sorunudur. Kürdler olarak bunu çözmeye çalıştık. Bu uğurda çok ağır bir bedelde verdik. Halada veriyoruz. Ama bir türlü sorunu çözemedik. Düşmanı yenip ülkemizde kovamadık. Sorun olduğu gibi ortada duruyor. Fakat çözümünüde bekliyor. Düşman sorunu bizi yok sayarak çözmeyi politika edinmiştir. Bugünde o düşüncededir. Ama bizi öldürerek, soykırımdan geçirerek, sürgün ederek, asimile ederek bitiremedi. Bitireceğide yok. Demek ki ne biz düşmanı yenip ülkemizde kovabildik, bağımsızlığımıza ulaşabildik, ne de düşman bizi tüm uygulamalardan geçirmesine rağmen bizi yok edebildi.

Peki ne olacak?

Bu durum ebedi olarak sürmeyeceğine göre bunun bir çözümü olmalı. 40-50 milyonluk bir nüfusuz. Bu nüfusa bir statü şarttır. Bize, eskiden bugüne Batı ve Doğu tiranların çıkarına uygun bir statü verildi. Milletimiz ve ülkemiz bölündü, parçalandı, paylaşıldı ve herbir parçası bir devlet sınırları içine alınarak millet egemenliğimize el konuldu. Kürdler bunu kabullenmedi ve değiştirmek için ağır bedel verme pahasına elde silah savaştı. Düşmanı yenemedi. Yenemezdi çünkü Kürdlerin savaştığı sadece sömürgecilerimiz –Türk, Arap ve Farslar- değildi, tabir yerindeyse tüm dünya ile savaştı. Tüm dünyayıda yenemezdi. Dünyanın sömürgecilerimizin yanı başında Kürdlere karşı savaşması çıkarları gereğiydi. Dünya dediğimiz sadece kapitalist-emperyalistler değildi, onlarla birlikte “Sosyalist Blok“ta vardı. Kapitalist-emperyalistlerin bize verdiği zarar kadar “Sosyalist Blok“ta bir o kadar verdi.

Şimdi durum değişmiştir. Genelde Orta Doğu’ya, özelde Kürdistan’a verilen statü bugün ABD’nin başını çektiği cephenin çıkarına olmadığı hükmüne varılmıştır. Bu statüyü değiştirmeye, yeni bir statü verilmeye karar verilmiştir. Bu nedenle coğrafyamıza müdahale etmeye gelmişlerdir. Müdahale ettikleride Kürd millet egemenliğini gasp etmiş devletler olmaktadır. Bu, Kürdler açısından bulunmaz bir fırsattır. Kürdler bunu böyle kavraması gerekirken bir bakıyorsun “emperyalizm şöyle, böyle kötüdür,“ “ABD emperyalisttir, kendi çıkarı içinde buradadır,“ vs. karşı koyuşlar sergilenmektedir.

Bu karşı koyuş Kürdlerin çıkarının nerede olduklarının farkında olmayışlarıyla ancak izah edilebilir. Bunun başka bir nedeni yoktur. Emperyalizmin iyiliği, kötülüğü, ABD’nin kendi çıkarı için bölgeye müdahale etmesi Kürdlerin öne çıkarması kurtuluş yolunu bilmemelerinden kaynaklıdır. Burada öne çıkarılması gereken asıl mesele ABD’nin bölgeye müdahalesi Kürdlerin çıkarına mı, değil midir? Bu soruya doğru cevap verilirse emperyalizmin iyiliği, kötülüğünün bir kıymeti harbiyesi kalmaz.

ABD, coğrafyamıza müdahale ederken elbette kendi çıkarı için yapıyordur. Sorun şimdi bu mu yani? Değildir. Sorun ABD’nin müdahalesi Kürdlerin çıkarına mıdır, değil midir? Asıl sorulması gereken soru budur. ABD, Kürd millet egemenliğini gasp etmiş Irak, Suriye, İran ve Türkiye’ye müdahale etmiş ve etmeye devam ediyor mu? Evet! Bu müdahaleye en çok onlar karşı çıkıyor mu? Evet! Peki Kürdler bundan niye rahatsızlık duysun? Yanı sıra ABD’nin müdahale sonrası Kürdlerin önü açıldı mı? Evet! Birçok ileri mevziler kazandı mı? Evet! ABD müdahale etmeseydi Kürdler bunu tek başına elde edebilir miydi? Hayır! O halde bu koşullarda emperyalizm şöyle, böyle kötüdür, ABD kendi çıkarı için coğrafyamıza müdahale ediyor demek Kürdlerin işi olmamalıdır. Bunu ezeli Kürd millet düşmanları zaten yapıyor. Onlarla aynı siyaseti yürütmek Kürdlerin işi değildir.

Demek ki neymiş efendim? ABD kendi çıkarı için coğrafyamıza müdahale etmiştir. İyi etmiştir. Çünkü bu müdahale bizimde çıkarımıza denk düşmektedir. Şimdi buna hangi akıl ile karşı çıkılır? Akılı olun!

Bu iş, kapitalizm-emperyalizm, sosyalizm meselesi değildir. Sorunu buraya kadar indirgemeyin. Ki buraya indirgesenizde şunu irdeleyin. Başta SSCB olmak üzere kendini “sosyalist“ olarak sunan tüm devletlerin Kürdlere ve Kürd millet düşmanlarına karşı izledikleri politikalarını irdeleyin, sorgulayın. Şunu net olarak göreceksiniz. Tüm bu devletler kendi çıkarları gereği Kürdlere karşı Kürd milletinin iradesini gasp etmiş devletleri diplomatik, siyasi, ekonomik, askeri vs. her alanda desteklediklerini göreceksiniz.

Ne adına?

Despot rejimlerinin çıkarı adına. “Parçanın bütüne feda edilmesi gerekir,“ adı altında Kürd milletinin bağımsızlığının bu despot devlet çıkarlarına feda edildi. Bunu Lenin’i, Stalin’i, Mao’su, Enver Hoca’sı, Castro’su vs. tüm milliyetçi ama sözde sosyalistler yapmıştır. Şunuda unutmayın dünyanın sayılı milliyetçileri arasındadır bu saydıklarım. Yanlış anlamadınız. Bu saydıklarım kendi milletlerin, devletlerin milliyetçisiydiler. Kendi devletleri, milletlerin çıkarı için ezilen milletleri bir hiç adına satan azılı milliyetçiydiler. Bunuda “sosyalizm“ ile kılıfladılar. Bunların İran Şahı, İran Molları, Kemalistler, Saddam ile ilişkileri ortadadır. Ve de Kürdlere karşı tutumlarıda. Kürdleri bir varil petrol adına satan bu sözde sosyalist, özünde milliyetçi olan bu adamların bu konu da sayısız beyanları vardır.

Demek ki neymiş efendim? Devlet ve millet çıkarı her şeyin üstündedir. Yok ulusların kendi tayin hakkıymış, yok ezilen halkların dostlarıymış bunlar bilindik sözler. İster kapitalist-emperyalist, ister sosyalist olsun bu mantık değişmiyor. Kürdler bunu görmelidir. Emperyalizm “şöyle, böyle kötüdür, ABD kendi çıkarı için coğrafyamıza müdahale ediyor,“ zırvalıkları bir yana bırakmalıdır. Bunun yerine bu müdahale Kürdlerin çıkarına mıdır, değil midir ona bakmalıdırlar. Politikalarını ona göre belirlemelidirler.

Kürd millet egemenliğini gasp etmiş sömürgecilerimize yıllarca her türlü yardımı yapmış özünde milliyetçi, sözde sosyalistleri “sosyalizm“ adına savunduk. Büyük bir halt işledik. İşin tuhaf tarafı bu haltı işleyenler hala bugün bile vardır. Neye hizmet ettiklerini siz okuyuculara bırakıyoruz.

30 Eylül 2018