BM 73. GENEL KURULU TEHDİT ALANINA DÖNÜŞTÜ!

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan


EBECBFC5-A3A2-4438-952D-24EB77C379CB

Birleşmiş Milletler 73. Genel Kurulu yapıldı. Devlet Başkanları sırayla konuştu. Herkes rengini bir kez daha ortaya koydu. Genel Kurul devlet Başkanlarının birbirine karşı meydan okuma alanına dönüştü. Sakin ve akresiv konuşanlar oldu. En çok akresiv konuşanlar sıkışık olanlardı. Bunların başını Türkiye çekti. Yakıp, yıkmadan, işgalden, hesap sormadan dem vurdu, durdu. Rusya, bu açıklamalarından çok memnun kaldı. Karşı cephede olanlar “siz konuşun, ahan saha orada, görüşürüz,“ diye sessizliğini bozmadı.

Duruma baktığımızda coğrafyamızda savaş giderek tırmanacaktır. Devletler çıkarlarına uygun politikalarını seslendirmekte ve cepheler oluşmaktadır. Kimi cepheler geçicidir. Bir gün birlik, ikinci güç karşı cephede yerini alma durumuda yaşanmıyor değildir. Artık kim kimi nasıl ve nereye kadar kullanabildiyse. Türkiye bugün bu durumu yaşıyor. Ne Batı’ya yarıyor, ne tam olarak Doğulu olabiliyor. Önüne gelen kullanıyor. Nedeni zaaflı bir durumu var. Doğu cephesindekiler tarafından habire kışkırtılmaktadır.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’nun şunu ifade etmesi boşuna değildi. Ne demişti? ‘’Esas tehdit Suriye’nin doğusundadır.’

Recep Tayyip Erdoğan BM Genel Kurulunda bunun üzerine balıklama atladı. Daha da ileri gitti. Rojava’yı ‘’terör bataklığı’’ olarak değerlendi ve “ansızın gelebiliriz,“ mesajını verdi. Oysa orası ABD’nin alanı.

Türkiye oraya saldırabilir mi?

Mümkün çünkü bekalarını tehdit eden Kürdler giderek Rojeva’da kurumlaşmaktadır. Uluslararası arenada muhatap alınmaktadır. İçte siyasi, diplomatik, askeri ve ekonomik sıkışıklık durumu var. Bu iki boyut Türkiye’yi buna mecbur kılabilir. Ülke bir bütün olarak iflazda. Bunun faturası ağır. Bu badireyi aşmanın yolunu ülkeyi savaşa sokmakta arayabilir. Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarına bakılırsa buna çokta hevesli. Şimdi top Erdoğan’ın ayağında. Fırat’ın Doğusu orada. Bir adımlık uzakta. Elini kolunu tutan yok. Buyur gir. Boyuna göre çuval onu bekler. Zaten Rusya’nında, Ergenekoncuların yapmak istedikleride budur. Erdoğan’ı savaşa sürükleme planları vardır. Bu onun sonunu da hazırlar. Meydan o zaman büsbütün Avrasyacılara kalır. Türkiye’yi kara günler bekliyor. Hani derler ya. Gelen gideni aratır. Herkes Recep Tayyip Erdoğan’dan şikayetçi ama Avrasyacılar, Recep Tayyip Erdoğan’ı aratacaktır. Bu tehlike vardır. Herkesten çok Kürdler bu tehlikeyi görmelidir.

ABD şimdilik seyirci. O İran ile meşkul. Türkiye ile bu aşamada karşı karşıya gelmek istenmemektedir. Ama sıraya yazmıştır. ABD Başkanı Donald Trump’un konuşmasındaki güçlü Kürd vurgusu buna işarettir. Çünkü Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi Kürdler üzerinde yürümektedir.

ABD Savunma Bakanı James N. Mattis, bu konu da son noktayı koydu. ‘’IŞİD bitirilse bile düzenli ordu kuruluncaya kadar Suriye’de kalıcı,’ olduklarını deklere etti.

Düzenli ordu dediği Kürd ordusudur. Zaten Kürdistan’ın bağımsızlığı bu ordu üzerinde planlanmaktadır. Bu gelişme Orta Doğu’nun haritasını değiştirecektir. Mevcut siyasal iktidarların sonunu getirecektir. Bu da; ne sömürgecilerimizin, ne Rusya’nın, ne de Avrupa’nın işine gelmektedir. Bu konuda ABD’ye çok sorun çıkaracaklardır.

Avrupa kırın, mırın edecek ama fazla direnme şansları yoktur. Rusya direnecektir ama ABD karşısında uzun vadeli bu direnci tükenecektir. Çünkü ABD’nin elinde Rusya’ya karşı kullanacağı çok büyük kozları vardır. Rusya kolay kolay teslim olmayacaktır ama bir yerde ABD ile uzlaşmak zorunda kalacaktır.

Sonuna kadar direnecek olanlar Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran İran, Suriye, Türkiye ve Irak’ın bir kesimi olacaktır. Sonuçta ABD zaferini ilan edecektir. Tabii ki onunla birlikte Kürdler.

Bu arada Kürd siyasal hareketin çıkmazınada dikkat çekmek istiyoruz. Evet koşullar zor ama kapıya dayanmış büyük bir fırsat var. Sömürgecilerimizden uzaklaşmak gerekiyor. ABD’nin başını çektiği cephede çekinmeden yer alınmalıdır. Kürdler, ABD’nin Orta Doğu’ya yeniden bir şekil vereceklerine inanmalıdırlar. Bölgemizde kalıcıdırlar. Bölgeyi dizayen etmeden işin peşini bırakmayacaklardır. Bu projede bağımsız Kürd devleti de vardır. Plan budur.

Şunuda bilmek gerekir. Bu, bugünden yarına olacak bir iş olmayıp uzun sürelidir. ABD’nin 21.Yüzyıl projesidir. ABD’nin bölgemize müdahalesi Kürdler için bir şanstır. Kürdler, bunu görmeli. Gücünün farkına varmalı, ne teslimiyetçi bir çizgi, ne de gücünü aşan dayatmacı bir politika sahibi olmamalıdır. ABD’nin politikasına paralel bir politika oluşturmalıdırlar. Kürd milletine bu politika kazandırır.