Toplanıyoruz cümbür cemaat, dinlenmeden, aralıksız Erdoğan’ı çekiştiriyoruz. Aman efendim yalan söylüyormuş, aman efendim pahalı hediyeler alıyormuş, yok efendim damadını başa getirmişmiş, akrabalarını zengin etmişmiş, koltuğundan kalkmıyormuşmuş vb.

EC44BA22-1F4B-4845-8E2F-45D370A03D13

Allasen hadi bir bakın bakkalım yanınıza, yörenize, dibimize, hatta kendimize.

Kim yalancı değil! Hangimiz yalan söylemiyoruz! Hangimiz hediye kabul etmiyoruz, hangimiz makam, koltuk, ad, ün, unvan sevmiyoruz! Onunla aramızda ne kadar fark var? Sadece herkes kalıbına göre yalan söylüyor, kalıbına göre hediye alıyor kalıbına göre davranış sergiliyor. Hem koca cumhurbaşkanı çıkıp “dün size geldik kapı kimse yoktu” yalanını söyleyecek değil ya veya “bir ödemem var o gelsin onu alıp sizin borcu kapatacağım” yalanını söyleyecek değil.  Onun konumu gereği, kalıbı ziyadesinden öte büyük. O yüzden yalanı bize birkaç beden büyük geliyor. Yoksa inanın valla billa aynıyız tıpatıpız kendisiyle.

Gelelim hediyeye ki zerre kadar konuşmaya hakkı olmayanlar bile  yaygara yapıyor hediye almışmış. Gazeteciye fotoğraf makinesi veya laptop hediye edildiğinde “hayır almam” diyen kaç gazeteci var ya da belediye meclis üyelerine çeşit çeşit hediyeler verildiğinde kaçı “olmaz alamam” diyor? Örnekleri kendinize ve etrafınıza yayın bakalım yayabildiğiniz kadar. Yapmayın şimdi kandırmayalım birbirimizi… Hediyeciyiz biz, hediye vermeyene küsen milletiz biz, bedavacıyız, bedavadan yaşamayı seven milletiz biz. Tamam, bize Katar’dan uçak hediye edilmiyor fakat o koltukta biz oturuyor olsak alırdık. Bir de işe şuradan bakın cumhurbaşkanına dolma kalem hediye edemezlerdi değil mi? Herkesin kalıbına göre hediye verilir. Bana elbise hediye eden Cemile Kılınç ile Savaş abimin kulakları çınlasın, itiraz ettim mi? Yok! Bir iki nazlandım “yok, mok” dedim ama sonunda “ayyy ne gozel fistan” dedim giydim, bir de fotoğraf çektirdim paylaştım. Yani “istemem yan cebime koy” kültürünün neferleriyiz biz.

Ayrana ekşi demeden bal gibi yaşayıp giderken az kendimize dönsek, her lider halkına benzer. Sanmayın diğerleri farklıydı. Onlar gizli yaptı bu gizleme gereği duymadı çünkü bizi çok iyi tanıdı. Konuşur konuşur alışırız sonra da susarız. Bana dünyadan göçüp gitmiş fakir bir lider ailesi gösterebilir misin? Sanmam. Giden her lider yedi ceddine yetecek malı mülkü bırakarak gitmedi mi geç kalarak gittiği öte dünyaya? Özal’ın ailesi şu an neyle geçiniyor ya da İnönüler, Menderesler… Demirel ile Ecevit’in evlatları yoktu fakat onlar da yakınlarını zengin etti gitti. Sakın savunmaya geçmeyelim en çok kör öldükten  sonra badem gözlü denilmesine kızarım. Gerçek şu ki, ölmeden önce bunlarda yürütenlerdendi. Bırakın liderleri iki dönem muhtarlık yapanlar bile ahretliğini yapıyor. Onu da bırakın bir dönem meclis üyeliği yapan ömür billah bedavacı olarak başımıza kalıyor.  

Vay oğluna kızına damadına akrabasına torpil yapıyormuşmuş. Hangimiz torpil yapmıyoruz? Kim damadını iş yerinin başına koymaz? Kim evladını en iyi iş yerine yerleştirmez? Kaçımız “benim evladım kalsın bunun daha çok ihtiyacı var” deyip başka bir gencin işe yerleştirdi? Alın belediye meclis üyeleri, kaçı kendi evladından önce başkalarını belediyelere yerleştirdi?

Bizim en büyük eksiğimiz bu. Kimse kendi yalanını, dolanını, ayıbını, eksiğini, hatasını görmüyor ama başkasınınkini görüyor ve daha kötüsü kendi ayıbını, yalanını kapatmak için ona yükleniyor. Şimdi bunu deyince bazıları “ama Erdoğan daha çok yalancı” “o daha hırsız” “o daha çok koltuk sever” o daha daha daha diye devam ediyorlar.  İlkokul çocuklarının atışması gibi “ama ama o da yalan söylüyor, ama o da benim kalemimi çalıyo” ama ama amaaaa… Dedik ya kalıbı gereği her şeyin en büyüğünü yapıyor koca cumhurbaşkanı arkadaşının saçını çekip silgisini çalacak değil ya! Hem açıkça şunu söyleyeyim, biz arkadaşının silgisini çalan  cumhurbaşkanı istemeyiz utanırız. Biz arkadaşlarına “Fetöcü bu” deyip onların malını mülkünü alan onlara çelme takıp düşüren cumhurbaşkanı isteriz. Oda bizi yanıltmıyor aynı bizim istediğimiz gibi…

Geçmişte sık sık gazetelerde okurdum Yahya Demirel diye biri var amcasının sırtına basarak mallanmış mülklenmiş. Hatta sanırdım ki sadece bu ülke de sadece Süleyman Demirel’in yeğeni var bir o yeğenini Yahya’yı koruyor hepimiz çok akız pakız. Ve gün geldi belediyelerde dönen dolapları görünce anladım ki aman yarabbi! Bizim ülkede milyonlarca yeğen var sadece isimleri Yahya değil. Dayısına amcasına sırtını dayamayan neredeyse yok.

Ama dışarıda attığımız nutuklar bambaşka! Ülke insanları olarak o kadar mükemmeliz ki en mükemmel olmayanımızı cumhurbaşkanı yapmış gibiyiz. 

En son dilimize doladığımız şeyse Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı forsu taşıyan kıyafetinde cumhurbaşkanlığı forsu bir tane değilmiş çok fazlaymış. İnanın zerre şaşırmadım milim kınamadım ve kızmadım. Aklıma gelen bir anımı paylaşayım bundan birkaç yıl evvel çok önemli olmayan bir etkinlik için hazırlık yapıyoruz, “önemli olmayan bir etkinlik” diyorum yani inanın bana aynen öyle. Müdürümüz salonu teftiş etmek için etrafta dolanıyor, ben de provadan çıkmışım neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Anlayacağız önemsiz bir etkinliğe önemli bir etkinlik muamelesi yapılıyor. Gören de büyük bir organizasyon var sanır. Görevli arkadaşın telaşı ise görülesi cinsten! Heyecanla  “Hilal Hocam iki sıraya seyirci almayacakmışız protokolmüş biliyor musun çok kişi gelecekmiş” dedi. İki sırayı neden kaplıyorlar onu anlamdım, diğer arkadaş elinde toplu iğnelerle protokole oturacakların adını yazan A 4 kayırlarıyla geldi, “bunları koltuklara takalım” dedi, iki arkadaş onları takarken ben de isimleri okumaya başladım. Ne diyeyim size, vali yardımcısı tamam, belediye başkanı tamam da diğerleri nedir? Anlayan beri gelsin. Haaa bana kalsa ben onlarında halkın içine karışıp oturmasını isterim, buldukları yere çöksün otursunlar. Ne bu ön koltukta oturma hevesi? Bilmem hangi şehrin derneğinin başkanın yardımcısı, mahallenin birinin muhtarının azası, okullardan birinin okul aile birliği başkanıyla yarımcısı… Şaşkın şaşkın protokole yazılan unvanları okuyunca arkadaşa “şaka mı bu” diye sordum, “ney şaka mı” dedi, bu unvanlar isimler dedim “ne şakası” dedi” neden yazıyorsunuz ki gelsin herkes gibi buldukları yere otursunlar dedim. Arkadaş yüzünü buruşturdu “küsüyorlar bir dahaki seçimde size oy vermeyeceğiz diye tehdit ediyorlar” dedi. Aslında “neee” demek yerine “çüşşş” “ohaaa” demek istiyordum ama demedim, nedense o an kibarlığım tuttu. Muhtarın azasının dernek başkanının adımız yazılmazsa küseriz afrası tafrasına boyun eğmek zorunda kalan milyonlarca idareci vardı. Hani kızmalı mıyız onlara? Bence burada duralım. Kızmaya hakkımız yok diye düşünüyorum zira kültürümüz bu. Unvansız bir hiçiz biz. Ben de kendimi atayım bu işin içine, kendi ürettiklerimizle maalesef varlığımızı ispatlayamıyoruz. Zaten kimse sallamıyor bizi, illa bir isim illa bir unvanımız olacak ama bize ait olmayacak. Ya geçici bir süre verilmiş ya da kalıcı süreliğine bize yapışmış.

Şimdi iğneyi kendime şöyle bir batırdım, “ayyyy” sesim duyuldu. Şimdi de çuvaldızı şöyle bir Erdoğan’a batırdım “hamdolsun iğne battı canımı yakmadı” dediğini duyar gibi oldum. Evet, bu adamı beğenmiyoruz bize layık olmadığını düşünüp sürekli yazıyoruz çiziyoruz da, hadi bakalım bizim gibi afrası tafrası bol, yalanı dolanı bol, kaprisi şımarıklığı bol, ağlaması zırlaması bol, bedavadan geçinmeyi adet edinmiş, rüşvetsiz hiç bir iş yapmayan halkın  cumhurbaşkanı Kanada başbakanı mı ya da Norveç başbakanı gibi biri mi olacaktı? Bundan sonra gelecek olan cumhurbaşkanı kim olacak? Böylece kalacak değil elbet bu da altın tasını fildişi tarağını toplayıp bir gün çektirip gidecek. Biz kimi seçeceğiz o zaman? Belki bundan birkaç tane yalan az söyleyen, biraz az dolandıran, biraz az kabadayı biraz daha az şımaran birini seçeriz. Biz kendimize benzemeyen insanı başa hayatta getirmeyiz. Gereksiz yere “ayyyy bu gitsin eyisi gelsin” demeyelim. Şu iyiydi bu iyiydi dediklerimiz hep vardı da var olmasına, fakat kime göre neye göre iyiydi?