İDLİB’DE KURT KAPANI – Hasan Basri Yazar


BCA06538-7514-4B61-9C56-EEE64B75F782

Mezopotamya24Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ABD’de Türk Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi tarafından organize edilen New York’taki programda konuştu. Erdoğan, “İnşallah önümüzdeki dönemde Fırat’ın doğusunu da kapsayacak şekilde, Suriye’nin içindeki güvenli bölgeleri artırmaya devam edeceğiz” dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak için ABD’ye giden Erdoğan, buradaki Türk toplumu ile buluştuğu iki ayrı toplantıda, Fırat’ın doğusuna yapılacak olası bir operasyonla ilgili peş peşe mesajlar verdi. Erdoğan, Türk-Amerikan Yönlendirme Komitesi’nin düzenlediği etkinlikte, “İnşallah önümüzdeki dönemde Fırat’ın doğusunu da kapsayacak şekilde, Suriye’nin içindeki güvenli bölgeleri artırmaya devam edeceğiz” dedi.

Ardından geçtiği TURKEN Vakfı Gala Yemeği’nde ise, yapılacak operasyonu, “Fırat Kalkanı Harekatı” ile örneklendirerek, “Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarına benzer bir adımın önümüzdeki dönemde Fırat’ın doğusu için de atacağız” şeklinde konuştu. Erdoğan, ABD’de, Fırat’ın doğusuna operasyon ile ilgili bu açıklamaları yaparken, Rus Kommersant gazetesinde yayınlanan makalesinde de aynı konuya değinerek, “Rusya’nın da özellikle PKK, PYD, YPG gibi terör odaklarına karşı Türkiye’nin mücadelesine destek vermesini bekliyoruz” dedi.

 

ABD YPG’ye Olaganüstü Destek Veriyor

 

Erdoğan, Kommersant gazetesinde yayınlanan makalesinde, ABD’nin PYD ve YPG’ye olağanüstü destek vermeye devam ettiğini belirterek, “Bölgedeki dengeleri zedeleyecek olan bu tür adımlardan vazgeçilmesi gerekiyor” dedi.

Erdoğan, makalesinde İdlib mutabakatına ilişkin de değerlendirmeler yaptı.

Ilımlı muhalifleri korumayı öncelediğini vurgulayan Erdoğan, radikal grupların, “Rusya ile birlikte belirleneceğini” de yazısında vurguladı.

 

Cihatçılardan İdlib anlaşmasını reddetme açıklamaları gelmeye başladı 

 

Türkiye ile Rusya arasında imzalanan İdlib anlaşması “Dinin Muhafızları” adlı grup tarafından kabul edilmedi. Uzlaşmadan yana olan bazı gruplar koşullu destek verirken Heyet Tahrir Şam’dan anlaşmayı kabul etmeyeceği sinyalleri gelmeye başlandığı belirtiliyorSuriye’nin kuzeyinde yer alan İdlib vilayetindeki cihatçı örgütlerden “Dinin Muhafızları” (Hurras el Din) Türkiye ile Rusya arasında imzalanan “silahlardan arındırılmış bölge” anlaşmasına uymayacaklarını ilan etti. İdlib’deki en güçlü cihatçı örgüt olan ve bölgenin büyük çoğunluğunu kontrol Heyet Tahrir Şam ise anlaşma uyarınca hareket edip etmeyeceklerini henüz bildirmedi.

Heyet Tahrir Şam ve Nusra Cephesi’nden ayrılanlar tarafından bu yılın başında kurulan Dinin Muhafızları, Erdoğan ile Rusya lideri Putin arasında imzalanan anlaşmanın bölgedeki cihat hareketini yok etmeyi amaçladığını belirterek silahlı eylem çağrısında bulundu. Bölgedeki ana silahlı unsurlardan olmasa da,HTŞ’nin taşeron örgütlerinden biri olduğunu belirten bazı kaynaklar, Dinin Muhafızları’nın açıklaması, İdlib’de ateşkes ve silahlardan arındırılmış bölge oluşturulmasını amaçlayan anlaşmanın hayata geçirilmesini tehlikeye atabilir. Anlaşmanın kaderini asıl belirleyecek olanınsa Heyet Tahrir Şam’ın vereceği yanıt olduğu belirtiyorlar.

 

ABD merkezli Enstitü: Rusya DSG ve YPG’yi hedef alabilir

 

Washington merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü yayımladığı bir raporda Rusya öncülüğündeki koalisyonun, ABD ve Koalisyon ile yakın çalışan örgütleri (YPG, DSG, bölgesel güçleri hedef alabileceğini duyurdu. İdlib’e saldırı için hazırlanan rejimin güçlerin ülkenin farklıkısımlarına yönelebileceği ve Rusya’nın farklı üniformalarıaltında ABD askerlerine karşı savaşabileceğini ifade ediliyor.

Öte yandan, Rusya’nın Ukrayna’da da nüfuzunu artırma çabalarına değinilen raporda, Ağustos sonunda 500 ile 1000 arasında tankın Ukrayna’nın doğusuna sevk edildiğine yer veriliyor. Rusya’nın 2018 Kasım ayında seçim yapılması için baskıda bulunduğunu bu durumun 2019 Rusya-Ukrayna müzakerelerinde kendine yakın vekillerin sayısını artırmaya yönelik bir girişim olduğu da belirtiliyor. Rusya’nın isteği olursa Ukrayna’nın batı yanlısı AB ve NATO politikalarının büyük oranda zarar göreceğine vurgu yapılıyor.

Rusya’dan son dakika Suriye kararı

 

Şam rejimine ait hava savunma sisteminin bir Rus savaş uçağını düşürmesi ve Moskova’nın İsrail’i suçlamasıyla yükselen tansiyon, Rusya’nın yeni adımıyla zirveye çıktı. Savaş uçağı düşürülen Rusya, bölgedeki dengeleri değiştirecek yeni bir adım atıyor. Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye füze savunma sistemi tarafından vurulan ancak İsrail’in suçlandığı olay sonrası Suriye’ye S-300 anti füze sistemi gönderileceğini duyurdu. Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun verdiği bilgiye göre, füze savunma sistemi iki hafta içinde Suriye’ye ulaşmış olacak. Rusya, ayrıca Şam rejiminin elindeki hava savumma sistemini Rus izleme ve klavuz sistemleriyle de donatacak.

Moskova’da Bosna Hersek Dışişleri Bakanı İgor Crnadak ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Sergey Lavrov, “Rus ve Türk askeri yetkililer, önceki gün İdlib’deki silahsızlandırılmış bölgenin kesin sınırı üzerinde mutabakat sağladıklarını ve dolayısıyla, Soçi’de varılan anlaşmaları ifa süreci, son derece aktif şekilde ilerliyor” dedi. İki ülkenin İdlib kararını “ara adım” olarak nitelendiren Lavrov, silahsızlandırılmış bölgenin Suriye ordusuna ve Hmeymim üssüne saldırıları engelleyeceğini dile getirdi.

Sergey Lavrov, konuşmasında şunlara yer verdi:

Yeni adıyla Fetih el Şam (El Nusra Cephesi) militanlarının ve tüm ağır silahların ekim ayı ortasına doğru silahsızlandırılmış bölgeden çıkması gerektiğini vurgulayan Lavrov, Suriye’nin bütünlüğüne yönelik ana tehdidin ABD’nin kontrolündeki Fırat Nehri’nin doğu kıyısından yükseldiğini söyledi.

 

Yabancı cihatçılar Türkiye’ye yerleştirilecek

 

Türkistan İslam Partisi üyesi cihatçılar ‘umutlu’: İdlib operasyonu sonrası Konya, Tarsus ve Antep’e yerleştirilecekleri belirtiliyor. Suriye’de cihatçılarla birlikte hareket eden Türkistan İslam Partisi üyelerinin, İdlib operasyonu sonlandıktan sonra, Türkiye’de; Tarsus, Konya ve Antep gibi “muhafazakar” kentlere yerleştirilecekleride gelen bilgiler arasındaSuriye savaşının başlangıcından bu yana cihatçılarla birlikte hareket eden Türkistan İslam Partisi’ne bağlı Türkik cihatçıların, İdlib’teki olası karşılaşmanın ardından Türkiye’nin Antep, Konya ve Tarsus gibi “muhafazakar” şehirlerine yerleştirileceği belirtilmekteTürkistan İslam Partisi üyeleri, 2011’de ve 2012’nin başlarında bireysel olarak Suriye’de cihatçılarla birlikte savaşa katılsa da 2013’ten itibaren kurumsal olarak bölgeye gelmeye başladılar.

 

Türkiye’nin Suriye siyaseti sadece Kürd düşmanlığı üzerine kurulu 

 

Suriye iç savaşı İdlib gündemi ile devam ederken, savaşta taraf olan güçler ise kazanım elde edebilmek ve kazanımlarını sağlama almak için ellerindeki tüm kartları açıyor. Rusya, İran ve Türkiye aynı masada buluşarak imzaladıkları antlaşmalar ile kazanımlarını sağlama almaya çalışsa da, Astana üçlüsünün çakışan hesapları olduğu görülüyor.

 

‘Çatlak devam ediyor’

 

”Savaş ilk başlarda Sünni-Şii mezhebi temelinde geliştirildiğini, Suriye’nin uluslararası anlamda bir enerji koridoru olarak görülmekte. Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir enerji koridoru oluşturulmak istendiğini bu nedenlerden dolayı Suriye’ye bir müdahalede bulunuldu. Buna karşı İran, hamleler gerçekleştirdi. Aynı zamanda Rusya da Libya’da çıkardığı dersler ile Suriye sahasına girdi. Bu durum Suriye içinde denklemler oluşturdu. Bir yandan ABD, Avrupa ülkeleri, Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin olduğu bir cephe, diğer yandan Rusya, İran, Suriye rejimi ve Çin cephesi oluştu. Bu güçlerin katılımı ile Suriye şahsında üçüncü dünya savaşı yaşandı. Aradan 7 yıl geçti. Kürdler kendilerine üçüncü yolu belirleyerek, bunun üzerine politikalar yürüttü. Bu üçüncü yol zamanla iki cephenin de saldırılarına uğradı. Kobanê ile de tasfiye edilmek istendi. ABD DAİŞ’in ortaya çıkması ile sahaya yeni bir şekilde müdahil olmak istedi ve bu temelde Suriye’ye indi. Gelinen aşamada Suriye sahasında Müslüman Kardeşler (İhvan-i Müslimin) politikası neredeyse çöktü. Ve onlara bağlı güçler büyük bir parçalanmışlık yaşadı. Şu an ise Suriye sahasında son demlerini oynuyorlar. Sünni güçler arasında derin bir çatlak oluştu. Şimdi İdlib’te yeniden bir araya gelmek istiyorlar, yakınlaştılar. Ama çatlak devam ediyor” diye konuştu.

 

İran, Rusya ve Türkiye’ye tepkili

 

Tahran zievesinde Rusya, İran ve Türkiye arasında belli anlaşmalara gidildiğini belirten Köylüoğlu, “Daha sonra Putin ve Erdoğan arasında bir görüşme gerçekleşti. Bu görüşmede öyle anlaşılıyor ki İran’ı dışlayan bir yaklaşım var. Yeni bir politik yaklaşım ortaya çıktı. İran’ın buna nasıl yanıt vereceği belli değil ama buna tepkili olduğu aşikar. Özellikle geçenlerde bir Rus uçağının düşürülmesi ve İsrail’in saldırıları biraz da İran’ın tepkisi olarak görülüyor. Uçağı kimin düşürdüğü net, ancak hava savunma sistemini o uçağa kimin yönlendirdiği noktasında bir muğlaklık var.

 

Gruplar bir şekilde varlığını sürdürecek 

 

Türkiye El Nusra, Ehrar El Şam ve Nureddin Zengi gibi terör grupları listesinde olan güçlerin himayesini üstlenmiş. “Onlar benim teröristlerimdir” diyor. İşte yine Putin-Erdoğan arasında varılan anlaşmaya da bakmak lazım. Bazı gruplar oradan çıkarılacak, bölge ağır silahlardan arındırılacak ve 15-20 kilometreye varan bir tampon bölge oluşturulacak. Adına da silahsızlandırılmış bölge deniliyor. Dikkat edin silahsızlandırılmış bölge tanımlamasında da bir muğlaklık var. Ağır silahlar çıkarılacak deniliyor. Yani hafif silahlı grupların dolaşımı sürecek. Gruplar bir şekilde yine varlığını sürdürecek anlamı çıkıyor. Rusya açısından ise Şam-Halep ana yolu açılacak. Yolun güvenliği Rusya ve Türkiye tarafından atılacak ortak devriyeler ile sağlanacak. Diğer ve asıl durum ise oradaki gruplardan herhangi bir saldırının gelmemesi ve zamanla Türkiye’nin eliyle o grupların oradan tasfiye edilmesi olarak görülüyor. Ya da bir şekilde teslim olacaklar. Rusya durumu bu şekilde ele alıyor. Daha çok onların teslim olmasını istiyor. Örneğin Dera ve Kuneytra’da gerçekleştirilen de bu oldu. Bu bölgelerde bu güçlerin kazandığı bir şey olmadı. Bir çoğu teslim oldu, bazıları da Suriye ordusuna dahil oldular.Milis olarak ordu içine girdiler. Hatta İdlib operasyonuna katılmak için Hama’ya getirildiler. Bu düzeyde bir teslim olma durumu var. Suriye rejimi İdlib’i ya teslim alarak, ya da operasyon yaparak kenti kazanacağı noktasında hareket ediyor. Her iki durumda da kentin kontrolünü eline geçireceği şeklinde okuyor. Rusya ve Türkiye arasında varılan anlaşmayı bu temelde destekliyor. Ya müzakere ile ya da teslimiyet ile İdlib’in alınması olarak ele alıyor. Bana göre yanılgılı bir yaklaşım. Rusya’nın en azından kısa ve orta vadede böyle bir şeyi düşündüğünü söylemek gerçekçi değil.

 

ABD İdlib’e müdahil olmak istiyor

 

ABD’nin Fırat’ın doğusunda DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi desteklemekten öte bir politika üretemiyor. Suriye merkezli siyasetinde de önemli derecede aktivitesini kaybetmiş görünüyor. Bu eksende bakarsak, Cenevre sürecinin ertelenmesi ya da anlamsızlaştırılması daha yerinde olacak.Sürecin uzaklaştırılması, ABD başta olmak üzere diğer güçlerin biraz daha Suriye sahasından dışlanması şeklinde görülüyor. Ki reel olan durum da bunu gösteriyor. İdlib’teki pasif duruşu da göz önündedir. Bu temelde düşünürsek, Suriye ordusunun İdlib’te kimyasal silah kullanma ihtiyacı ortaya çıkar mı sorusunu sormak gerekiyor. Şu an itibarı ile ihtiyacı yok. Ancak savaş kızışırsa olabilir. ABD’nin bunu sürekli dile getirmesi ise elini güçlendirme ve Suriye siyasetine daha fazla katılmak istemesinden geliyor. Fırat’ın doğusunda da sınırlı düzeyde bir siyaseti bulunuyor. Ama uluslararası anlamda Rusya ile Suriye konusunda bazı anlaşmaları var. En bariz örneği Fırat’ın doğusu ve batısı şeklinde izlenen siyasettir ama bu da güçlü bir argüman değil. Dikkat edilirse Efrin’e saldırılar gerçekleştirildiğinde Fırat’ın batısında herhangi bir etkim ve gücüm yok dediler. Ama İdlib’e her şekilde müdahil olmak istiyor.

 

 İdlib mutabakatında Rusya memnun

 

İdlib çevresinde rejim güçleri ile radikal gruplar arasındaki temas hattı üzerinde 15 Ekim’e kadar 15-20 km genişliğinde silahlardan arındırılmış bir tampon bölgenin kurulmasıyla her şeyden önce Hmeymim ve Tartus’taki Rus hava ve deniz üslerinin güvenliği sağlama alınmış olacak.

Bölgedeki radikallerin ve yine Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) gibi örgütlerin ağır silahlarını bırakıp İdlib içlerine doğru çekilmelerini sağlama görevi, yani işin zor ve kirli kısmı, Ankara’nın. Rus üslerine yönelik bölgeden gelebilecek tehditlerin -17 Eylül öncesinden farklı olarak- şimdi birinci derecede sorumlusu da Ankara olacağından, daha önceki saldırılarda olduğunun aksine Moskova artık “konunun muhatabını” bulmakta zorlanmayacak.

Öte yandan, operasyona bugün dahi başlansaydı Rusya destekli rejim ordusu muhtemel ki 15 Ekim’e kadar İdlib’de 10 km kadar bile bir mesafe ilerleyemezdi. Gerçekleştiği takdirde, HTŞ ve radikal grupların geri çekilmesiyle 15-20 km’lik bir alanın her halükârda “temizlenecek” olması haddi zatında Moskova-Şam-Tahran üçlüsünün silah çekmeden mevzi kazanması anlamına geliyor.

Yine, İdlib üzerinden geçen ve cihatçıların kontrolünde olduğundan uzun süredir kapalı bulunan, ama aynı zamanda rejim açısından stratejik nefes boruları mahiyetindeki Halep-Lazkiye (M4) ve Halep-Hama (M5) otoyollarının Ankara tarafından güvenliğinin tesis edilerek yıl sonuna kadar yeniden trafiğe açılacağı taahhüdünün verilmesi Şam yönetimi için “tek kurşun” sıkmadan elde edilen kazanımlar arasında yer alıyor. Otoyolların açılmasıyla Ankara-Şam arasında doğrudan iletişime dair Kremlin’in Türk yetkilileri “teşvikçi” bir tavır takınması da kolaylaşacak.

 

Putin Erdoğan ilişkisi tek taraflı

 

Putin ile Erdoğan arasındaki ilişki esasen tek taraflı yürüyor. Putin, ya kendi planını açıklıyor ya da Erdoğan, Moskova’nın planına uygun öneriler sunuyor. İki durumda da kazanan Putin’in Rusyası oluyor. Soçi kentinde gerçekleşen Putin-Erdoğan arasındaki zirvede de böyle oldu. Hem Tahran’da gerçekleşen üçlü zirvede hem de Soçi’de gerçekleşen görüşmede bütünüyle Rusya’nın Suriye’deki politik planlarına uygun bir plan hazırlandı. Önerinin Ankara’da gelmesi, yansıtıldığı gibi gücü ve esnekliği değil tersine zayıflığı ve çaresizliği yansıtıyor.

Ankara, Moskova ile kimi kamuoyuna açık, kimi kapalı yapılan arka plan görüşmelerde işin ciddiyetini anladı ve Tahran görüşmesinden kısa bir süre sonra Moskova’ya yeni önerilerle gitti. Erdoğan ve ekibi, Moskova’nın Suriye’deki ihtiyaçlarına yanıt verecek öneriler hazırladı. Putin ve ekibi de Ankara’nın önerilerinin Rusya’nın İdlib politikasına hizmet ettiğini ve ‘çözüm’ için bir ilerleme kaydedeceğini gördü.Böylelikle Erdoğan, The Wall Street Journal gazetesine gönderdiği makalenin olası sonuçlarını yaşamadan, durumu en azından bu dönem için telafi etti.

Ankara’nın bu düzeyde yoğun bir çaba içinde olması, hem Rusya ile ekonomik-politik zorunlu ilişkiler, İran ile ekonomik bağlar hem de İslamcı örgütlerle olan derin ilişkilerden kaynaklanıyor. Bu durum Ankara’nın ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

 

Anlaşma,Rusyanın İdlib’i Esad’a  teslim etme hazırlığıdır

 

Soçi’de yapılan açıklamada İdlib’de ‘ateşkes yok, tampon bölge var: Bu anlaşma Putin’de bir kazanma, Erdoğan’da durumu kabullen ve risk altına girme havası yattı.. Rusya’nın İdlib planından vazgeçmeyeceğini bir kez daha gösterdi. Hatta Moskova,tampon bölgeyle Ankara’yı çok daha aktif kullanabileceği mesajını verdi. İdlib bölgesinde çatışmasızlık denen durum, doğrudan Türkiye’nin radikal İslamcı örgütlerin silahsızlandırılması sürecinde aktif bir rol üstlenmesidir. Putin, “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın teklifi üzerine, 10 Ekim 2018’e kadar bu bölgeden (silahsızlandırılmış bölge) ağır silahların, tankların, çoklu füze fırlatma sistemlerinin, tüm muhalif grupların çıkarılmasına karar verdik” dedi. Silahlı muhalefet ve hükümet güçleri arasındaki kesişme bölgesinde, El Nusra da dahil radikal militanların çıkarılmasıyla 15-20 kilometre genişliğinde silahsızlandırılmış bölgenin 15 Ekim’e kadarkurulması yönünde karar alındı. Bölgede kontrol, Türk birliklerinin ve Rus askeri polisinin devriyeleriyle sağlanacak.Ayrıca Federasyon Konseyi’nde Dışişleri Komitesi Başkan Yardımcısı Vladimir Cabarov’un, “Eğer teröristler tampon bölgeyi ihlal etmeye başlarsa ülkelerimiz Rusya ve Türkiye’nin onları yok etmek için elinde tüm gerekçeler olacak” açıklaması da önemle okunmalı. Burada en önemli noktalardan biri de Putin’in konuşmasında belirttiği, “Türk tarafının teklifi üzerine, Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyollarını 2018 sonuna kadar yeniden ulaşıma açma kararı aldıklarını” açıklamasıdır.

Tompon bölgelerde İslamcı örgütlerin çıkartılması için yapılacak bütün görüşmeleri de Rusya değil, Türkiye yapacaktır. Radikal İslamcılar, yeni durum için Ankara ile pazarlık masasına oturacaklardır. 20 km derinlikteki bir alanın radikal İslamcı militanlardan arındırılmasında görev esasen Türk ordu güçlerine ait olacaktır. Tampon bölgenin kontrolü de Rusya ve Türkiye’de olacak ve aşamalı olarak Şam’ın denetimine bırakılacaktır. Aynı şekilde, İslamcı militanlar Esad ordusunun denetimindeki bölgelere yönelik bir saldırı yaptıklarında ilk müdahaleyi Türk ordu güçleri yapacaktır.

Bu değerlendirmeler önümüzdeki süreçte Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile Türk ordu birliklerinin çatışma sürecine girme olasılığının arttığını gösteriyor. Ayrıca çatışmasızlık bölgesinin bir başka etkisi de Esad’ın ordusunun, radikal İslamcı örgütlerin saldırılarında, Türk ordu birliklerince korunacak olmasıdır. M/4 ve M/5 yollarının açılması, radikal İslamcıların hareket alanının bütünüyle kısıtlanmasıdır.

 

Rusya, İdlib’de askeri  pozisyonunu güçlendirdi

 

Moskova, Ankara’nın ‘çatışmasızlık bölgesi’ önerisini kabulederek önemli bir inisiyatif elde etti.  Aynı zamanda İdlib’in istikrarında Ankara’yı sorumlu kıldı. İslamcı örgütlerin ağır silahlarını teslim etmeleri ve silah bırakmaları için konusunda Erdoğan, Putin’e çok açık bir güvence verdi. Böylelikle Esad rejiminin tanınması ve buna karşılık, buradaki ‘ılımlı’ gösterilen bazı İslamcı örgütlerin silahlarını teslim ederek müzakere sürecine dahil edilmesi amaçlanmaktadır. Rusya ve Esad rejimi, elindeki bütün ağır sılahları teslim eden İslamcı grupların politik olarak ciddi bir varlık gösteremeyeceklerinin farkındadır.

Örneğin, Ankara  ‘HTŞ, Hurrased-Din, Ahrar üş-Şam’ gibi El Nusra/El Kaide merkezli bazı örgütleri ikna ederek ağır silahlarını teslim ederek fiilen Esad güçlerine teslim olmalarının önünü açmış olacak. Geçici bir çözüm olarak, ağır silahlardan arındırılmış bu güçlerin Efrîn ve özellikle Bab bölgesine geçişlerine izin verilecek.

Bu iki durum kabul edilmediği takdirde söz konusu İslamcı örgütlere karşı, Ankara aktif bir pozisyon almak zorunda kalacak gibi görünüyor. Putin, HTŞ gibi örgütlerin tasfiyesinde Ankara’nın aktif görev alması için Erdoğan’dan güvence aldığı için ‘tampon’ bölge önerisini kabul etti. Böylelikle Moskova, radikal İslamcı örgütlere karşı yürüteceği savaşın vekaletini Ankara’ya vermiş oldu. Bu durum Rusya için önemli avantajlar sağlayacağı gibi, Ankara ile İslamcı örgütlerin aktif düzeyde çatışma olasılığını çok daha fazla artıracaktır.

Moskova, olası kimyasal silah kullanma sorumluluğunu da Ankara’ya verdi. ABD-Fransa-İngiltere gibi küresel güçlerin ‘Esad rejimi kimyasal silah kullanacaktır’ argümanını boşa çıkartmış oldu. Bundan sonra böyle bir iddiayı kimse kabuletmez. Kimyasal silah kullanıldığı takdirde Ankara sorumlu olacaktır. Aynı şekilde Rusya’nın operasyonu durdurmasıyla, Avrupa’yı telaşlandıran göç kaygısının da önüne geçilmiş olacaktır. Bu durum AB ile Rusya ilişkilerini pozitif etkileyecektir. Rusya’nın, şehir yıkılmadan soruna çözüm arıyoruz tezi, en azından şimdilik karşılığını buldu.

 

 Silahsızlandırma’yı’ kabul etmeyen cihatçılarla çatışma olasılığı bulunuyor.

 

Ankara’nın Moskova’ya verdiği en önemli güvence İslamcı örgütlerinin tamamının ‘tampon’ olarak ilan edilen bölgelerde İslamcı örgütlerden arındırmak ve koşulsuz olarak ağır silahları teslim etmelerini sağlamaktır. Önümüzdeki birkaç aylık süre içinde İslamcı örgütlerin silahsızlandırılmasında somut bir adım atılmadığı takdirde, Rusya-İran-Esad güçleri çok büyük bir operasyon yapacaklar.  Ankara da İslamcı örgütlerin bir kısmıyla çatışmaya girmek zorunda kalabilir.Hatta Türkiye bir anda kendisini savaşın merkezinde bulabilir.Bu olasılık çok daha fazla gündeme gelecek gibi görünüyor.Rusya, Türk ordu güçlerini ileri karakollar gibi kullanarak İslamcı militanların tasfiyesini sağlamaya çalışacaktır. Bu nedenle Rusya-İran-Şam üçlüsü, askeri planlarını aksatmaksızın gerekli hazırlıkları yapıyor. Ancak sorunun askeri çözümü yeniden gündeme gelirse bunda en çok Ankara zorlanacaktır. Dost gördüğü ve uzun yıllar desteklediği İslamcı örgütlerle çatışması kaçınılmaz olur.

Cihatçıların, İdlib çevresindeki 20 km derinlikteki alandan çekilmeleri, esasen onların askeri gücünü bütünüyle kırmaya yönelik bir hamledir. Şu an denetimleri altında olan alanların yaklaşık yüzde 70’ini boşaltmaları anlamına geliyor. En önemlisi, tank, top, füze sistemleri öncelikli olmak üzere ağır silahların tamamını teslim etmeleri şartı var. Hatta İdlib merkezindeki cihatçıların da silahlarını bırakmaları tartışılıyor.20 km derinlik içerisinde özellikle Halep-Hama’yı birbirine bağlayan M/5 otobanı ve Halep-Lazkiye’yi birbirine bağlayan M/4 otobanı bulunuyor. Bu yolların çevresinin tamamen boşaltılarak Rusya tarafından kontrol edilmesi, yıl sonuna kadar sağlanacak. Bütün bu planlama, İslamcı örgütlerin ciddi oranda silahsızlandırılarak işlevsiz kılınmasına yöneliktir.Yukarıda da belirttiğim gibi, bu plan Rusya’nın ve dolayısıyla Esad’ın hakimiyet alanını artıracaktır. Silahları elinden alınmış, hareket alanı kısıtlanmış bir gücün ne diplomatik-politik masada temsiliyeti olur ne de askeri olarak muhatap alınır.

 

İdlib ısrarının arka planı

 

Ankara’nın Suriye’de çöken askeri-politik stratejiden vazgeçmedi. Bölgesel denklem içerisinde kendisine yeni bir alan yaratmak için Rusya ile yakın bir politika izledi. El Bab ve Afrin üzerinde geliştirdiği harekât planına İdlib’i dâhil etmek için önemli bir çaba içerisine girdi. Bölgedeki radikal İslamcı örgütlerle kurduğu ilişkinin arka planı İdlib eyaletinin kontrol altına alınmasıydı. Bölgenin radikal İslamcı örgütlerin denetiminde kalmasına sağlayarak fiilen özerk olan alanoluşturulması hedeflendi. Uluslararası dengelerin değişmesine ve Suriye’nin iç politik krizinin derinleşmesine bağlı olarak, ‘Hatay’ benzeri bir modelle uygulanarak İdlib’in ‘Hatay’ benzeri bir yöntemle Türkiye’ye dahil edilmesi amaçlanıyordu.

Ancak uluslararası dengelerin ve küresel güçlerin bölgesel stratejisini kavramayan Ankara, özellikle Rusya’nınstratejisini alt üst edecek böylesi bir yönelime hiçbir şekilde buna izin vermeyeceğini anlamadı. Suriye merkezli bölgesel rekabet ve  çatışmada ortaya çıkan durum; Ankara’nın bütünüyle Rusya’nın askeri-politik stratejisine tabi olduğunu gösteriyor. Böylelikle Suriye topraklar içerisinde kalıcı olmak isteyen  Ankara’nın yaptığı bütün planları ve hamleler boşa çıktı. Soçi’deki durum aslında Ankara’nın Suriye politikasının iflasının bir göstergesidir.

 

Büyük çatışma kapıda

 

Moskova, İdlib operasyonunu durdurdu. Bununla önemli avantajlar elde ederken, Ankara’nın ciddi risklerle karşı karşıya kalacak gibi görünüyor. Bölgede tahminen, ağır silahlarla donatılmış 60 bine yakın İslamcı militan var. Bunların etkisizleştirilmesi görevi Ankara’ya verildi. 15 Ekim’e kadar gerekli ön hazırlıkların yapılıp somut adımların atılması gerekir. Moskova-Tahran-Şam bu süreci bekleyecek ve izleyecek. Tampon bölgelerin kurulması ve İslamcı militanların ağır silahlarından arındırılması tahmin edilenden çok daha zordur. Bu görevi üstlenen Ankara’nın bölgedeki radikal İslamcı örgütlerin bütünü üzerinde hakimiyet kurması oldukça zordur. Örgütlerin bir kısmı ‘silahsızlandırma’ sürecine dahil olmayacaklarını açıkladı. Bu açıklamaların ortaya çıkarttığı veri;  tampon bölge ve silahsızlandırma sürecinin başarılı olmasının oldukça zor olacağını gösteriyor. Ankara ise tersine  Moskova ile yaptığı anlaşmayı gerçekleştirmek için ciddiye alyınabilir somut adımlar atması gerekir. Bunun politik anlamı, Türk ordu güçleriyle bazı İslamcı güçler arasında bir çatışmanın giderek kaçınılmaz hale gelmesidir. Böylesi bir olasılık savaşın Hatay çevresine taşınmasına zemin hazırlayacaktır. Türkiye buna uygun davranmadığı takdirde Moskova-Tahran-Şam üçlüsünün yapacağı çok kapsamlı saldırılar meşruiyet kazanır.