Ali DOĞAN YAZDI DOĞU AKDENİZ DE YENİ BİR CEPHEMİ AÇILIYOR?


A20E31BE-10DB-465F-80CC-F087152A0FB7

Tarihin her döneminde devletlerarası savaşlarda görünen yalanların arkasında gerçek ekonomik çıkar çelişkilerini buluruz. Suriye iç savaşı bu gerçeğin dışında değildir.  2010 yılında Katar dan başlayıp S. Arabistan üzerinden Suriye döşenmesi planlanan enerji nakil hattının Türkiye üzerinden Avrupa’ya dağıtımı planına Suriye karşı çıkmıştı. Bu projeye alternatif olarak İran’ın Basra körfezinden başlayıp Irak üzerinden Suriye’ye döşenmesini planladığı güzergaha başta Türkiye, Körfez ülkeleri, S. Arabistan ve ABD karşı çıkmıştı. Suriye iç savaşının gerçek ekonomik çıkar çelişkisi böyle başlamıştı. Bu iki farklı enerji nakil hattına ihtiyacı gereksiz duruma getirmeye aday, Doğu Akdeniz de İsrail in 2010 yılında yeni enerji kaynakları keşfetmesi Suriye iç savaşının tetikleyicisi olmuştu.

Günlük politik sorunlar çözüme ne kadar zorunlu hale gelir ise, uzun vadeli politik sorunların çözümünden de aynı oranda uzaklaşırlar. Konu ile ilgili bölge devletleri sorunu günü kurtarma temelinde ele aldıkları için Suriye iç savaşının kısa sürede sonuçlanıp enerji nakil hatları anlaşmalarının oldu bit tiye geleceğini düşünüyorlardı. Savaşın uzun sürmesi ve bu dönem içinde İsrail in ilave enerji kaynakları keşfi, sorunu bölgesel olmaktan çıkartıp bütün dünyayı ilgilendiren enerji sorunun bir parçası haline getirdi. Bütün dünya ülkelerinin deniz donanmalarının son beş yılda doğu Akdeniz e üşüşmesinin özünde bu nedeni buluruz. Bu durum İran, Türkiye ve İran’ı, kestirme çözümler üretmeye zorluyor. İsrail in enerji konusunda söz sahibi olması, Ortadoğu enerji nakil sorununda yeni politikaların gündeme gelmesi, bölgede ki politik sorunların da uzun dönem çözümsüzlüğünü de beraberinde getiriyor.

Suriye’nin demokratikleşmesi için başladığı iddia edilen iç savaş, önce İslami terör örgütlerinin politik iktidar savaşının önlenmesi, çok geçmeden de bölge devletlerinin nüfus alanını genişletme kavgası ve en son olarak da bölgeye egemen olmak isteyen dünya güçlerinin politik rekabet merkezi haline geldi.  Batılılar ve ABD stratejik olarak Ortadoğu enerji kaynaklarının dünya piyasasına güvenlikli dağılımı üzerine inşa edilmişti. Bu nedenle Doğu Akdeniz’de yeni enerji kaynaklarının keşfi Avrupa ve ABD için Suriye iç savaşının stratejik önemini de azaltmıştı. Buna rağmen, İran, Suriye ve Türkiye’deki politik rejimlerin bölgenin güvenliğini tehdit etmesi Kürdistan sorunu bölge barışı için stratejik bir konuma yükseltti. Bütün bu süreçlerde, Suriye’nin Kürt sorunu bütün Kürdistanı kapsayan evrensel bir çözüme doğru evirilmeye başladı.

Eylül 8 2018 de İran, Türkiye ve Rusya arasındaki yapılan görüşmelerin hemen ardından Suriye in İbdil e saldırı hazırlığında iken, sorunun bu bölge ile sınırlı olmadığını gösteren gelişmeler oldu.  Suriye füzeleri İsrail bombardımanına itiraz ettikten sonra müttefik bir Rus gözetim uçağını düşürdü. Karadeniz’deki Soçi tatil beldesinde, Rus ve Türk devlet başkanları, Türkiye’nin Idlib vilayetinin bir kısmındaki kontrolünü, Çeçenler, Uygurlar ve diğer yabancılar ve Suriye fanatikleri de dahil olmak üzere en kötü cihatçı aşırılık yanlılarını silahsızlandırması için bir plan ürettiler. Sorunun İbdil ile sınırlı olmadığı görüldü.  Türk devleti için Fırat ın doğusuna askeri saldırıya geçmek istemesi, Rusya için Doğu Akdeniz’e barınmanın kolay olmayacağı   ortaya çıktı. Bu durum iç savaşın iki farklı boyutunun derinliğine incelenmesini zorunlu kılıyor. Bunlardan biri, 2011’de tamamen reform için bir Suriye kampanyası olarak başlayan iç savaşın dışarıdan müdahalenin yaygınlaşması; Diğeri ise, Rusya’nın oynadığı merkezi ve vazgeçilmez bir rolün giderek doğu Akdeniz’e uzanmasıdır.

Rusya’nın Türkiye’yle ilişkileri aynı derecede çok yönlü. Rusya Türkiye’nin kuzey Suriye’yi işgal ettiğini ve bu topraklardan çekilmesinin gerektiğini savunuyor. Buna rağmen, Rusya İran ile birlikte Türkiye in ABD ve ittifaklarına karşı kullanılması için bu bölgedeki varlığına geçici olarak göz yumuyor; Türkiye’nin bir zamanlar desteklediği cihadcıları silahsızlandırması için Türkiye’nin varlığına ihtiyaç duyuyorlar. Pazartesi günü Soçi anlaşmasının uygulanıp uygulanmayacağı henüz görülmemektedir. Türkiye, teröristlerin üstesinden gelmek için daha önce de Astana sürecinde söz vermişti. Türkiye ve İran Rusya’yı Suriye de olduğu gibi Doğu Akdeniz’de ABD, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Mısır a karşı kullanmayı düşlüyor.

Doğu Akdeniz çok daha tehlikeli olmak üzere, savaşın genişlediği bir alan. Doğu Akdeniz, eskiden ABD donanmasının sularıydı ve Kızıl Deniz ve Basra Körfezi’ne direk ortak ilişki içinde Ortadoğu’yu, rakipsiz kontrol etme yetisine sahipken şimdi Rusya nın da Doğu Akdeniz’de askeri olarak aktif olma politikası gündeme geldi. Doğu Akdeniz deki enerji kaynakları, İran ve Rus enerji kaynaklarının Avrupa pazarındaki önemli bir rakibi durumuna geliyor. Ortadoğu’daki ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri göz önüne alan Fransa’nın, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde kalıcı olacak şekilde savaş gemilerinin bulunması için adımlar attığı basına yansıdı. Doğu Akdeniz’deki askeri hareketliliğe bakılırsa, bölgedeki enerji kaynaklarının Ortadoğu’nun bütünü ile kıyaslanmasının abartılı olmadığı düşünüle bilir.  Türkiye in olanca gücü ile Kuzey Kıbrıs’a yönelmesinin temel nedeni bu enerji kaynaklarından bir pay kazanmaktır.

Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgali ve ilhakı 40 yılı aşkın bir süredir çözümü bekliyor. Muhtemelen anlaşmazlık, Kıbrıs sularında ve onun münhasır ekonomik bölgesindeki gazın keşfine yönelik olmamıştı. Şimdiye kadar tespit edilen Doğu Akdeniz gaz sahaları, kanıtlanmış ABD gaz rezervlerinin üçte birine ve Rusya’nın sahip olduğunun onda birine eşit olsa da, bunlar dört nedenden dolayı önemli olduğu ileri sürülüyor:

  • Avrupa pazarına yakındırlar;
  • Hem Rusya’yı hem de İran’ı Avrupa’ya bu iki devletten bağımsızlık veren bir şekilde baypas ediyorlar;
  • Türkiye’nin son 5 yıllık politikalarının daha da sorunlu hale geldiği için, doğalgaz boru hatlarının Türkiye’den taşınmasının gereksiz ve riskli olduğu biliniyor.
  • Bu, kendi başına gerçek bir enerji rezervine sahip olmayan Türkiye’nin yıllık olarak milyarlarca dolar kaybedebileceği anlamına geliyor.

Bu nedenler Türkiye, İran ve Rusya arasındaki Suriye için başlayan iş birliğinin daha uzun vadeli olacağına işaret ediyor.  2011 yılı Eylül ayında, Avrupa İşlerinden sorumlu bakan olan Egemen Bağış Türk donanmasını Kıbrıs’ta ya da civarında çalışan Amerikan nakliyesine ya da personeline karşı kullanmakla tehdit etmesinin altındaki gerçek şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Giderek, Türkiye yeniden statükoyu sarsacak gibi görünüyor. Türkiye’nin devlet kontrolündeki baskısı, Türkiye’nin işgal altındaki Kıbrıs’ta bir Türk askeri üssü kurmayı planladığını gösteriyor. Erdoğan, 17 Eylül’de bu fikri onayladı. Kıbrıs konusunda bir Türk askeri üssü, Kıbrıs sorununun barışçıl bir şekilde çözüme kavuşturulması olasılığını kesinlikle ortadan kaldıracaktır. Bu durum ise Kuzey Kıbrıs halkının Türkiye e karşı bağımsız politika geliştirme olasılığını artıracaktır.

Erdoğan’ın Türkiye’yi Hamas yanlısı, Rus yanlısı ve Müslüman Kardeşler bloğuna nasıl soktuğuna bakılırsa, ABD ve onun önemli bölgesel müttefikleri: İsrail, Yunanistan ve Mısır için de stratejik bir risk teşkil ediyor. Gerçekten de enerji deniz yollarının kontrolü, tam olarak Türkiye’nin peşinde olduğu bir politika.

ABD in Trump yönetimi ve Kongre’nin Türkiye’yi uyarması zamanı geldiğini ileri sürerek yaptığı açıklama Doğu Akdeniz in önemini vurgulamak için yeterli olabilir: Türkiye in Kıbrıs’taki herhangi bir askeri üst kurmasının sadece yaptırımların arttırılması değil, aynı zamanda Türk tehdidine karşı çıkacak olan Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır’a da benzeri görülmemiş bir askeri platformlar sağlanması anlamına geliyor. Türkiye NATO’nun düşmanları kadar bir tehdit oluşturuyor, bu durum aynı zamanda Türkiye NATO ile iş birliğini kesiyor demektir. Türkiye’ye karşı Kıbrıs için ayağa kalkmak için kararlı bir çaba zamanı gelmiştir, düşüncesindeler.

Türk devleti sömürgeleştirdiği Kıbrıs’ı, kölece yönete bileceğini düşünüyor. Kuzey Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’de ki Türk halkından farklı olarak milliyetçilik veya dinciliğin karın doyurmadığını çok iyi biliyor. Aslında, Kıbrıs’ın kaynaklarını Türkiye’nin yıkılmakta olan ekonomisine destek vermek için yağmalamayı ve Türkiye’de yolsuzlukları göz önüne alındığında, belki de Erdoğan’ın kendi servetlerini arttırmayı hedefliyor. Kıbrıs trajedisini yakından incelediğimizde, Kıbrıslı Türklerin gittikçe artan bir şekilde Türkiye ile hiçbir sosyolojik ilgisinin olmamasıdır.

Türk devleti sadece Ortadoğu’da değil, Kıbrıs da bile kendi soydaşlarından tecrit oluyor.

Eylül 22 2018

Ali Doğan