KAZANMANIN YOLU!

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan


9D92B2E8-901A-4B7C-BE9C-4525DB77B3F6

Hasan H. YILDIRIM & Hüssein ERKAN

Kürd siyasetinde kökten bir olumsuzluk yaşanmaktadır. Millet olmamızdan kaynaklı devletleşme projesi ıskalanmış, onun yerine olmayacak veya şimdiki mevcut statükonun devamını öngören bir mantık egemendir. Devletleşme yerine sömürgeci ülkelerin “siyasi ve toprak birliği“ esas alınmaktadır. Bu politika sömürgeci devletlerin derin dehlizlerinden oluşturulmuş olup, kimi Kürd siyasi hareketleri tarafından politika haline getirilmiştir. Bu nedenle Kürd siyaseti tıkanmıştır. Kan ve can bedeli verilen mücadele boşa gitmektedir. Kürd milletini kurtuluşa götüren bir siyaset olmadığı, yanı sıra sömürgeci sistemlerin Kürdistan’daki varlığının ömrünü uzatmaktadır. Oysa Kürd milletinin ayağına tarihinde görülmemiş bir fırsat gelmiştir. Bu fırsat kaçırılmamalıdır.

Nedir bu fırsat?

ABD, Orta Doğu’ya baştan aşağıya bir çeki düzen vermeye çalışmaktadır. Buna bağlı olarak Kürdistan’ın merkezinde yer aldığı Orta Doğu’da kıran kırana bir savaş vardır. ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçleri ile Rusya’nın öncülük ettiği Doğu Bloku arasında Orta Doğu’yu yeniden paylaşım savaşıdır bu.

Savaşın hedefi bölge sömürgeci devletleridir. Yani Kürdistan’ı sömürgeleştiren Irak, Suriye, İran ve Türkiyedir. ABD ve Koalisyon güçleri bunlara yönelmiştir. Bu ülkeleri parçalama, millet ve mezhep temelinde küresel kapitalizmin çıkarına uygun yeni devletler kurma hedeflenmektedir.

Bölge sömürgeci devletleri, bunu görüyor. Aralarındaki düşmanlıklarına rağmen kurtuluşu birbirine ve birde Rusya’ya sarılmakta aramaktadırlar.

Bu blok dünyasında Kürdlere yer yoktur. Çünkü Kürdistan’a verilen eski statükoyu korumaya çalışan bir bloktur. Fakat bu blokta kendi içinde homojen değildir. Rusya bu konu da müttefiklerinden –Suriye, İran ve Türkiye- farklı düşünmektedir. Kürdlere bir statüko verilmesine karşı değildir. Bu konu da ABD ile anlaştığı zaman zaman kamuoya yansımaktadır. Bu nedenle müttefikleri ile bu konu da farklılaşmaktadır.

Rusya’nın sorunu Kürdlerle değildir. Onun sorunu ABD iledir. Engellemek istediği ABD’dir. ABD’nin tek başına bölgeye hakim olmasına karşı olmasınadır. ABD ile bu konuda bir pazarlık sürecindedir. Bu konu da Trump ve Putin Helsinki’de bir araya geldi. Aralarında bir çerçeve anlaşması sağlandı. Fakat hangi konularda anlaştıkları bir bütün olarak kamuoyuna açıklanmadı. Ki bu tür anlaşmaların çoğu “devlet sırrı“ olarak görülür ve zamanı gelmediği müddetçede açıklanmaz. Bu nedenle biz, o dönem şunu dile getirmiştik. Hangi konularda anlaştıkları ve anlaşmadıklarını süreçte atılacak adımlarına bakıp öğreneceğiz demiştik. Bugün bir bütün olarak varılan anlaşmanın tamamını bilmesekte ulaştığımız bilgilere göre Trump ve Putin bir çerçeve konusunda anlaştıklarıdır. Bu çerçevenin doldurulması ise süreçte her iki gücün ve müttefiklerinin sahadaki başarıları ölçüsünde vücut bulacaktır.

Bu çerçeve anlaşmasına göre İran, Suriye ve Irak’tan atılacak. Hizbullah, Suriye’den çıkarılacak. Türkiye, işgal ettiği Suriye ve Kürdistan’nın Güneybatı topraklarından çıkarılacak. Bu konularda ikili arasında bir anlaşmaya varılmıştır. ABD ve müttefikleri İran ve Hizbullah’a saldırırken Rusya zorluk çıkarmayacaktır. Rusya ve Suriye, cihatçı grupları tasfiye edecek, bu cihatçı teröristleri destekleyen Türkiye kendi sınırına çekilmeye zorlanılacaktır.

Kuşkusuz bu haydi olsun demekle olacak bir iş değildir. Zaman meselesidir ama süreç içinde birbirine verilen sözler gereği ABD ve Rusya üzerine düşeni yapmaya çalıştığı gözlenmektedir.

ABD ile Rusya arasında gerçekleşen bu çerçeve anlaşması sömürgecilerimizde biliyorlar. Ve işlerine gelmemektedir. Her ne kadar İran ve Türkiye, Rusya’ya mecbursada bu anlaşmaya uymayacaklardır. Kendi mevzilerini korumaya çalışacaklardır. Fakat ne kadar direnirlerse dirensinler ABD ve Rusya karşısında başarı şansları yoktur.

Dikkat edilirse sömürgecilerimize yönelik ABD saldırısını onlarla birlikte Rusya aynı düzeyde tavır almamaktadır. Bu nedenle İsrail’in gün boyu Suriye’deki İran mevzilerini bombalamasına ses çıkarmamaktadır. Hatta İran’ın Suriye’de oluşundanda rahatsızlık duymaktadır. Tahran zirvesinde bir araya gelen Putin, Erdoğan ve Ruhani’nin verdiği mesajlara bakıldığında bu rahatlıkla görülür. Ruhani, “ABD bir an önce Suriye’den çıkmalı,“ derken, Putin bu konuda tek bir cümle kurmadı. Bu şu demektir. ABD kalıcılığının kaçınılmazlığını kabullenmiş bulunduğudur. Kalıcı oluş politikası gereği sömürgecilerimize saldırdığında Rusya sömürgecilerimizle beraber ABD’ye karşı aynı düzeyde tavır almayacaktır. Yapacağı tek şey olan biten gelişmeden “benim payım ne olacaktır?“ şeklinde politikası şekillenecektir. Onun payıda ABD yönetim mekanizmaları açısında sorun yaratmaktadır. Kimi kanat onlarıda hesaba katmak gerekir derken, kimi kanat onları yok sayma düşüncesindedir. Bu sorun uzun süreden beri Beyaz Saray ile Pentagon arasında bir tartışma konusudur. Yanı sıra Tahran Zirvesi’nde Türkiye, “İdlip’teki terörist gruplara yönelik saldırı konusunda Rusya ve Suriye’den bu işi savaşsız hal edelim,“ önerisi red edilmiştir.

Orta Doğu’da ABD ve Rusya siyaseti böyle oluştururken Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletler mevcut durumu koruma siyasetini sürdürmektedirler. Ne yazık ki bu çabaya sözde kimi Kürd politik güçleride destek vermektedir. Bu güçler, Kürdlerin millet olmadan kaynaklı haklarının değil, birey, aile, aşiret ve partisel çıkarlarını esas alıyorlar. Özelikle Hewler İktidar sahipleri Mafyalaşan çeteler olup çıkmışlardır. Tüm dünya bunu görüyor ve biliyor. Wikiens belgelerinde açıkça dile getiriliyor. Irak’taki ABD Dışişeri Bakanlığına bağlı bir birim, Dışişleri Bakanlığına gönderdiği bir raporda bu durum açıkça şöyle dile getiriyor:

“Kürdistan’daki iki parti –PDK ve YNK- iki mafya grubudur. Tüm uygulamaları mafya yöntemleri gibidir. Bu uygulamalarıda kendine bağlı askeri birimler vasıtasıyla uygulamaktadırlar. Gayri kanuni bir şekilde tüm ihalelerde %30 pay almaktadırlar.“

Mafyalaşan Hewler İktidar sahipleri, mevcut soygun sistemini sürdürmek, kendilerini yaşatmak içinde sömürgecilerimize dayanmışlardır. Onlar adına Kürdleri kontrol altına almanın aracına dönmüşlerdir. Bu rolleriyle Kürd millet düşmanlığı yapmaktadırlar.

Yanı sıra ABD öncülüğündeki blok sömürgecilerimize yöneldiği bu süreçte kimi siyasi güçler, sömürgeci devletlerin “siyasi ve toprak birliği“ni politika edinmişler. Bir “kardeşlik“ edebiyatı, “birlikte ortak yaşam“ tuturmuş gidiyorlar. Savaşta birbirini kıranların kardeşliği mi olur diye düşünülmüyor. Bu içi boş fantazi söylemlerle düşman moral kazanıyor. Yanı sıra düşman bunu bir zaafiyet olarak kabul ediyor. Öbür tarafta Kürdlerin motivasyonu bozuluyor. Bu bile düşünülmüyor.

Ezen ve ezilen toplumlar arasındaki sorunların çözümünde “kardeşlik“ çözüm argümanı değildir. Çözüm argümanı eşit hakka sahip olma desturudur. Dünyada tüm milli hareketlerin çözüm anahtarıda bu olmuştur. Fakat işin ilginçi Kürdlerde durum tersinden işliyor. Bu da, sorunun çözümünü dahada karmaşıklaştırıyor.

Fantazi teorilerle kazanılacağı öngörülüyor. Çelik çomak oynanılmıyor. Bir milletin kendini geleceğe taşıyıp taşımama gibi hayati bir durum söz konusudur. Ki Kürd milletinin yanı başında ABD’nin bulunması bu fırsatı sunuyor. Bu fırsatın kıymeti bilinmiyor. Ki bu fırsat Kürd milletini devletleştirecek bir fırsattır.

Peki bazı güçler, ne yapıyor?

Fantazi söylemlerle sömürgecilerimizin şahsında “kardeşlik“ keşfedip Kürd milleti oyalanıp duruluyor. Oysa Kürd milletinin kurtuluş yolu bellidir. Millet olmadan kaynaklı haklarımız vardır. Bunun formüle edilmesi zaruridir. Bunun siyasi literatördeki karşılığı milli siyasettir. Devletleşmektir. İkincisi, milletçe bu hedefte birleşmektir. Yani milli birliğin oluşturulmasıdır. Üçüncüsü, bölgemize yeniden dizayen etmeye çalışan GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) ile uyumlu bir politikanın izlenilmesidir. Daha ötesi Kürd milli çıtası yükseltilmesi ve bunu ABD ve müttefiklerine kabullüne çalışılmalıdır.

Milletçe kazanmanın siyaseti budur.

Ki ABD, bu konu da üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır. Kaybedilmiş Kürdistan coğrafyası olarak kabul görülen Kürdistan’ın Güneybatısı’na canlılık getirdi. Kendilerini ifade etmek için siyasi ve askeri alan açtı. Koruma altına alındı. Kurdukları Radar ve askeri üslerle bunu pekiştirdi. YPG’nin ordulaşmasının destekleyicisi oldu. Silaha boğdu. Yanı sıra bölgeye ABD Dışişleri Bakanı’na bağlı bir yetkili gönderildi. ABD tarafından PYD siyasi alana çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Son günlerde ABD ve müttefikleri tarafından bağlayıcılığı olmasada yeni Suriye inşası için sunduğu bir istem listesi BM sundu. Suriye için adamimerkeziyetçi bir sistem öngörülmektedir. Bunun için Suriye için yeni bir anayasa oluşturulması ve oluşacak anayasada nelerin olması ifade edilmektedir. Anayasa taslağı oluşturulurken Kürd temsilcilerin olma koşullunu dayatmaktadır. Nasıl bir anlaşma olması konusunda kendi görüşünü ortaya koymaktadır. Böylesi bir durumun oluşumunda Kürdlere rol biçmektedir. Söz konusu edilen anayasa ile her millet ve mezhep seçimlere katılacağı koşulları yaratılmaya çalışmaktadır. Cumhurbaşkanı yetkilerin sınırlandırılması, esas yetkinin Başbakan’a verilmesini öngörmektedir. Bu gelişmeler sonrası Baas Partinin iktidarının sonu geleceğini tahmin etmek zor değildir. Fakat buna karşın Rusya, İran, Türkiye ve Suriye’nin hazırladığı bir başka tasarıda ortada duruyor. Bu tasarıya göre eski sistem olduğu gibi duruyor. Hiç kimseye ve hele Kürdlere hiçbir bir hak öngörülmüyor. Kürdler statüsüz bırakılmak isteniliyor. Bu tutumun şu anki duruma uygun olmadığı bilinsede eski statükoyu savunan cephenin görüşüdür bu. Bu nedenle ABD ve Rusya’nın anlaşması sonucu orta bir yol bulunmaya çalışılacaktır. Bu da, zaman meselesidir. Bugünden yarına çözülecek bir sorun değildir.

Kimi çevrelerce bu gelişme Kürdler açısında bir gerileme olarak ifade edilebilir. “Niye hemen bağımsızlık ilan edilmiyor?“ denilebilir. Fakat bugün bunun koşulları bir bütün olarak henüz oluşmuş değildir. Ki bağımsızlık ilanı sadece Kürdlere bağlı bir sorunda değildir. Çünkü Orta Doğu’ya yeniden şekil veren Kürdler değildir. Bu işin aktörleri büyük güçlerdir. Onlarda planına uygun olarak hareket ediyorlar. Bugünkü süreçte Suriye için öngörülen çözüm ademimerkeziyetçi bir çözümdür. Bu çözüm kuşkusuz Kürd/ Kürdistan sorununu çözmeyecek ama çözümü konusunda atılacak ileri bir adımdır. Kürdler bunu bilerek ele geçirdikleri alanlarda siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik, eğitim kurumlarını oluşturarak bu süreci daha hızlı ilerlemesine katkı sunabilirler. Bu tür bir çaba ABD ve müttefikleri tarafından destek bulur. Ki bu süreçte Suriye için uygulanılması düşünülen çözüm GOP’nin ruhuna uygundur. Fakat bununla kalınmayacaktır. Süreç içinde federatif sisteme ve oradan her millet ve mezhep kendi yoluna bağımsız olarak devam edecektir. GOP’nin mantığı budur.

ABD, Suriye’de ademimerkeziyetçi bir sistemi oturtmayı Kürdler üzeri devreye sokmaya ve başarmaya çalışacaktır. Dikkatinizi çekmek istiyoruz. Suriye tıpkı 2003 yılında Saddam Hüseyin iktidarının devrilmesi sonrası bir sürece girmiştir. O dönem Kürdlere büyük roller biçilmişti. Fakat Güneyli siyasi güçler millet politikasını değil, parti politikası sonucu büyük tahrifatlara yol açtılar. Güneylilerin bu tutumu Kürd milletine çok pahalıya mal oldu. Umalım, temeni edelim Kürdistan’ın Güneybatı siyasi gücü PYD/YPG bundan ders çıkarır ve bir zaafiyet göstermesin. Mevcut politikasını aşan milli bir çizginin inşa edilmesine çalışsın. Bu konu da ABD’nin tüm desteğini vereceğine inanıyoruz. Çünkü ABD’nin Orta Doğu’da uygulamaya koyduğu GOP’nı (Genişletilmiş Orta Doğu Politikası) İsrail’den sonra Kürdlere güvenerek başaracağına inanıyor. Kürdleri müttefik görüyor ve adım adım onları devletleşme doğru götürüyor. Bunun daha az sancılı olması için Kürdlerin buna uygun bir politika izlemeleri gerektiriyor. Hewler İktidar sahipleri bunu boşa çıkardı. Yne umalım ve temeni edelim PYD/YPG aynı hataya düşmesin.


17 Eylül 2018