ABD NİN ULUS İNŞA PROJESİ VE KÜRDLER

Ali Doğan


ABE71C6C-930A-429E-8449-908C69A8A67C

Birinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan devletler, ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın barış için 14 maddelik ilkeleri ile uyumlu olarak Kürtlere bir devlet kurma sözü verdi. Ancak bu söz bir sonraki Lozan Antlaşmasında Türk devletinin itirazı ile geri alındı.

Başkan Woodrow Wilson, çerçevesini 1918 yılının Ocak ayında, Birleşik Devletler I. Dünya Savaşı’na girmesinden dokuz ay sonra, ünlü “14 Madde” bildirisinde açıkladı. Kasım 1918’deki ateşkesin ardından, Wilson’un idealist formülü, Versailles barış Konferansında tartışmaların çekişmeli bir parçasıydı. Eski düzen tarafından mağdur olmuş ve Fransa’ya ve Britanya’ya bir sıkıntı hissedenlere ilham kaynağı olmuştur. İngiltere ve Fransa, Versailles’da bir barış anlaşması uyguluyordu, böylelikle bencilce ve sanki, İkinci Dünya Savaşı’na öncülük eden bir misillemeye hazırlanan Almanya’nın yükselişini ve modern Ortadoğu’nun sonsuz savaşını garanti ediyordu. Suriye ve Irak’taki iç savaşların er veya geç gündeme geleceği o tarihlerde biliniyordu. ABD 1918 de İngiltere ve Fransa’nın kurduğu oyunda kullanıldığını yeni keşfetmeye başladı. ABD’nin modern Ortadoğu’daki rolünün trajedisi, bir zamanlar direndiği emperyalist düzenin koruyucusu haline gelmiş olmasıdır.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, Almanya ve Japonya’nın yenilmiş devletlerinin yeniden yapılandırılması ve demokratik uluslar olarak yeniden inşa etmeye yardım etti. Yeniden yapılanma uzun yıllar aldı ve milyarlarca dolara mal oldu. Bu çabalar, ulus oluşturmadaki iki büyük başarı öyküsüdür. Devletlere demokrasi deneyimi az olan ülkelerde bile demokratik bir rejimin inşa edilebileceğini gösterdiler. Bununla birlikte, diğer ulus inşası çabaları, bazı başarılar ve birçok başarısızlıkla birlikte bir geçmişe sahiptir. Irak ve Güney Kürdistan da federatif yapı ABD in Ulus İnşa projesinin başarısızlıkla devam eden örneğidir.

ABD in Kürd ulusu ile olan ilişkileri yüzyıl önce olduğu gibi bugün de konjonktürler değil, stratejiktir. ABD in Ortadoğu’da en önemli stratejik müttefiki ve ortağı Kürdlerdir.  Suriye, İran ve Türkiye de ABD in halen yaptırım listesinde olan devletlerdir ve politik gelecekleri belirsizdir.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana, ABD politikası sürekli olarak Orta Doğu petrolünün küresel arzının güvenliğini temin etmeyi amaçlamıştır. Bölgenin ve petrol dağıtımının potansiyel olarak düşmanca olan güçlerin kontrolüne girmesini engellemek olmuştu. Bölgede politik istikrarı tehdit eden iki güç var. İran hükümeti ve radikal Sünni terörist gruplar iki ana terör tehdidi temsil ediyorlar. Bu iki farklı güç, aynı zamanda birbirleriyle bağlantılılar ve ayrılmaz bir şekilde bölgenin politik istikrarını karşılıklı tehdit ediyor. Taraflardan birine karşı diğerini desteklemek, kendi aralarındaki politik güç savaşının devamlılığını sürdürmek anlamına gelir. Son birkaç yılda Türkiye radikal Sünni terörist grupların hamiliğine soyunmuş olması bölgedeki mezhep savaşlarının devamlılığı anlamına geliyor. Bu durum Türkiye in politik konumunun ABD in müttefiki değil, tam aksine onun stratejisine alternatif bir safta olduğuna işaret ediyor. Türkiye Kürd ulusal hareketini bahane ederek, Suriye iç savaşında Sünni terör örgütlerinin safında yer aldı.  Bu durum sadece Kürd ulus için değil, ABD içinde önemli bir stratejik değişim noktasıdır.

ABD in son yüzyıldaki Kürd politikası hep inişli çıkışlı olmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda Kürd devletinin kurulmasını savunan ABD, II. Dünya Savaşı sonunda, Sovyet ve İngiliz birliklerinin, Pehlevi Hanedanlığı’nın Nazizme sunduğu desteği nötralize etmek için İran’a girdiğinde kurulmuş olan Mahabad Kürd Cumhuriyeti, ABD’den gelen sürekli baskılardan sonrasında yıkılmıştı.

Kürdler ve ABD arasında sadece fiyasko olarak tanımlanabilecek bir sonraki temas, ABD’nin Irak’taki özerklik mücadelesinin yüksekliğinde Kürdlere desteğini aniden çektiği ve ciddi bir gerilemeye yol açtığı 1975′e dayanıyor. İkinci kez ABD Kürd Ulusal Hareketlerini var olan gerici rejimlerin ve devletlerin yaşamını sürdürmesi için feda etmesi anlamına geliyordu.

15 Şubat 1999 da Sayın Öcalan ın bir komplo ile esir alınması da yine bir ABD planı idi. Bu planda ki amaç ABD in Irak merkezi hükümetine karşı Türkiye in de içinde olabileceği bir işgal harekatının sonunda, Güney Kürdistan ve Kuzey Batı Kürdistan ın da içinde olabileceği ya yeni Irak’a bağımlı ya da Türkiye’ye bağlı federatif bir yapı oluşturmaktı.  Bu proje üç farklı aşamada planlandı. İlk etapta Sayın Öcalan ve PKK in Güneydeki politik harekatlara alternatif olmasının önüne geçmek ve Türk devletini olası bir Irak operasyonunda taraf yapmaktı. Bunun için ilk adım Sayın Öcalan ın bir komplo ile Suriye’den çıkartılıp, Türkiye’ye iade edilmesi ki bunu başardılar. Bu aşamada Türkiye Kürdistan ın da ki halkın tepkisi ve PKK in beklendiği gibi tasfiye edilememesi orijinal planda değişiklik yapmalarına neden oldu.  1 Mart tezkeresi, Irak krizi konusunda Türk hükümeti tarafından 25 Şubat 2003’te TBMM’ye sunulup genel kurulda kabul edilmeyince, Irak da bir federatif devlet yapısının oluşturulmasına karar verildi. ABD in Ulus inşa projesi Irak ile sınırlı kaldı.

Irak’ın işgali ve devletin yeniden yapılanması ile Güney Kürdistan federatif bir yapıya kavuştu.  ABD bütün soğuk savaş dönemince savunduğu Ulus İnşaprojesinde başarılı olmak için Güney Kürdistan a sonsuz bir destek verdi.  Suriye de iç savaş patlak verinceye kadar, ABD Kürd ulusunun gerçek temsilcileri ile gerçek hayatta tanışmamıştı.  Suriye’deki iç savaş, ABD’ye Kürd ulusunu tanıma fırsatı verdi. ABD in genel olarak Ortadoğu ve özel olarak Kürdistan da ki politikasızlığının veya kafa karışıklığının temel nedeni, PKK ve YPG hakkında soğuk savaştan arta kalan ön yargılardı. On yıllarca birlikte çalıştığı Barzani ve KDP in tersine Rojeva da ki Kürdistanlı yurtsever hareketlerin demokratik ve devrimci özü ABD in politikalarını kalıcılaştırmaya zorladı. Barzani ve KDP Kürd ulusunun özgürlüğünü değil kendi aşiret ve grup çıkarlarını temsil ettiği Federe Kürdistanı ın ilk on yılında ortaya çıktı. Suriye iç savaşında Türk devleti ile ittifak halinde olan KDP in başta IŞID olmak üzere terörle mücadele konusunda iktidarsız olduğu ve kurduğu rejimin demokratik bir yanının olmadığı ABD ve batılı müttefiklerince görüldü. Dinsel kaynaklı ideolojik terör örgütlerine karşı en güçlü alternatifin Kürdulusal harekâtı olduğu bu iç savaşta ispatlandı. 2011’den sonra ABD basının da Kürd Ulusal Harekâtı yeniden keşfedildi.  Ortadoğu da soğuk savaşın sona ermesi Kobani direnmesi ile başladı.

Tarihte ABD ve Türkiye ilişkileri ideolojik olarak abartılırmıştır. Soğuk savaş dönemini hariç tuttuğumuzda, ABD ulusların özgürlüğü ve insan hakları üzerine varlık kazanırken, Türkiye tam aksine başka ulusların yok edilmesi üzerine inşa edilmişti. Soğuk savaşın zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan NATO müttefikliği yerini, İslami terör örgütlerinin arkasında olan Türkiye’yi batılı demokratik ülkelerin dikkatle izlediği geleceği belirsiz tehlikeli bir devlet halline getirdi.  Suriye iç savaşının başlangıcında Alman ve Amerikan Patriots füzelerin sudan bahanelerle Türkiye’den çekilmesi NATO çatlağının ilk belirtisi idi.   

Türkiye ile ABD arasında yarım asrı aşan müttefiklik tarihinin en yıkıcı krizinin yaşandığı bir gerçek. Bu krize kadar olan dönemde, Ankara’nın ABD in özellikle bölgede uzlaşmaz bir rakip olacağına dair net bir beklentisi yoktu. Birleşik Devletler Kürt Ulusal Hareketi ve Türk devleti arasında bir tercihte karşı karşıya kalacağını tahmin edemiyorlardı. ABD in Türk devletinin politikalarına rağmen İŞİD karşı YPG i desteklemesi, stratejik bir karardır. Benzer bir olayı Güney Kürdistan da federatif yapının oluşması ile yaşanmıştı. Bu durum ABD in Kürt politikasında da ciddi stratejik bir değişikliğin olduğunun göstergesidir.

ABD Türkiye konusunda bir yol ayrımında. 2018 Mart ayındaki taraflar arasındaki toplantıda, Suriye ve diğer konulardaki anlaşmazlıkların giderilmesi için yumuşak bir “yol haritası” oluşturuldu ve Beyaz Saray’ın iki Türk bakanı hakkındaki 1 Ağustos tarihli yaptırımlar öncesindeki yumuşaklığı bile ilişkiler değişmemişti. Şimdi, ABD ‘ın daha fazla yaptırım tehdidiyle blöf yapmadığını göstermesi ve Erdoğan’ın başka müttefikleri bulmakla tehdit etmesi Türkiye in içindeki çıkmazın derinliğini gösteriyor. Türkiye özellikle askeri ve bölgenin politik durumu içinde alternatiflerin olmadığını kısa sürede anlamaya zorlanabilir. Washington, onun için muhtemelen bir plana sahip olmalı.

Birleşik Devletler İran ve Suriye’yi teröre destek veren devletler listesinde tutuyor. Türkiye ve Rusya da tıpkı Suriye ve İran gibi ABD in ekonomik yaptırımı altında olan devletler. Türkiye in son birkaç yılda İran, Rusya ve KDP ile olan politik ilişkileri son derece karanlık. Türkiye yakında ABD’nin teröre destek veren ülkeler listesine yer alırsa bu sürpriz olmaz. Milliyetçilik ve onun en gelişmiş biçimi olan devletçilik kapitalizmin bir çocukluk hastalığıdır ve bu bölgedeki devletlerin bu hastalıktan kurtulmaları vatandaşların olduğu kadar ulusların özgürlüğü ile mümkündür. Kapitalist bir devrimin zorunluluğu sadece Kürdistan da değil bu devletlerin vatandaşları tarafından da hissediliyor.

ABD in 14 Madde” de açıkladığı Ulusların Kendi Geleceklerini kendilerinin belirlemesini içeren bildirisinden yaklaşık bir asır sonra, bağımsız bir Kürdistan a daha yakın olduğumuz söylenemez. Bugün Kürdler bir devlet değil, var olan gerici devletlerin içinde özerklik istiyorlar. Kürdlerin bu ürkek politikaların temelinde ABD in son yüzyılda izlediği yanlış politikaları görürüz. Var olan koşullarda ABD İran, Suriye ve Türkiye’deki politik rejimleri değiştiremeyeceğine göre, bu devletlerdeki değişimi gündeme getirecek politik şartları desteklemek zorunda kalacaktır.

Kürd ulusunun birliği çoğu zaman Orta Doğu’daki kapitalizmin çıkarlarına bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu yanlış bir algılamadır. Gerçekte Kürd ulusunun birliği bölgedeki gerici çağ dışı rejimlerin yok oluşunun ilk adımıdır. Kapitalizmin geleceği Kürd ulusunun özgürlüğündedir. Dört devlete Karşı Kürd Ulusunun özgürlük mücadelesi birçok parçadan oluşuyor. Bu devletlerin hiçbirinin demokratik bir rejime sahip olmaması rastlantı değildir. Sömürgeciliğin zorunlu sonucudur.

Kürd ulusal hareketleri var olan devletlerin sınırları içinde bir çözüme göre strateji belirlemek yerine, devletler üstü bir nihai çözüme odaklanmak zorunda olduklarını kavrayacaklar. İran, Türkiye ve Suriye in Kürd korkusu ne kadar büyür ise, Kürdistan ın egemenlik sahası da aynı oranda büyüyor, Kürdistan ın parçalar bütünleşiyor.

Bu şartlarda ABD’nin Kürd ulusunun egemenliğini kabullenmekten başka seçeneği yok. Bölge de Kapitalizmin güvenliği Kürd ulusunun özgürlüğü ile mümkündür. Başka hiçbir alternatif yok.