Yakup Aslan yazdı… Suriye’de azınlığı sevindiren, çoğunluğu üzen savaşın sonu mu?



10714615_654988691281852_1186860154_n-1

Yakup ASLAN

Günlerdir süren ve onlarca insanın gösterilerde öldüğü Basra’daki protestolar nedeniyle Umm Kasr Limanı kapatıldı. Elektrik ve su sorunuyla birlikte, işsizlik ve yoksulluğun gösterileri tetiklediği söyleniyor.

Diğer yandan havuz medyasının ‘Dev Zirve’dediği Tahran görüşmeleri daha başlamadan Esed ve müttefikleri Hama ve İdlib’i bütün güçleriyle bombalamaya devam ediyorlar. 3 Rus uçağı ile Suriye savaş uçakları Hama ve İdlib kırsalındaki; Kefer, Zeyte, Harbit ve Abdin bölgelerini vuruyor.  İdlib, 4-5 Mayıs 2017’deki Astana toplantısında “gerginliği azaltma bölgesi” ilan edilmiş, buraya Türkiye, İran ve Rusya gözlem merkezleri kurmuşlardı. Bu perspektifte, Tahran görüşmeleri devam ederken, Erdoğan’ın bu gerekçe ile masadan çekilebileceğini ima ettiği söyleniyor.Batı ve ABD, Türkiye’nin yanında olduğunu, “Suriye’nin kimyasal silah kullanması durumunda müdahale edeceklerini” söyleyerek ‘dev zirveye’ etki etmeye çalışıyor! İki taraf da Türkiye üzerinde hesaplar yapıyor ancak her iki tarafın planlarında zarar gören ve kaybeden Türkiye oluyor. Direniş naraları da bu kaybetmenin önüne geçemeyecek gibi görünüyor.

Rusya sadece taktik olarak Türkiye ile ilişki içinde. Yani pratikler ve bu güne kadar geliştirdiği kendisine has retorik ciddi güven sorunu olduğunu gösteriyor. Sonra geçmişin es geçileceğini düşünmek saflık olur.

Türkiye organizesi olan silahlı muhaliflerin İdlib’te toplanması, hangi amaca hizmet etti belli değil. Oradaki savaşçılar aldatıldıklarını söylemeye; “Son kalemizi de kaybediyoruz!” demeye başladılar bile..

Türkiye, bu anı zamana yayma çabası içerisinde. Ilımlı terörist ile radikal terörist ayrımı yapmaya başladı. Sayılarının 30 bin civarında olduğunu söyledikleri El Nüsra’nın radikal terörist olduğu ve onların parçalanıp dağılması için zaman talep ediyorlar. Sonra.. Sonrası daha önceki gibi müphem.

Suriye savaşı 3

 

Suriye savaşı, vekalet savaşı olduğu kadar sırf Kürtlerin herhangi bir statü kazanmaması ve güçlenmemesi için ‘Stratejik Derinlik’ safsatasıyla gözü bağlı girilen bir bataklıktı. Şimdi en az zarar ile bu bataklıktan kaçma çareleri aranıyor. Esad, ulusal dengeleri ve yerel dinamikleri doğru koruyarak bugünlere geldi.. Evet, Suriye diye bir ülke yok artık. Harabeye dönmüş ve bütün insanları ölümü, acıyı tatmış 50 yılda bile toparlanamayacak bir ülke artık.

İdlib, Suriye’de bir kent.. Orada savaşanların büyük bölümü toplama savaşçılar. Dışarıdan gelme, yerel dinamiklerle hiçbir ilişkileri yok. Vekalet savaşının figüranları gibi çalışıyorlar, kullanıldılar. Eğitimleri, donanımları, lojistik destekleri ve maaşları bu vekalet savaşı düzenlenmesi içerisinde sağlanıyor. Savaşçıların kendilerine ödenen maaşın TL olarak verilmesine itiraz etmeleri yabana atılacak bir muhalefet değil. Gerisinde nasıl bir anlayışın yattığını tahmin yürüterek anlayabiliriz. İran’ın son ambargolar neticesinde Türkiye’ye ciddi ihtiyacı var.

Ambargonun ülke insanını nasıl sıkıntıya soktuğunu tarife bile gerek yok. Geçmişteki ambargoda, Türkiye ambargoya uymayarak İran’a büyük bir destek verdi. Gıda, ilaç, yedek parça konusunda İran, Türkiye tarafından iyi bir müşteri muamelesi gördü..

ABD ve Avrupa, sömürgeleri olarak gördükleri Türkiye pazarına ihtiyaçları var. Kaybetmek istemiyorlar. Ölmeden, daha fazla kanını emebilmek için uyuşmuş halde kalması ve sürünmesi hedefleniyor. Konya büyüklüğünde olan ülkelerin bile Türkiye’yi büyük bir Pazar olarak kullandıkları inkar edilemez bir gerçek.

Herkes, diğerin kuyusunu kazıyor, kuyuya kimin düşeceğini göreceğiz. Ancak açık olan geçmişteki planların tutmadığıdır ve Esed cephesinin muhaliflerin son kale olarak gördükleri İdlib’i almak için kararlı olduklarıdır. Dışarıdan gelen savaşçılar olmasa belki yumuşak bir geçiş süreci gerçekleşebilir, ancak El Kaide türevi grupların buna izin vermeyecekleri kesin.

Suriye savaşı 1

Irak rejimi, yeni seçim ve ABD ambargosuyla birlikte İran’a gösterdiği opsiyonlu tutumundan uzaklaşmaya başladı. Basra’daki olayların arkasında kimler var veya gerçekten halkın pahalılığa tepkisiyle sınırlı ve ilintili olup olmadığını zaman gösterecek. Aba altından sopa gösterme de olabilir. İran, Suudi Arabistan ve ABD henüz ellerini Irak’tan çekmiş değiller. Musulveya Kerkük yeniden gündeme gelebilir.

Kürtler, Irak Anayasa’sı gereği yeniden Kerkük’teki güvenliğe geri dönüşün sağlanmasını talep ediyor. Referandum ile birlikte komşu ülkelerin, Kerkük üzerinde bütün imkanlarını kaybetme pahasına intihar edercesine nasıl entrikalar çevirdiklerini hatırlayın..

İdlib, büyük bir savaşa neden olabilir mi? Rusya’nın büyük bir donanmayı Ak Deniz’e çekmesi, ABD ile savaşmaya hazırlandığı anlamına gelir mi? Bu bir görüntü gibi geliyor. Netice olarak, ABD geçmişte dengeleri korumak adına Suriye savaşında ölüsevicileri mutlu etmek, onlara “yetmedi birkaç füze daha atın” dedirtmek için, rejime birkaç füze atabilir ve Rusya da görmezlikten gelir.

Diğer kentlerde olduğu gibi İdlib de düşecek ve ölü seviciler bu kez de ülkeyi imar etmek için ihtirasla devreye girecekler. Ya dünyaya dağılan Suriye’liler! Birçoğu dönmek istemeyecek.. Belki de zorla geri gönderilmeleri sözkonusu olacak..

Peki, “Kürtler anasını görmesin” diye girilen bu anlamsızca çabanın, gerginliğin, savaşın vebalini savaş çığırtkanları nasıl taşıyacaklar. Bütün ısrarlara rağmen vekalet savaşını dini bir vacibe olarak görenler, süreç içerisinde dünyanın iki emperyalist gücü ve gerici Suudi Arabistan arasında nasıl yalpalayarak temelsiz politikalar üretilmeye çalışıldığını görebilme basiretine bile sahip olamadılar. Mülteciler bile rant perspektifinde pazarlık konusu yapıldı ve bu hırsla binlercesinin denizlerde boğulmasına zemin oluşturuldu. Herkes soruyor, “neden bu mülteciler sizden kaçıp, batının adaletine, vicdanına sığınmaya çalışıyor?” Başka söze gerek yok…




Got something to say? Go for it!

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: