Teslim TÖRE YAZDI: ERDOĞAN’IN “FELAKETİ” : İDLİP OPERASYONU


2E84DE18-1894-491A-936F-9C5F7C4D772A

Teslim TÖRE

Erdoğan yapmış olduğu bütün açıklamalarda İdlip operasyonundan söz ederken operasyonun bir felaket olacağı ifadesini kullanıyor. Felaket sözcüğünü kendince İdlip’te yaşayan, sayıları milyonları bulan toplum için kullanıyor ama gerçekte ise kendi felaketinden söz ediyor. Suriye’nin düşmanları önce Suriye’de iç savaş başladığında, bir de İdlip operasyonu sürecinde bir araya geldiler, söz birliği yaptılar ve Suriye’ye yönelik saldırılarını devam ettirdiler. Hatırlanacağı gibi Suriye’de iç savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Erdoğan’ın öncülüğünde ve O’nun davetiyle Türkiye‘de ‘’Suriye’nin Dostları‘’ (siz bunu düşmanları diye okuyun) adı altında sözüm ona Suriye‘de ortamı iyileştirmek için çabalara girdiler. Söz konusu çabalar arasında öne çıkan en önemli konu cihatçı örgütleri desteklemek, onlara gereken savaş araç ve gereçlerini vermek, Suriye’yi parçalamak gibi öncelikler vardı. Suriye’nin düşmanlarının her biri üstüne düşeni yaptı, Suriye’yi çöküşün ve dağılmanın eşiğine getirdiler.

Suriye yönetimi söz konusu süreçte Lübnan ve İran Hizbullahı’nın desteğine sahipti. Ama bu destek Suriye’nin düşmanları karşısında yeterli olmadı. Eşyanın tabiatı gereği Suriye yönetimi kendine yeni partnerler aradı, Rusya’yla anlaşmaya vardı. Şu anda anlaşmanın lehte ya da aleyhte olmasının hiçbir önemi yoktur, önemli olan Suriye’nin kurtuluşudur. Anlaşmada kim zararlı, kim yararlı diye bir muhasebeye girmek boş bir çaba olur. Önemli olan Rusya’nın Suriye’nin kurtuluşunda kararlı olup olmadığı konusudur. Sıraya girmiş olan İdlip operasyonu Rusya’nın bu konuda azimli ve kararlı olduğuna işaret ediyor. Kuşkusuz Suriye’nin diplomasi gücünü yadsımıyorum. Ama diplomaside ve savaş taktiklerinin uygulanmasında Rusya’nın rolünün belirleyici olduğunu vurgulamak gerekir. Başta Erdoğan olmak üzere Suriye’nin düşmanları hesapsız kitapsız, plansız, programsız bir şekilde Suriye‘ye dalış yaparken, Rusya züccaciye dükkanına giren fil gibi Suriye‘ye Hazar Denizi ve Akdeniz’den roketlerle müdahele ederken bile her şeyi bir plan dahilinde yaptığı son uygulamalarla görülmektedir.

Artık her üç dinamizmi de kullanmak gerekirse; Rusya, İran ve Suriye’nin akıl birliğiyle uygulamış oldukları taktik ve strateji İdlip olgusuyla birlikte daha büyük bir netlik kazandı. Suriye‘nin gerçek düşmanlarının maşa olarak kullandığı şeriatçı cihatçı örgütler, onların destekçilerine rağmen Suriye’nin güneyinden İdlip’e doğru toparlanarak son vuruşun yapılacağı bir hedef haline getirildiler. Suriye, İran ve Rusya bu taktik ve stratejisini hayata uyarlarken diplomasiyi de çok uygun bir silah olarak kullandılar. Rusya, İran ve Suriye diplomasi konusundaki yeteneğini kullanırken Suriye’nin düşmanları da son bir fırsat olarak İdlip’i koruma ve kollama çabası içine girdiler. Suriye, İran ve Rusya İdlip’e opersayon düzenlemeyi planlarken Suriye’nin düşmanları da İdlip’i bir hançer olarak Suriye’nin bağrında bırakıp diledikleri zaman Suriye’ye karşı kullanmak için harekete geçtiler. Bu amaçla kimisi İdlip operasyonun bir kıyamet olacağı, kimisi felaket olacağı, kimisi de dünyanın bütün dengelerini sarsacağı gibi kavramlar kullanmaya başladılar. Suriye düşmanlarının ortak amacı, bir: Suriye’yi zayıf düşürmek, iki: Rusya’yı Suriye’de zarar görmese bile yeterince yarar sağlayamayacağı bir konuma düşürmektir.

Suriye’nin geleceği ile ilgili dünyada yeni dengelerin kurulacağına kuşku yoktur. Bu dengelerle birlikte bir süper güç olan Rusya’nın da yerinin belirleneceği kesin gibi. Suriye’nin düşmanlarının hedefi İdlip’i Suriye’nin bir zaafı olarak bekletmek, Rusya’yı ise Suriye’de bütün amaçlarına ulaşamama gibi bir pozisyonda bırakmaktır. Suriye dünyadaki güçler dengesinin yerli yerine oturması konusunda nasıl ki büyük bir önem arz ediyorsa, Türkiye’deki dengelerin rayına oturması konusunda da önemli bir işlev görecektir. Söz konusu işlevin en önemli öğesi Kürt sorunudur. Ülkesinin düşmanı olduğu konusunda hiçbir şüphesi olamayan Suriye yönetiminin Kürtler konusunda Erdoğan Türkiye’si ile eskisine benzer bir ilişki içerisine girmesi söz konusu olmayacaktır.

Suriye yönetimi istese de istemese de Kuzey Suriye’de Suriye yönetimine rağmen toplumsal bir oluşumun olduğunun ayırdına varmış durumda. Söz konusu oluşumu belli yönleriyle birlikte Suriye’nin lehine değerlendirmeye çalışsa da Türkiye için olumlu karşılanmayacak faktörlere önem vermesi düşünülebilir.Bunu Suriye düşünmese bile Rusya’nın böyle bir taktiğe olumlu bakması kaçınılmazdır. Çünkü Rusya her hal ve şartta güçlü bir Türkiye’den yana olmaz ve değildir. O nedenle Türkiye’nin sorun yaşaması, sorunlarla boğuşması her zaman Rusya’nın çıkarınadır. Özellikle İdlip meselesinden dolayı Erdoğan Türkiye’sinin açık açık Rusya’nın yanından ABD ve AB’nin tarafına geçmesi Rusya için önemli bir değerlendirme olgusudur. O nedenle Kürtlerin Suriye’de bir statüye kavuşturulması Rusya ve Suriye açısından önemli bir kaygı sorunu olmazken Erdoğan Türkiye’si için yangına körükle gitmek gibi bir anlam taşıyacaktır. Aslında Türkiye için bundan daha önemli başka bir sorun var: Erdoğan’ın parsellemiş olduğu Suriye topraklarının sadece cihatçılardan değil, cihatçıların bir numaralı destekçisi olan Erdoğan’dan da temizlenmesi gerekiyor. Erdoğan bir yandan İran’da Astana’nın devamı olan toplantıya beklenirken bir yandan da Rusya’nın Erdoğan’ın “bir felaket olur” dediği İdlip’e hava operasyonu başlatması ve Suriye’nin de top atışlarıyla yumuşatma yaratarak kara operasyonuna hazırlanması Erdoğan’a ve Suriye’nin düşmanlarına verilmiş önemli bir mesaj olmuştur.Hiçbir koşulda Rusya, İran ve Suriye’nin Suriye düşmanlarının sandığı ve yapmaya çalıştığı gibi idlip’in Suriye’nin sinesinde saplı bir hançer gibi kalmasına izin vermeyeceklerini açık açık göstermektedir.

Aslınsa Rusya’nın, İdlip’in Suriye’ye saplı bir hançer olarak kalmasını önlemek için Akdeniz’e yığmış olduğu Rusya güçlerinden de anlaşılıyor. Rusya İdlip operasyonunun sıradan bir operasyon olmayacağının bilincinde, o nedenle güçlerini Akdeniz’e yığmakla kalmadı, bir askeri manevra alanına da çevirmeye çalıştı. Rusya tıpkı Suriye’ye girerken dünyada şaşkınlık yarattığı gibi, İdlip operasyonu öncesi Akdeniz’e askeri yığınak yapıp, dünyaya askeri manevra yapacağını duyurması da bir şaşkınlık yaratmıştır. Rusya’nın bu tavrı aynı zamanda bazılarının “Rusya Suriye’yi satar mı? İdlip’te Erdoğan’la anlaşarak İdlip’in bir kısmını Türkiye’nin elinde bırakarak Suriye’yi şapa oturtacak bir politika izler mi?” gibisinden bazı iddiaları da yerle bir etti. Artık he şey net olarak anlaşılmıştır: Rusya, İran ve Suriye’nin, Suriye topraklarının tamamının cihatçılardan ve onların en büyük destekçisi olan Erdoğan’dan ayıklanması konusunda kesin kararlı oldukları ortaya çıkmıştır.O nedenle Erdoğan’ın ‘’inşallah bir çözüm buluruz’’ dediği İran zirvesinden eli boş döneceğine de hiçbir kuşku kalmamıştır.

Artık bütün kozlar açık hale gelmiştir. Lavrov’un ‘’hepimiz aynı konuda görüş birliği içinde değiliz’’ dediği sorun İran zirvesinde daha net olarak görülecektir. İran ve Rus diplomasisi Erdoğan’ı ayın yedisinde yapılacak olan İran zirvesine kadar oyalamıştır. Erdoğan’ın bir umut olarak baktığı İdlip; İran, Suriye ve Rusya’nın diplomatik başarısı olarak ortaya çıkacaktır. Belli ki Rusya, Suriye ve İran savaşta kazandıklarını diplomasi masasında kaybetmeyeceklerdir. Savaş kazanımları diplomatik kazanım olarak da Rusya, İran ve Suriye’nin hanesine yazılacaktır. İdlip operasyonunun sonucu söz konusu üçlü işleri Türkiye’nin dağıtılmasına kadar vardırır mı, bilmiyoruz. Ama Suriye Dışişleri Bakanı’nın sözünü ettiği ‘’Hatay bizim topraklarımızdır’’ sözünün boşa söylenmiş bir söz olup olmadığı da herkes tarafından görülecektir.

Evet, İdlip bir felaket olacaktır ama bu felaket Erdoğan’ın felaketi olarak kendini gösterecektir. Erdoğan sıçrayan çekirge misali en son sıçramasını yapacağı noktaya gelmiş durumda. Felaketi olarak gördüğü İdlip opersayonu, bu sonun bir başlangıcı olabilir. Başta Kürt sorunu olmak üzere kendi iç sorunları darmadağın, her biri kendine has çözümler beklerken Suriye’deki iç savaşı fırsat bilip Suriye topraklarını parsellemeye girişmek; evi camekandan olanın başkasının camına taş atması misali kendi başına iş açmıştır. Bu işin içinden nasıl çıkılır bilinemez. Ama kesin bir çıkışsızlık içinde olduğu net olarak görülüyor. Ekonomik, siyasal, toplumsal, sosyal, hepsi de üst üste binmiş çözüm bekliyor ama ufukta hiçbir çözüm gözükmüyor. Erdoğan’ı sadece sandığı gibi İdlip felaketi beklemiyor, felaketten felaket beğen dercesine bir çok felaket bekliyor, çözme şansı da hiç gözükmüyor.

Teslim TÖRE
6 Eylül 2018