Teslim TÖRE YAZDI:

GLOBALİZM ERDOĞAN’A DUR DEDİ


2E84DE18-1894-491A-936F-9C5F7C4D772A

Teslim TÖRE

Erdoğan bakarkör dünya anlayışıyla özellikle de 2010’dan sonra dünyayı boş zannederek dünyaya ’’hey heyler’’ çekti. Oluşturulmuş olan piyasa ekonomisini dünya oligarşisinin aynı piyasa yoluyla parselleyerek, dünya pazarı haline getirilmiş olan ekonomi politikayı görmezden gelerek kendi kavlince dünyaya meydan okudu. En azından burnunun dibinde Arap dünyasında ‘’Arap baharı’’ adı altında başlatılmış olan ve bölgeye bir felaket gibi yayılan globalizmin ürünü savaşı bile göremedi. Bölge savaşının bir öğesi olarak şekillenmekte olan Suriye savaşına dahil oldu. Emevi Camisi namazı, Esat git gibi palavralarla Suriye batağına gömüldükçe gömüldü. ’’Fırat Kalkanı’’, Afrin’in işgali gibi savaşlarla ülkenin geleceğini açık açık ateşe attı. Böylesine savrulmalarla İdlip denen belanın eşiğine gelip dayandı. Gelinen noktada Suriye yönetimi Rusya ve İran gibi müttefikleriyle birlikte İdlip operasyonuna hazırlanırken Erdoğan hükümeti sadece nal toplamakla yetiniyor.

Global kapitalizm bir yandan Erdoğan’a Arap baharıyla birlikte Suriye bataklığını sunarken bir yandan da her gittiği yerde dolarla ilgili dert yanmaktan başka elinden bir şey gelmeyen Erdoğan tam bir sefalet yaşıyor. BOP eş başkanlığı ve açılan para muslukları çok gerilerde kaldı artık. Emperyalizm Erdoğan’a ’’ılımlı İslam‘’ rolünü biçerken ortam çok farklıydı, emperyalizm o dönem için Erdoğan’a “yürü ya kulum” demişti. Ülkenin kalkınma trendi yüksek rakamlarda seyrediyordu, gelir düzeyi yükseliyordu. Erdoğan bütün bunları kerameti kendinden menkul anlayışıyla kendi marifeti sandı. Şımardı, sağa sola herkese rest çekti, yeni dünya arayışları içine girdi, Avrasya‘ya eğilim gösterdi. ABD‘ye rest çekti, pervasızca Almanya’yı Nazizm’le suçladı, AB’yi küçümsedi, horladı. Yerli ve milli kavramlarını fetişleştirerek yerli ve milli hiçbir değer taşımamış olmasına rağmen kendini öyle gördü ve öyle devam etmeye kalktı.

Tek millet, tek devlet diyerek kendisini de tek kişi ilan etti ve bu bağlamda ‘’Türk tipi‘’ bir devlet yaratma sevdasına düştü. Erdoğan zaman ve zemin hesabı yapamayacak kadar batıl inançlı birisi olduğu ve çevresinde bu hesaplamaları yapabilecek kimse olmadığı için bugünkü konuma kadar sürüklendi. Ekonomisi iflas etti, el atacak hiçbir dalı kalmadı, yeniden AB’ye muhtaç konuma geldi. Belirtmek gerekir ki Erdoğan gibi kendini kurnaz sananların hepsi kurnazlığı kapitalistlerden öğrenmişlerdir. Hiç kimsenin, Erdoğan gibi kendini kaybetmiş olanların bile üstesinden gelemeyeceği bir sistem global kapitalistler tarafından kurulmuştur ve yönetiliyor. Bunu göremeyenler doğal ve zorunlu olarak acısını çekeceklerdir, tıpkı Erdoğan’ın çekmekte olduğu gibi. Erdoğan’ın AB’ye mahkum olduğunu artık herkes biliyor. AB‘nin ise Erdoğan’a öyle eskisi gibi kolay destek vereceği sanılmamalıdır.

Erdoğan çekirge misali bir sıçradı, iki sıçradı, üçüncüde global kapitalizm tarafından durduruldu. Hem de haddi bildirilerek durduruldu. Lenin, tekelciliği kapitalizmin en üst ve en son aşaması olarak nitelemişti. Ama kapitalizm yaşayarak da tanık olduğumuz gibi aşama tanımadı, sermaye ihracı olan tekelcilik aşamasını geride bırakarak dünya piyasası ve pazar yaratma düzlemine büyüdü. Mahir yoldaşın deyimiyle söyleyecek olursam: Sermaye ihracı döneminde bir dış olgu olan emperyalizm, globalizm döneminde geri kalmış ülkelerin iç olgusu haline geldi. Bu bilimsel gerçekleri göremeyen Erdoğan ve çevresindekiler globalizmin Türkiye’nin bir iç olgusu haline geldiğinin ayırdına varamadılar. Bu bilimsel gerçekliği göremedikleri için de kerameti kendilerinden menkul sanarak kendilerini Kaf dağında sanmaya başladılar. Ama global kapitalizm Türkiye’nin bir iç olgusuydu değişmezdi, değiştirilemezdi. Demokratik bir halk devrimine kadar ülkenin bir iç olgusu olarak kalmak durumundaydı.

Türkiye’nin kurtuluşu dünya halklarının emparyalizmden kurtulmasıyla eşit anlama gelmişti, çünkü kurtuluş yok tek başına, hep birlikte olmak zorunda. Ancak bu bilimsel gerçekleri ne Erdoğan ne de çevresi biliyordu, o nedenle acemice ve aptalca tutum ve davranışlarıyla Türkiye’yi bir felakete sürüklemekten imtina etmediler. Arap baharı nasıl ki globalizmin bir ürünü olarak gündeme geldiyse Erdoğan ve çevresinin cahilce ve zeka özürlülüğüyle Türkiye‘yi hem Ortadoğu bataklığına hem de ekonomik bunalıma aynı anda sürüklemeleri sağlandı. Şimdi somut olarak bakıldığı zaman Türkiye’nin Ortadoğu’da ne el atacağı bir dal ne de tutunabileceği bir taban kalmıştır. Katar hariç bütün Arap dünyasıyla sadece ilişkileri bozuk değil düşman bir konumda duruyor.

Yıllarca Suriye’de El-Nusra, Ahrar-uş Şam gibi cihadçı terör örgütlerini destekledi, besledi, Suriye’ye saldırttı. Rusya, Suriye ve İran idlip’i kuşatma altına alınca Erdoğan Türkiye‘si yıllarca beslediği Ahrar-uş Şam‘ı terör örgütü olarak ilan etti. Ahrar-uş Şam’ın şeriatçı bir terör örgütü olduğuna kuşku yok. Kuşku olmasına yok da başta Ahrar-uş Şam olmak üzere diğer şeriatçı terör örgütlerinin nasıl düşüneceği ayrı bir konu, intikam alma pozisyonuna girerler mi bilmiyoruz. Olguya nereden bakılırsa bakılsın Erdoğan Türkiye’sinin İdlip’teki konumu kelimenin tam anlamıyla bir rezalet konumudur. Kesinlikle bu kadarla kalmayacaktır, İdlip operasyonu El Bab’a, Afrin’e de uzanacaktır. Operasyan İdlip’te başlar ama nerede biteceği önceden kestirilemez.

Erdoğan’ın BOP eş başkanlığından içine sürüklenmiş olduğu İdlip macerasına kadarki süreç insana bir komplo teorisi gibi geliyor.Ama halbuki böyle değil, hepsi yaşanmış olan somut gerçeklerdir. Bu somut gerçeklerin en çarpıcı olanı ise Erdoğan’ın yeniden AB’nin eline düşmesi ve AB tarafından da IMF üyeliğine sürüklenmesidir. AB Erdoğan‘a bedel ödetmeden gereken desteği vermeyeceğini gösteriyor. Görülen o ki globalizm merhum Demirel’in “tapulu malıma gecekondu yaptırmam” dediği gibi globalizm de Erdoğan’a dur diyerek kendi tapulu malına Erdoğan’ın kendi diktatörlüğünü kurmasına izin vermedi, ‘’Erdoğan’a dur‘’ dedi ve durdurdu da. Zaten Erdoğan da yastık altında dövizi olan bozdursun gibi kesin çıkışlar yapmaktan vazgeçip ‘’bu da geçer yahu‘’ diyerek teslim bayrağını çekti. Geçmesini bekliyor ama geçmeyecek, belki Erdoğan’ı da götürerek geçecektir. Ama globalizm Erdoğan’a tapulu malına gecekondu yaptırmayacağını net olarak gösterdi.

Türkiye globalizmin bir dünya pazarıdır, onu Erdoğan özel pazarı haline döndüremez. Türkiye ancak ve sadece bir demokratik halk devrimiyle dünya pazarı olmaktan çıkıp, halkların ortak çıkarı haline gelebilir.

Teslim TÖRE
2 Eylül 2018