ABD ve MUHALİF GÜÇLER ARASINDAKİ REKABET TIRMANIYOR! 

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan


9D92B2E8-901A-4B7C-BE9C-4525DB77B3F6

Hasan H. YILDIRIM & Hüssein ERKAN

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Finlandiya Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda 16 Temmuz 2018 tarihinde buluştu. Buluşma herkesin merak konusu oldu. Anlaştılar mı, anlaştılarsa hangi konularda diye insanlar sorularına cevap aradı. Biz, o dönem bakışımızı süreç içinde yaptıklarına bakıp anlamaya çalışacağımız şeklinde ifade ettik. Süreç içinde pratikte atılan adımlara bakıldığında Trump ve Putin arasında stratejik bir anlaşma sağlanamadığı ortaya çıktı. Birçok konuda karşılıklı verilen sözler yerine getirilmedi. Bu da, bu iki gücü karşı karşıya gelmesine yol açmaktadır.

ABD, 21. Yüzyıl GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi)’ni uygulamaktan, tüm bölgeye yeniden bir şekil vermeye kararlıdır. Bu durum bölge sömürgeci devletlerini paniklenmesine yol açıyor. Bir kurtarıcı aradılar ve buldular. O kurtarıcıda Rusya oldu. Birbirleriyle kavgalı olan bölge sömürgeci devletleri ehveni şer olarak Rusya’nın yanında bir araya geldiler. ABD ile rekabet mücadelesi veren Rusya bunu çok iyi bir şekilde değerlendirmekte ve ABD’ye karşı çıkarlarını korumaya çalışmaktadır. Bu mücadelede ABD’nin safında İsrail’den sonra kimi Kürd siyasal güçleri yer almaktadır.

Her alanda bu iki blok elindeki kozlarını kullanıyor. Savaştan tutun, karşılıklı siyasi tecritten, ekonomik ambargoya varan yaptırımlara gidiliyor. Aralarında çözülmeyen sayısız sorun olmakla birlikte şu an esasta olay Suriye ve İran sorunu üzerinde hesaplaşmaya gidiliyor.

Rusya ve müttefikleri, ABD’nin bu iki ülkeye karşı uyguladığı politikasına karşı cepheden tavır alıyor. Ne Suriye’yi, ne İran’ı ABD’ye ezdirmek istemiyorlar. Çünkü Suriye ve İran’dan sonra sıranın kendilerine geleceğini biliyorlar. Suriye’de olan oldu. Ülke param parça. Rusya ve müttefikleri bunu engeleyemedi. Her ne kadar “Suriye’nin siyasi ve toprak birliği,“ denilsede bu sorun çoktan aşıldı. Artık kimse bunu eski haline getiremez. Yeni bir sistem kurulması koşulları yaşanıyor. Kürdistan’nın Güneybatısı’nda bu sistem kuruldu bile. İran hedefte. ABD, bu konuda kararlıdır. Geri dönüşüde yoktur. Her halükarda Molla rejimi gidicidir. Türkiye sırasını bekliyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, “Türkiye, GOP alanı içindedir,“ açıklaması gayet açıktır. Bunu gören sömürgecilerimiz kurtuluşu birbirine ve Rusya’ya sarılmakta buluyorlar. Bu onları kurtarır mı? Kuşkusuz hayır! Sadece biraz ömürlerini uzatırlar.

Şam rejimi, “Ülkeye davet edilmeyen tüm dış güçlerin Suriye’den çıkması gerekir,“ deyip dursun ABD, Kürdistan’ın Güneybatısı’nda (Rojava) radar sistemini kurdu, yarın burada uçuşa yasak bölge ilan eder. Radar sisteminden sonra ABD, Heseki’de büyük bir askeri üs kurdu. Bu şu demektir. Kürdistan’ın Güneybatısı benden sorulur. Bu aynı zamanda Kürdlerin garantiye alınması anlamına gelmektedir. Rusya’nın başını çektiği Şam yönetimi, İran ve Türkiye buraya müdahale edemiyor. ABD, burayı koruyor. Bunu ihlal eden olursa karşısında ABD’yi bulacaktır. Bunu düşünmek isteyen olabilir ama göze alamayacaklardır. Bunu düşünenlerin başında Türkiye gelmektedir.

Burada bir parantez açalım. Kürdlerin statü sahibi olmaması Rusya’nın başını çektiği blok’un kırmızı çizgisi olarak orta yerde durmaktadır. Kürdlerin statü sahibi olması sömürgecilerimiz tarafından kendilerinin var olup olmaması olarak görülüyor. Bu nedenle her halükarda bunu engelemek için girişimlerde bulunacakları beklenilmelidir. Bunu yapan güç olarakta şu an ortalıkta görünen Ergenekon’nun siyasetine yön verdiği Türkiyedir. Türkiye’nin her an Kürdistan’ın Güneybatısı’na saldırması beklenmelidir. Bu konuda girişimlerin olduğuda bilinmektedir. Türkiye, Rojava’yı işgal etmesi için Rusya ve İran’dan destek istemektedir. İran bir tarafa bırakılırsa çünkü kendisi zaten ABD hedefindedir, Rusya açıkça Türkiye’ye destek verir mi konusunda şimdilik bir şey söylemek mümkün değildir. Türkiye’nin Rojava’yı işgala kalkışmasını halinde Rusya açıkta destek vermese bile el altında destekleyeceklerini söylemek yanlış değildir. Buna rağmen Türkiye, Rojava’ya saldırır mı? İki olasallıkta mümkündür. Fakat ABD, bunun tedbirini şimdiden aldı bile. Buna rağmen Türkiye politikasına yön veren Ergenekon ekibi bir delilik yapabilir. Umalım, temeni edelim böyle bir delilik yapsın. İran öncesi Türkiye, ABD hedefine girsin. Bu birazda İran ve Rusya’nın Türkiye’ye gaz vermesine bağlıdır.

Bu ara parantezden sonra esas meseleye gelelim. Orta Doğu’da olan biten, bir paylaşım savaşıdır. Şam yönetimin ABD’ye “Davetsiz geldin, git artık,“ demesiyle olacak bir iş değildir. Davetsiz gelen ancak kovulur. Bu da, güçle olur. Bunu ne bölge sömürgeci ülkelerinin, ne de onları kanatları arasına alan Rusya’nın gücü yetiyor. ABD, bölgede kalıcıdır ve GOP’ne uygun hedefine adım adım ilerliyor. Bu da, hem sömürgecilerimizi ve hemde Rusya’yı zorluyor. Herkes elindeki kozlarına uygun olarak hareket ediyor. İçte ve dışta savaş endeksli bir politka güdülüyor. Rusya, Sovyetler Birliği döneminde 1981 yılında yapılan Zapad-81 tatbikatının ardından en büyük tatbikatını yapıyor. Bu paylaşımda bende varım diyor. Buna Çin ve Mogolistan destek veriyor.

ABD ve Rusya başta olmak üzere Orta Doğu üstünde hesabı olan tüm ülkeler Akdeniz’e yoğun askeri yığınak yaptı. Akdeniz tüm güçlü devletlerin savaş gemileriyle doldu. Birbirine karşı mevzilendiler. Anlaşılan karşılıklı meydan okunuyor. Bu durum bu bloklar arasında geniş çaplı bir savaşa dönüşür mü? Hayır! Böylesi bir savaş herkese kaybettirir. Olacak olan ABD ve Rusya’nın kendi arasında savaşmasından öte bölgedeki müttefikleri üstünde savaşın sürmesi şeklinde olacaktır. Bu iki ülkede müttefiklerine destek sunacaktır. Kim güçlü ise o çok hak kazanacaktır. ABD ve Rusya gücüne göre hakkına razı olacaktır.

Bu kapışmayı Kürd/Kürdistan sorunu boyutuna indirgediğimizde sömürgecilerimiz ve onları kanatları altına alan Rusya ne kadar direnirse dirensin ABD ile birlikte Kürdlerde kazanacaktır. Sömürgecilerimizin birbirine sarılıp birbirlerinin “toprak bütünlükleri“ni korumayı başaramayacaklardır. Türkiye, her ne kadar Behdinan bölgesini Irak-PDK’nin rızasıyla işgal ettiysede aynı işgali Rojava’da yapması mümkün değildir. Çünkü orada ABD bulunmaktadır. Kürd/Kürdistan projesini Rojava üzerinde uygulamaktadır.

Dikkat ediniz. ABD’nin Orta Doğu’ya müdahalesiyle düşman kardeşler –Türk, Arap ve Fars sömürgeci devletleri- kenetlendi. “Bölge ülkelerin birlikte hareket etmesi gerektiği, bölgedeki sorunların bölge ülkeler tarafından çözülebileceği dışarıdan müdahaleye gerek olmadığı,“ noktasında mutabık kalındıkları söylem ve pratikleriyle ortaya koyuyorlar. ABD’nin uygulamaya koyduğu ambargoya karşı “Bölgede ekonomik açıdan işbirliği içine girilmesi gerektiğini“nin altını çiziyorlar. Bu yakınlaşmanın temeli Kürd milletinin statüko sahibi olmaması ve bu sömürgeci ülkelerin “toprak bütünlüğünün korunması“dır.

Dikkatlice soruna bakıldığında dört sömürgecimiz her ne kadar aralarındaki çıkar çatışmalarına rağmen ortak sorunu olan Kürd/Kürdistan sorununa karşı birleşmekte, birbirlerinin “siyasi ve toprak bütünlükleri“ni savunmaktadırlar. Çünkü biliyorlar ki hangi parçadaki Kürdler kurtulursa sıranın kendilerinede geleceğidir. Bu nedenle soruna karşı hep birlikte karşı tavır almayı çıkarlarına görüyorlar.

Sömürgecilerimizin; “Türkiye, İran Irak ve Suriye ne zaman ortak hareket etmeyi başarırsa bölgede güven ve istikrar sağlanacaktır,“ demeleri boşuna değildir. Burada kastedilen “güven ve istikrar“ Kürd milletinin egemenliği gaspı üzerinde bu sömürgeci ülkelerin çıkarlarının korunmasıdır.

ABD ise, bunu GOP ile boşa çıkarmaya çalışmaktadır. Kürdleri bir statükoya kavuşturmaya çalışmaktadır. Burada Kürd siyasal güçlerine düşen görev; bu durumdan faydalanmalarıdır. Bölge sömürgeci güçlerden uzak, kendi içinde milli bir siyaset zemininde milli birliklerini kurup bağımsızlığı hedeflemeleridir. Kürdler bunu başarırsa bağımsız devlet olarak modern dünyada yerini almamaları için hiçbir engel yoktur.

3 Eylül 2018