Bozan IŞIK Anısına saygıyla/ Mahir HARRAN


1970’li yıllarda, Ankara da devrimcilik yapan herkes tanır Bozan Işık’ı. PKK’nin  Ankara’da örgütlenmeye çalıştığı ilk çekirdek kadrolar arasındaydı. Abdullah Öcalan’ın yıllarca beraber aynı evde kaldığı kişiydi. Dışarı çıktığında faşistlerden dolayı hep Bozan’la beraber çıkardı. Ama farklıydı, hem de çok.

3BED4629-9F43-4396-94CA-D087B91DE155

Annesi Payam Ermeni Nazlıyan’ın kızıydı. Sivas’ta çok zengin bir ermeni ailesinin henüz 16 yaşında kızı olan Nazliyan 1915 Ermeni katliamında iki kardeşi ve babası gözlerinin önünde katledilir. Kendisi ve annesini pazarlarda satmak için getirirler. Annesini Erzincan dolaylarında yürüyemediği için çok ucuza satarlar. Ama Nazliyan’ın güzelliği ve gençliğini çok daha yüksek paraya satmak için şehir şehir, kasaba kasaba dolaştırırlar.

Adıyaman üzerinden Urfanın halfeti ilçesinin göklü kasabasındaki pazarda son bulur bu gezmeleri. Kürt bir genç onu kendisi için satın alır. Hristiyan Nazliyan müslüman nazlı olur. Kocası onu çok sever ve ölünceye kadarda nazlıya karşı örnek bir tavır sergilediği söylenir. Kocası ölünce kızı Payamı gelin verdiği bizim köye yerleşir. Daha doğrusu Bozan gidip nenesi nazlıya bakmak, hizmet etmek, ezdirmemek için evlerine alır. Ölünceye kadarda nazlı kadın bizim köydeydi.

Bozan’ın babası ise resimdeki mezar taşında ismi yazılan Mehmet Işik diğer adıyla hemê qadoydu. Türkmen bir aşiretin “Qoli” boyundandı. Osmanlıya vergi ve asker vermek istemeyen Türkmenlerin isyanlarında aktif rol aldılar. Binbogalardan aydına, Toroslardan Banaza kadar yayla ve dağlarda çarpıştılar ama yenildiler.

0BD3DDF9-9C1A-4664-844D-258D26FD4088Bu aşiretin bir kısmı Libya’ya kadar gidip orada yerleştiler. Libya’da ilk başbakan olan Türk asıllı Sadullah Quloglu adlı kişinin bu aşiretten olduğu’da söylenir. (araştırma imkanım olmadı). Osmanlıya yenilip Kürtlere sığınan Türkmen ailesinin bölük börçük birliklerindende birşey kalmaz. Topraksız, parasız, koyunsuz olarak Çiftlik köyünde yasama tutunmaya çalışırlar.

Türkmen, Ermeni, Kürt kanı taşıyan Bozan Ankara’daki devrimcilerinde finans kaynağıydı. O dönem Ankara’daki her arkadaşı Bozan giydirirdi. Hemde Vakko’dan.

Bir kaç soygun girişimi başarıyla geçen Bozan’ın ismi her yerde aranmaya başlanır. Buna rağmen bir adım bile geri atmaz. Hem örgütsel çalışmalarda, hem faşistlere karşı dövüşlerde.  Altındağ, Çinçin mahallesi, Tuzluçayırda hep Bozan vardır. Ankara’da 79’da yapılan bir toplantıda örgüt çalışmalarına profesyonel olarak katılmayacağını, filan kişisinin yönetici olduğu bir örgütte yer almayacağını söyler. Abdullah Öcalan’ında çabaları kararını değiştirmez. En sonunda yine eskisi gibi bireysel olarak görevlere gidebileceğini soyler.

Defalarca soyduğu Vakkoyu tekrar soymaya gider. Ama Kürdistana göreve giden bir arkadaşa yeni pantolonunu vermiştir ve onun eski pantolonunu giymiştir. Pantolonun cebi deliktir. İçerde sivil polisler onu beklerken, Bozan onları fark eder. Çatışma anında hemen şarjörü doldurabilsin diye montun cebindeki yedek mermileri pantololunun cebine indirdiğinde, şangır şangır yere dökülürler. Çatışmasına bile fırsat bırakmadan kıskıvrak yakalarlar.

Ondan sonra başladı Mamak cezaevindeki işkenceler. Konuşmadı, isim vermedi, yer göstermedi. Siyasi şube 7. kat da denenmedik işkence yöntemi bırakmadılar. 93 gün boyunca ailesi dahil kimse ondan haber alamadı. İşkencede fenalaşıp düşünce apar topar devrimcilerin yattığı koğuşa atarlar. İşkencede değil koğuşta ölsün diye…

Arkadaşların kantinden her türlü yiyeceği alma imkanları vardır. Bozanı tedavi ederler, beslerler. Aradan bir hafta bile geçmeden siyasi şubeden polisler gelir. Koğuşta dimdik ayakta Bozanı karşılarında görünce “Tarzan mısın ulan sen” derler. 

Adi tarzan kaldı. 

Ankara’da onun yanında 3 yıl kaldım. Ortaokulu orada bitirdim. Haftada en az bir defa, çoğu zaman da iki defa geceleri eve baskın düzenlerlerdi. Ve ona Tarzan derdi polisler.

Aksamları yatarken polis gelirse hiç oralı olma, korktuğunu görürlerse daha fazla rahatsız edecekler diyordu. Öyle yapıyordum. Polisler evin altını üstüne getirirken ben yatağımdan kalkar, mutfakta su içer, sanki Bozan amcamdan başka kimse yokmuş gibi aralarından yürür geri yatağıma uzanırdım. Hiç rahatsız olmamış, uyuyor gibi yapardım. Rolümü iyi yaptığım zamanlar, polis gidip biz evde yalnız kalınca, benimle kahkaha atarak, sarılarak ödülümü verirdi. Artık bir kaç gün gecikince “bizimkiler gelmiyor amca” diye sorunca gülerdi.

1998 yılında, Türk başbakanı Erdoğanın diz çöktüğü mevzinin 20 metre altında yaralandım. Tedavi için şehre gittiğimde telefon açma imkanım olmuştu. Temmuzun o sıcak gününde acı haberini almıştım. Aynı yılın bahar ayında akciğer kanserinden vefat etmişti.

Saygi ve ozlemle aniyorum

Mahir HARRAN