KİM SATTI?

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan


 

59D706D4-8F84-4196-808E-EC6130DA92BF

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Kürdistan’ın Kuzeyi’nde aydın ve siyasetçi geçinenlerin rantçı kesimi ağız birliğince; “YNK içindeki bir güruhun ihanetiyle başta Kerkük olmak üzere Güney Kürdistan’ın kurtarılmış topraklarının %50’si tek mermi atılmadan onursuzca terk edildi,“ gibi bir cadı kazanını kaynatıp dururlar. Bunun üzerinde durmak lazım. Bu çevreleri buna iten nedenleri bilinçe çıkarmak yurtsever olmanın gereği sayıyoruz. Bu durum irdelendiğinde bu çevrelerin Irak-PDK kapısında para ve ihale aldıkları veya kovaladıkları görülür.

Revaçta bir sözdür. “Para alan, emir alır,” diye. Kimden alır? Para alandan. Onun bir nevi kölesidir. Onun tüm pisliklerini hasıraltı etme görevlisidir. Onun yaptığı hataları, işlediği tüm suçları başkasına yüklemeye görev bilirler. Bir yerde buna mecburiyetleri vardır. Aldığı para ve ihalenin karşılığıdır, bu. Dikkatinizi çekeriz Kürdistan’ın Kuzeyi’nde geniş bir çevre ağız birliği edercesine I-PDK ve YNK’nin yaptığı hataları, işlediği suçları görmemezlikten geldiği gibi bu suçları onlara muhalif güçlere yüklemeye çalışması tesadüf değildir. Nedenini araştırın İsmail Beşikçi dahil hepsinin bunlardan para ve ihale aldıklarına şahit olursunuz. 

Kerkük dahil tüm “tartışmalı bölgeler,” petrol kuyuları ve gümrük kapıların bir kısmının Irak Merkezi Hükümeti’ne teslimi meselesini ele alın. O dönem Kürdistan Başkanlık koltuğunu işgal eden Mesud Barzani’nin emriyle Peşmerge Bakanlığı ile Irak Merkezi Hükümeti tarafından 22 Temmuz 2016 tarihinde Koalisyon Güçlerin gözetiminde yaptıkları bir anlaşma sonucu olduğunu görürsünüz. Çok detaylı bir anlaşmadır. Hepsini çevirme imkanımız olmadı. Sadece özünü bir arkadaşa tercümesini yaptırdık. O da, şudur. 

Hatırlarsanız 2016 yılında Musul’un İŞID terör örgütünden kurtarılması için Koalisyon Güçlerin gözetiminde Irak Merkezi Hükümeti ile Hewler iktidarı bir anlaşma imzaladı. O anlaşmanın detaylarına uzun süre ulaşamadık. Sonra bu anlaşma metni Irak basınında yayınlandı. Güney basını gündemleştirdi. Bizde ancak ondan sonra ulaşabildik. Ama bir bütün olarak çevirisini yapamadık. Bu anlaşmaya göre Musul kurtarıldıktan sonra tüm güçler, 2014 sınırlarına çekilecek konusunda bir anlaşma sağlanmıştır. Yani buna göre peşmerge “tartışmalı bölgeler”de çekilmesi anlaşmada karar altına alınmıştır. Buna karşılık ABD, peşmerge maaşı ve eğitimi için 415 milyon doları Hewler iktidarına vermeyi kararlaştırmışlar.

Musul İŞID’an temizlendi. Irak Merkezi Hükümeti rahatladı ve Hewler iktidarına gümrük kapılarını ve petrol kuyularını denetlenmesi için bölgeye asker göndereceğini söyledi. Bu, 22 Temmuz 2016 tarihli anlaşma gereğiydi, ama Hewler İktidarı, oralı olmadı. O kafayı “Bağımsızlık Referandumu” ile bozmuştu. Bunu bir koz olarak kullanabileceğini ve Irak Merkezi Hükümeti’ne geri adım attıracağını hesapladı ama bu hesap Ankara, Tahran ve Bağdat’an kendilerine kurşun olarak geri döndü. 

Bizler dahil tüm dost çevrelerin uyarılarına rağmen Hewler İktidarı tarafından “Bağımsızlık Referandumu” yapıldı. Halkımızın ezici çoğunluğu tarafından bağımsızlık yönünde irade beyanında bulundu. Hewler İktidarı (Irak-PDK-YNK) bırakın bağımsızlık ilan etmeyi, ülkenin yarısını Irak’a hiç direnmeden teslim etti. Bunun böyle olacağını bizler dahil, ABD defalarca Hewler İktidarı’nı uyarılmasına rağmen onlar inadım inat deyip dediklerinden şaşmadı. Çünkü onlar Ankara’ya güveniyorlardı. Ama sonuçta Ankara yaptığını yaptı. Önce yürü kolum dedi ve sonra onları yarı yolda bıraktı. Bu konu da kendi itiraflarıda vardır. “Türkler bizi bu yola koydu ama bizi yarı yolda bıraktı,” denildi ama son pişmanlık fayda etmedi. “Türk’ün ipiyle kör kuyuya iniyorsunuz. Yapmayın, etmeyin,” deyip durduk. Bu konu da çok uyarıcı yazılar yazmamıza karşın bizler “Kürdistan’a düşmanlık yapmak”la suçlandık. Fakat sonuç ortada. Kimin Kürdistan’a ihanet ettiği ortaya çıktı. 

“Bağımsızlık Referandumu” yeniden tartışılmalıdır. Kimin projesiydi? Hewler niye bu projeyi çok önemsedi? Bu konu tüm boyutlarıyla yeniden ama yeniden açığa çıkarılmalıdır. Bu konu açığa çıkarılmadan büyük bir trajediye yol açan son Irak işgali anlaşılamaz. 

ABD, referandum sonucunun Kürdlere çok ağır faturalar ödeteceğini biliyordu. Bu konu da Hewler İktidarı’nı defalarca uyardı. Çok yetkili Hewlere gitti. İkna edilmeye çalışıldı. Fakat ikna olacakları yoktu. En son 14 Eylül 2017 tarihinde Brett Mc Gurk, BM Irak Temsilcisi, Jan Kubis, ABD Bağdat Büyük Elçisi Douglas Silliman ve İngiltere’nin Bağdat Büyük Elçisi Frank Baker, Mesud Barzani ile görüştü. Kendisine referandumun Irak seçimleri sonrasına ertelenmesi durumunda -ABD, İngiltere, Fransa ki bu üç devlet BM Güvenlik Konsey üyesidirler- Irak ile Bağımsızlık dahil tüm sorunların çözümünde yardımcı olacaklarını ve garantörlük teminatını verdi. Bunun üzerine Mesud Barzani, “Yetkili organlarımızla konuşup size dönerim,“ dedi ama dönmediği gibi bir gün sonra Amediye’deki mitingte “Kimseyi dinlemeyeceğiz, halkımızın istemini yerine getireceğiz,“ deyip referandumu ertelemedi. Bu arada “yetkili organlar“lada bir araya gelmedi. Ama konuştuğu bir adres oldu. Bize göre o adres Türkiye idi. Türkiye’de ne pahasına olursa olsun referandum yapılacak dedi. Mesud Barzani’de Türkiye’yi dinleyip referandumu yaptı. Bu arada Mesud Barzani, Brett Mc Gurk telefonlarına cevap vermedi. 

Burada soru şudur: Mesud Barzani neyine güveniyordu? O, Türkiye’ye güveniyordu. Sorun burada güvenden öte Mesud Barzani ve temsil ettiği partinin devlet istememesinden kaynaklanıyordu. Mevcut karmaşalık işlerine geliyordu. Devlet demek düzen demekti. Bu da, işlerine gelmiyordu. Ne de olsa para geliyor ve kimse kontrol edemiyordu. Bu arada bağımsızlık gibi ulvi bir hedefin arkasına saklanarak “kahraman“ olacağını sanıyordu. Fakat beklediği olmadı. Beklemediği sonuçlarla karşılaştı. ABD, üzerini çizdi. Muhataplıktan çıkardı ve O da, başkanlıktan istifa etmek zorunda kaldı. Bununla kalınmadı. Ülkenin yarısını Irak’a suç ortakları YNK ile birlikte teslim etmesine neden oldu.

ABD’nin 1.Körfez Savaşı ile Irak’a yeni bir düzen getirmeye çalıştı. Bunu Kürdler eliyle yapmak istedi. Fakat Kürd önderliği üstüne düşeni yapmadı. Devleti devlet yapan tek bir adım atmadı. Bir anayasa bile oluşturmadı. Milli siyaset ve milli birlikten uzak halkı ve ülkeyi bölerek düşmanlık yarattı. Orta Doğu’ya özgü aile hanedanlıkları inşa edildi. Aile orduları, istihbaratları kurdu. Milli ordu, milli istihbarat dahil hiçbir kurumlaşmaya gitmedi. Bunun yanında Irak-PDK ve YNK anlaşarak kim daha fazla soygun yapabilir konusunda yarıştılar. Bunu yaparken sömürgecilerimizle iş tuttular. Kürd millet servetini onlarla paylaştıkları gibi onlar adına Kürdistan halkını denetime aldılar. İçte koyu bir baskı yöntemini uyguladılar. İtiraz eden olduğunda ya öldürdüler, ya zindana attıldılar. Çoğuda yurtdışına kaçmak zorunda kaldılar. Yanı sıra kendileri milyarder olurken halk açlıkla boğuşur hale getirildi. 

İçte bu uygulamalar sürerken Batı sistemi ilede ters düştüler. Yanlış itifak anlayışına girdiler. Kendilerine iktidar yolunu açan ABD’den uzaklaştılar. ABD ile problemli olan İran, Türkiye ve Rusya’ya yanaştılar. Bugünde o safta yerini almış bulunmaktadırlar. Bununla ABD’nin Kürdlere ilişkin planını bozdular. Bunu derinleştirmek için Irak, İran ve Türkiye harekete geçti. Bu üçlü Türkiye vasıtasıyla Hewler Hükümeti’ni “Bağımsızlık Referandum”a yöneltti. Bu durum Hewler İktidarı’nında işine geliyordu. İçteki baskı ve ekonomik soygunu unutturmak için milliyetçilik ve bağımsızlık ipine sarıldılar. Fakat bu konu da samimi değildiler. Süreci idare etme politikasıydı. Halkın aklıyla oynadılar.

İkincisi, ABD; Kürdleri çok ileri mevzilere taşımıştı. Süreç içinde bağımsızlığa ulaşılacaktı. Bunun sakatlanması gerekiyordu. Erken doğum yapmak gerekiyordu. Bunun içinde Hewler İktidarı’nın kullanılması ve ona hata yaptırılması gerekiyordu. Bu da, “Bağımsızlık Referandumu” ile kendilerine yaptırıldı. ABD, bu konu da Hewler İktidarı’nı çok uyardı. Bunun zamanı değildir. Irak genel seçimlerini bekleyin dedi. Yaparsanız bunun bedeli ağır ödersiniz dedi. Bu konu da çok çabaladı ama Hewler İktidarı’nı ikna edemedi. Sonuç ortadadır.

Milli siyasetin, milli birliğin, şeffaf ekonominin, milli ordu ve istihbaratın olmadığı, karadan dört sömürgeci devlet tarafından kuşatıldığı, hava sahasına sahip olmadığı, bunun ötesi uluslararası güvencenin alınmadığı bir zeminde nasıl bağımsızlık ilan edilecekti? Hewler İktidarı bunu bilmiyor muydu? Bilmiyorlarsa aptaldırlar. Fakat aptal olmadıklarını biliyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa Hewler İktidar sahiplerinin Kürd ve Kürdistan kaygılarının olmayışıdır. Onlar için aile çıkarları her şeyin üzerinde olduğudur. Bunu korumak içinde Türkiye ve İran ile anlaştıklarıdır. Bunun karşılığa şudur. Onların istemediği hiçbir adımı atmayacaklarıdır. Ki halkımızın ezici çoğunluğu referandumda bağımsızlık için evet demelerine karşın oralı bile olmamaları düşmana verilen bu güvencenin sonucudur. Sanki referandum yapılmamış gibi davranmalarıdır. Bağımsızlık ilan edeceğiz diyenler bu kez Ankara, Tahran ve özelikle Bağdat yolunu tuttular. Olacağı buydu. Evet böyle olacağını biz demiştik. 

Ankara, Tahran, Bağdat korkusundan bağımsızlık ilan edilmeyince ve de 22 Temmuz 2016 tarihinde yapılan anlaşmanın gereğini yerine getirilmeyince bunun üzerine bilinen operasyon yapıldı. Kerkük dahil tüm “tartışmalı bölgeler,” petrol kuyuları ve gümrük kapıların bir kısmı işgal edildi. Hemde tek bir kurşun harcanmadan. Hem Irak-PDK, hem YNK bölgeleri terk etti. Zaten 22 Temmuz 2016 anlaşması ile birlikte Dukan toplantısında bu iki parti bu konu da anlaştılar. 

Dukan toplantısı 15 Ekim 2017 tarihinde yapıldı. Toplantıya Irak-PDK, Mesud Barzani başkanlığında Neçirvan Barzani ve çok sayıda üst düzey yetkili, YNK’den Merkez Yönetim Üyeleri, Hero İbrahim Ahmed, Melle Bextiyar, Pawel Talabani ve bir çok üst düzey yetkili ile katıldı. Toplantıda ortak karar olarak Kerkük petrollerinin Irak’a teslim edilmesini ve Irak ordusunun “Tartışmalı Bölgeler“e gelmesi kararını alındı. Zaten bir gün sonrada Kerkük dahil tüm “Tartışmalı Bölgeler“ işgal edildi.

Mesele budur. Belgelidir. Kendi itiraflarıdır. Irak-PDK Sekreteri Fazıl Mirani’nin videolu mesajı ortadadır. Dediği şudur: “Geri çekilme peşmerge komutanları ile Irak Savunma Bakanı arasındaki anlaşmanın sonucudur,” dedi. Burada soru şudur. Hewler İktidar sahiplerinin onayı olmadan peşmerge komutanları kendi başına Irak Savunma Bakanı ile böylesine ihanet yüklü bir anlaşma yapabilir mi? Hangi aklıevvel bunun tersini iddia edebilir. 

Burada bir ihanet varsa ki vardır bu ihaneti her iki parti birlikte yapmıştır. Yani Hewler İktidarı (Irak-PDK-YNK) bu ihaneti birlikte yapmışlardır. Bunun gizli saklısıda yoktur. Bireyleri günah keçisi yapmak gerçeği değiştirmiyor. Yok Pavel şunu dedi, yok kuzulkurt bunu dedi ile bu ihanet geçiştirilemez. Pavel kim? Gücü ne? Devlet Başkanı değil, Başbakan değil, Peşmerge Bakanı değil, ordu komutanı değil, sadece Celal Talabani’nin oğludur. Sadece bundan dolayı ülkeyi satabiliyorsa diğerleri ne iş yapıyor diye insana sormazlar mı? Sahi diğerleri bostan kurkuluğu muydu? 

Konuyu biraz açalım. Irak-PDK’ye bağlı 80 birlikleri 58 bin kişi, ve YNK’ye bağlı 70 birlikleri 56 bin kişiden oluşuyordu. Direk Mesud Barzani’ye bağlıydılar ve onun dediklerini o güne kadar yerine getirmiş güçlerdi. Aynı zamanda en modern silahlarla donatılan güçlerdi. YNK’ye bağlı 70 kuvvetlerin başındaki Şeyh Cafer bulunmaktaydı, YNK’den öte Mesud Barzani’ye yakın biri olduğu bilinmektedir. Bugünde o konumdadır. Bu güç üstünde Pavel Talabani’nin bir etkisi yoktu. Yanı sıra Irak-PDK’ye bağlı Zerevani güçleri 50 bin kişi, PDK ve YNK’ye bağlı asayiş güçleri 50 bin kişi, yine Irak-PDK’ye bağlı Barzani kuvvetleri, YNK’nin anti-terör birlikleri ve birde sayıları meçhul özel birlikler mevcuttur. Bu birlikler muama bir güçtür. Sayıları beli olmadığı gibi ne ile görevlidir kamuoyu bilmemektedir. 

Burada soru şudur: Hani ihanet Pavel Talabani’ye fatura ediliyor ya. Pavel Talabani’nin bu güçler üstündeki etkisi nedir? Bir etkisinin olduğu yoktur. Peki tüm bu güçleri kim geri çekti? Pavel Talabani’nin tüm bu güçleri çekme gücü var mıydı? Olmadığı her sağduyulu insan bilir. Düşmanı yıpratmak için birçok iddia ileri sürülebilir ama bu kadarda olmaz. İddia sahipleri kendi söylediklerine inanmıyor ama onların kapısında para ve ihale alan ve kovalayanlar denileni doğru olduğuna kendilerini inandırmışlar. Bu, onların sorunu ama herkesi kendileri gibi aptal sanıyorlar. Aptalığın bu kadarıda fazla. 

Her ne kadar işgal sonrası her iki parti birbirini ihanet etmekle suçladıysada işin gerçeği şudur. Ortada bir ihanet vardır ve bu birlikte yapılmıştır. Şimdi burada şu veya bu birey veya parti ihanet etti demekten öte işin gerçeği ortaklaşa yapılan bir ihanetin ortada var olduğudur. Bunu kamulfe etmenin aracı olarak Kerkük örneği verilir, Irak-PDK yanlısı rantçı çevrelerce. Peki diğer alanlar niye terk edildi? Ki bu alanlarda Irak-PDK hakimdi. Peki niye direnilmedi? Bu konu da para alan ve ihale kapan kuzeylilerin ağzında tek bir kelime çıkmaz. 

Irak merkezi Hükümeti’n son işgal hareketi konusunda YNK İstihbarat Başkanı Şeyh Lahor Cengi, Kürdistan Parlamentosu’na yazdığı bir mektubu vardır. Mektupta dediği şudur. Son Irak işgalinde kim suçlu ise araştırılsın, cezalandırılsın. Fakat parlamento bunu gündeme bile almadı ve hasıraltı edildi. Madem Pavel tek başına veya rantçı kesimin değişiyle “YNK içindeki bir güruh” ihanet etti ise niye parlamento soruşturmuyor? 

Soruşturamazlar! Neden mi? Çünkü ihaneti yapanlar Hewler İktidarı’nın kendisiydi. Yani Irak-PDK ve YNK idi. Burada dikkatinizi çekeriz. Birbirini ihanetle suçlayan bu her iki parti sanki hiçbir şey olmamış gibi hükümet ortaklıklarını bugüne kadar sürdürdüler. Bu, kuşkusuz onların millet, ülke kaygısından ileri gelmiyor. Ortaklaşa oluşturdukları soygun sisteminin devamı gereğidir. 

Tüm bu gerçeklere karşın Kürdistan’ın Kuzeyi’nde aydın ve siyasetçi geçinenlerin ağız birliğince; “YNK içindeki bir güruhun ihanetiyle başta Kerkük olmak üzere Güney Kürdistan’ın kurtarılmış topraklarının %50’si tek mermi atılmadan onursuzca terk edildi,“ demelerinin nedeni bu birey ve çevrelerin Irak-PDK’den para ve ihale almalarından kaynaklanıyor. İşin tuhafı bu düşkünlerin milliyetçiliği, yurtseverliği, demokratlığı, sosyalistliği kimseye vermesidir. İşte bu kadarda pişkinler, bu düşkünler. Şu unutulmamalıdır. Bu birey ve çevreler rantçı çevrelerdir. Millet ve ülke kaygıları olmayan çeteci çevredir. Yeter ki paraya ulaşsınlar. Satmayacakları bir degerleri yoktur. Hani bir söz vardır. “Kimde ne yoksa ona sarılır.“ Bunlarda da Kürd milliyetçiliği ve Kürdistan yurtseverliği olmadığı için oncu geçinirler. Bu, sahteciliktir!

Meseleyi uzatmadan 2016 tarihinde Mesud Barzani’nin talimatı ile Peşmerge Bakanlığı ve Irak Merkezi Hükümeti tarafından Koalisyon Güçlerin gözetiminde yapılan anlaşma 8 maddeliktir ve her madde çok bentlerden oluşmaktadır. Geniş kapsamlıdır. Anlaşma tarihi 22 Temmuz 2016’dır. Anlaşmanın tamamı Irak Savunma Bakanlığı sayfasında mevcuttur. Temennimiz odur ki birileri bu anlaşmayı bir bütün olarak çevirip kamuoyuna sunmasıdır. Söz konusu 8 madde aşağıdadır. 

27 Ağustos 2018

22 Temmuz 2016 Tarihli Anlaşmanın 8 Maddesi:

ئەو ڕێكەوتنەی خوارەوە كوردستانی وا دۆڕاند پێش دوو سال لە رۆژیكی وەكئەوڕۆ(22/تموز/2016)ڕێكەوتنێكی زۆر خراپ كرا لە نێوان سوپای عیراق وسەرۆكایەتی هەریم (وەزارەتی پیشمەرگە) بە ئامادەبوونی نوینەریهاوپەیمانان ، پیكهاتوە لە 8 مادە ، 7 مادە كەوتۆتە ئەستۆی كورد لە شەڕكردن لەگەل داعش بەئەمری عەبادی ، ئینجا كشانەوە لەخاكیكوردستانتەنها یەك مادە بۆ كورد بوە ئەویش داوای 415 ملیۆن دۆلاریانكردوە ..داوای مادەی 140 داوای شراكە زۆر داوای تری گرنگ هەبوو نەیانكردوە..لەهەموی گرنگ تر دەبوایە لەوێ داوای (بە رەسمی ناساندنی مافیچارەنوسیان بكردایەئینجا ریفراندۆم وای بەسەر نەدەهات)دوای نزیكەی2000 پ م شەهیدو بریندار و دۆڕاندنی نیوەی كوردستان وئەو هەموتەنازولە ..هیشتا هەمو پارەكەشیان نەدراوەتێئەو كاتی زۆر مان پیووتنهەلەیەو ئەوە مورتەزەقەییە نەیكەن بە گوێیان نەكردین بەلكو وەزیر سكالایلەسەرە من كرد . مسعودعبدالخالق ئەوەی خوارەوە دەقی ریكەوتنەكەیە: اتفاقیە: رئاسة الوزراء فيما يخص مذكرة التفاهم بين وزارة الدفاع الأمريكيةووزارة البيشمركة في إقليم كردستان لشروط المساعدة في رواتب البيشمركةبمبلغ ٤١٥ مليون دولار. • إن ما تم توقيعه بين وزارة الدفاع الأمريكية ووزارةالبيشمركة في إقليم كردستان ليست اتفاقية بل هي مذكرة تفاهم لشروطتقديم مساعدة أمريكية لرواتب البيشمركة. • لا تتضمن المذكرة إي وجودلقواعد عسكرية للجانب الأمريكي أو التحالف الدولي إطلاقاً أو إي أمرسيادي آخر الذي هو حصراً من صلاحية حكومة جمهورية العراق الاتحادية. • تم اخذ موافقة الحكومة العراقية على تقديم المساعدة المالية لدفع رواتبالبيشمركة، أما شروط المنحة فقد تم فرضها على الإقليم من قبل الجهةالمانحة. تتضمن المذكرة ما يأتي: المادة(1) :زيادة عدد إفراد البيشمركةالمتواجدين في الخطوط الدفاعية الأمامية لمنع إي تسلل من قبل عصاباتداعش الإرهابية. • توفير قوات متحركة للمساعدة في عمليات تحرير نينوىإن اقتضت الحاجة ذلك المادة(2): إسناد التحالف الدولي في تدريب وتسليحعناصر الحشد داخل أراضي كردستان المدققين حسب سياقات الحكومةالعراقية المادة (3) : التعاون الكامل والتنسيق مع الحكومة العراقية فيعمليات تحرير نينوى . المادة(4) : الاستمرار في اسناد وتمكين القواتالامنية العراقية من استخدام اراضي كردستان في عمليات نينوى المادة(5): إسناد وتمكين زيادة مؤقتة لقوات التحالف الدولي في كردستان العراقلعمليات تحرير نينوى وبضمنها استخدام اراضي في كردستان العراقبصورة مؤقتة (بعد استحصال موافقة الحكومة العراقي . المادة(6): منتاريخ تفعيل هذه المذكرة يتم انسحاب قوات البيشمركة وقوات الاقليم الاخرىمن المناطق المحررة في عمليات نينوى حسب جدول زمني تقره الحكومةالعراقية المادة (7): ستدفع ولايات التحدة الامريكية مبلغ قوامه 415مليوندولار مقابل الجهود المبذولة وستنتهى الاتفاقية(المذكرة التفاهم) . المادة(8): القيام باصلاحات اساسية وواضحة في وزارة البيشمركة مما يؤدي الىالشفافية المالية من قبل الاقليم في تدقيق الاعداد ودفع الرواتب . مديريةأعلام وزارة الدفاعجمهورية العراق 22 تموز 2016