Teslim TÖRE YAZDI: EMEVİ CAMİSİ’NDE NAMAZDAN İDLİP’İN GELECEĞİNE, UTANÇ VERİCİ İFLASIN ANATOMİSİ!


2E84DE18-1894-491A-936F-9C5F7C4D772A

Teslim TÖRE

Devri Erdoğan’ın geriye bırakmış olduğu en çirkin, ahlak ve insanlık dışı politikaların miraslarından birisi de Suriye dış politikası olmuştur. Erdoğan sadece kendi vatandaşı olan Kürtlere karşı barış ve çözüm oyunu oynamadı. Aynı oyunun başka bir yüzünü de Suriye yönetimine karşı oynadı. Suriye’ye karşı oynamış olduğu oyun bütün sonuçları ile birlikte ortaya çıkmamış olsaydı, Kürt sorununa yönelik oyunu bir çok Kürt tarafından yutulacak konuma gelmişti. Leyla Zana gibileri: Kürt sorununu çözecek yegane liderin Erdoğan olduğunu dillendirmişlerdi bile. Erdoğan’ın Kürtlerle ilgili masa açması, aynı masa üzerindeki iki bakanı konuşlandırması, Kürt temsilcileri ile birlikte iki bakanın açıklama yapması Kürt halkının önemli bir kesimine barış ve demokrasi ümidi vermişti, soruna neredeyse çözüldü çözülecek gözüyle bakılmaya başlanmıştı. Tam bu arada Erdoğan iki bakanının da oturmuş olduğu masaya bir tekme vurarak ‘’ne masası, ne çözümü yav’’ diyerek ‘’milli birlik ve beraberlik, demokratik çözüm vb. kavramlarla ifade etmiş olduğu çözüm sürecini tümüyle ortadan kaldırdı.

Aynı oyunu Suriye’ye de oynadı.Beşar Esat’ı acemi olarak görüp, önce “sıfır sorun” politikası ile dostluk ilişkisine girdi, birlikte ailece tatil yaptılar, gümrük sınırlarını kaldırdılar, ortak hükümet kurdular, dost düşman herkese samimi görüntüler verdiler. Kısa bir süre sonra can ciğer kuzu sarması olduğu Esat’a soyadını da değiştirerek ’’Eset git’’ demeye başladı. Neye uğradığını bilemeyen Esat kendine yeni dostlar aradı. Bununla da yetinmeyen Erdoğan Emevi Camisi’nde gidip namaz kılacağını söyleyerek dost değil işgalci bir güç olduğunu herkese göstermiş oldu. IŞİD dahil Suriye yönetimini yıkmayı amaçlayan bütün şeriatçı güçlere destek verdi, olanak sağladı. Bir Rus yetkilinin açıkladığı gibi Suriye topraklarının sadece % 8’i Suriye Ordusu’nun denetiminde kalmıştı. Geriye kalan Suriye topraklarının büyük bir çoğunluğu Erdoğan’ın besleyip desteklediği şeriatçı güçlerin eline geçmişti. Bu bağlamda Erdoğan aşağı yukarı her gün çıkıp Beşar Esat’a “Eset git” talimatları veriyordu. Erdoğan ’’Eset git’’ söylemiyle avunurken Erdoğan medyası da Esat’a sığınacağı ülke arıyordu.

Beşar Esat bu arada Rusya ile temasa geçti. Erdoğan şaşkınlıkla ”Rusya’nın Suriye’de ne işi var” derken Rusya Hazar Denizi’nden ve Akdeniz’den attığı roketlerle Suriye’deki bütün dengeleri değiştirmeye başladı. Sonraki süreçte şeriatçı örgütlere ağır darbeler vurdu. Yine bir Rus uzmanın söylediğine göre Suriye topraklarının % 96’sı yeniden Suriye yönetiminin denetimine geçti. Söz konusu uzman Kuzey Suriye topraklarnı bu rakama dahil ediyor mu, bilmiyoruz. Şayet Kuzey Suriye toprakları da Rus uzmanın dediğine dahilse sadece İdlip’in Suriye’nin topraklarının dışında kaldığına kuşku yoktur. Çünkü Kuzey Suriye hiçbir zaman Suriye’den kopmadı, kendisini Suriye dışında bir güç olarak görmedi. Buna karşın İdlip ve İdlip‘te yaşamakta olan şeriatçı güçler Suriye dışında güçler konumundalar. O nedenle Suriye’nin söz konusu güçlere operasyon yapma zorunluğu doğmuştur. Tabi şeriatçı güçlerle birlikte Erdoğan ordusu da söz konusu operasyonun muhataplarından birisi olacaktır.

Suriye‘de savaş sona doğru yaklaşırken belki de İdlip’e yönelik operasyon Suriye’nin en son operasyonu olur.Olur çünkü Suriye’nin şu durumda başka seçeneği yoktur: Topraklarını düşmanlarından arındırmaktan başka. Türk Ordusu da şeriatçı güçlerle birlikte konuşlanmış durumda, gözlem kuleleri oluşturmuş hatta postane vb gibi kurumlar bile yerleştirmiş. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti Devleti ya şeriatçı güçlerle birlikte Suriye yönetimiyle savaşacak ya da şimdiye kadar desteklemiş olduğu şeriatçı güçleri Suriye yönetimine terk edecek. Bu seçeneklerden hangisini benimseyecek olursa olsun, Türk Dışişleri Bakanı’nın deyimiyle ’’bir hezimet, bir felaket‘’ olacaktır. Olacaktır çünkü İdlip’e yapılacak operasyon konusunda Rusya’nın Suriye yönetiminin dışında herhangi bir yöntem belirlemesi söz konusu değildir. Eşyanın doğası gereği olamaz da zaten. Çünkü Türkiye Suriye‘de bir işgal gücü durumundadır, Suriye ise konum itibariyle ülkesini işgalden ve işgalci güçlerden kurtarma peşindedir .

Suriye yönetiminin bu tavrının kesin olduğuna kuşku yoktur. Burada tek düşünmesi gereken güç Erdoğan Türkiye’sidir. Rusya mevcut konumuyla hem Türkiye’yi, hem Suriye’yi idare etme pozisyonunda ama bunu ne kadar başarır şimdilik belli değil. ABD, Türkiye ile Suriyeli Kürtleri yan yana getirme konusunda başarılı olamadı. Rusya açık işgalci güç konumunda olan Erdoğan Türkiye’siyle Emevi Camisi’nin namazcısı ve Suriye topraklarının önemli bir kısmının işgalcisi olan Erdoğan’ı nasıl bir sihirli diplomasiyle yan yana getirebilir belli değil. Esat her şeyi unutup Erdoğan’la yeniden kardeş olmayı kabul eder mi, bilemiyoruz. Kuyruk acısı hikayesinde olduğu gibi, kuyruğu insan tarafından kopartılan yılanın ’’bende kuyruk acısı, sende evlat acısı varken biz dost olamayız dediği gibi ülkesi Erdoğan tarafından işgal edilmiş olan Esat yeni bir dostluğa yanaşamaz, yanaşmaya kalksa bile Suriye halkı buna olanak tanımaz.

Belirtmek gerekir ki sadece Suriye yönetiminin Erdoğan Türkiye’siyle sorunu yoktur. Başta Rojava Kürtleri olmak üzere demokratik Suriye güçlerinin de Erdoğan’la görülecek hesapları var.Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı Türkiyeli Kürtlerle sınırlı kalmadı, Rojava Kürtlerini de kapsadı. Rojava Kürtleri Erdoğan’ın yaptığı gibi kuru bir düşmanlık yapmıyorlar, yapmayacaklar zaten . Ama Suriye’de gerçekleştirecekleri çözüm Kuzey Kürdistan’ı doğrudan etkileyecektir. Kuşkusuz Suriye Kürt sorunu, Türkiye Kürt sorununu da çözecek demek istemiyorum, her toplum ancak kendi iç dinamizmiyle sorunlarını çözebilir. Ama Rojavalı Kürtlerin elde edecekleri bir statü kendini Türkiye’de çok daha etkili bir şekilde hissettirecektir. İdlip Türkiye için nasıl ki kapıda bekleyen bir felaketse, Kürtler’in Suriye yönetiminde elde edecekleri özerklik, federasyon gibi bir statü de Türkiye’yi bekleyen korkulu rüya olacaktır.

Erdoğan Türkiye’si pervasızca savunduğu Kürt düşmanlığının bedelini ağır ödeyecektir. Ödeyecektir çünkü Kürtler bir ulus ama farklı yönetimler altında mücadele etmektedirler. Bu bağlamda Celal Başlangıç ve Ragıp Duran’ın Rojava‘da yaptıkları mülakatlarla kuzey Suriye’de bir toplumsal sistemin oluşturulduğu konusunu belirledikleri bir süreç yaşanıyor. Kürd’ün, Arab’ın, Türkmen’in birlikte oluşturmuş oldukları bir toplumsal sistem Suriye’nin kuzeyinde belirli sorunlar yaşasa bile kalıcı bir toplumsal sisteme dönüşmek üzere. Rojava devrimi Apo’nun kuramını eksiksiz bir şekilde hayata geçirmiş gibi gözüküyor. Erdoğan Türkiye’si Apo’yu ağır bir tecrit altında tutarken Apo’nun kuramının vücut bulmaya başladığı Kuzey Suriye’den Erdoğan Türkiye’sine de taşma istidadı göstereceğine kuşku yoktur.

Yazdıklarımı toparlayarak belirtecek olursam, Suriye’de Türkiye’yi bekleyen iki tane çok önemli sorun var. Birisi; İdlib’in kazanacağı son durum, diğeri ise Erdoğan’ın büyük bir çabayla yaratmış olduğu Kürt düşmanlığı sorunu olacaktır. Emevi Camisi’nde namazla başlayıp İdlip’te son bulacak olan Erdoğan’ın Suriye politikası zelber olarak da Kürt sorununu omuzlarında taşıyacaktır.

Teslim TÖRE
25 Ağustos 2018