KİM NE UMDU NE BULDU? 

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan


59D706D4-8F84-4196-808E-EC6130DA92BF

Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

1970’ten beri Suriye’yi Hafız Esad ailesi yönetiyor. O günden bugüne azınlık Nuseyliler Suriye’de iktidardırlar. Hak ve hukukun olmadığı, mafya yönteminin egemen olduğu bir yönetim olarak bugüne kadar sürüp geldi. 2011 yılında iktidara karşı isyan bayrağı çekildi. Oğul Esad’ın iktidarı salandı. Şam’a tıkanıp kaldı. Düştü düşecek, kaçtı kaçacak derken Rusya imdadına kavuştu. Zaten İran ve Hizbullah yanı başındaydı. Her türlü destek kendisine sunuyordu. Beşar Esad, ne kaçtı, ne düştü ve yeniden toparlanarak islamist cihatçıların işgal ettiği toprakların büyük bölümünü Rusya, İran ve Hizbullah sayesinde kurtardı. Şimdi islamist cihatçıların sığındığı son durak İdlip kurtarılmaya çalışılmaktadır.

Suriye muhalefeti ayaklandığında çok devlet ve gücün farklı hesapları vardı. Bu devlet ve güçler zaman zaman aynı safa düştüler, zaman zaman birbirleriyle savaştılar. Bu karmaşa henüz bitmiş değil ama süreci takip edenler şunu görmekte zorlanmaz. Bu savaşta ABD ve müttefiği Kürdler ile Rusya bu süreçte kazançlı çıkan güçler oldu. Gerçi ABD’nin hesap ettiği gelişme tam olarak gerçekleşmedi ama GOP uygulamadadır. Rusya’ya gelince teslim olacağı düşünülürken sahaya inerek “bende varım,“ dedi, eskide kalma çıkarlarını koruduğu gibi Şam yönetiminden daha güçlü olarak Suriye’de hakimiyetini kurdu. Bu arada Beşar Esad, iktidarını korudu ama Suriye, devlet olarak kaybetti. Onunla birlikte müttefiği İran ve Hizbullah’ta kaybeden taraf olmaya aday güçlerdir. Bu arada İŞID ve farklı islamist çıhatçılar, onları destekleyen Türkiye’de kazandım derken kaybedenler olacaktır. Türkiye, İran ve Hizbullah’ı Suriye’den çıkarılması planı devrede. Bu, bir projedir. Olur veya olmaz, bu da zaman meselesidir. Duruma bakılırsa bundan sonra bu güçler, giderek zamanla dahada kaybedeceklerdir. İŞID ve radikal islamist cihatçılar tasfiye edilmeye çalışılacak, İdlip Şam yönetimine, Kürdler, Şam yönetimi ile anlaşırlarsa Efrin Kürdlere teslim edilecektir. Bu da, bir projedir. Olur veya olmaz bu da zaman işidir. Bugün gelişmelerin seyri bu yönde seyretmektedir.

Burada bir engel var. Türkiye engeli. Rusya-Türkiye ilişkisi. Rusya, Türkiye’yi ABD’ye karşı kullanmak için onu kaybetmemeye çalışacaktır. Fakat her halükarda cihatçı güçlerin İdlp’te çıkarılmasınada çalışacaktır. Türkiye bunun savaşsız çözümünü Rusya’dan istemektedir. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, cihatçıların imhasını istememektedir. Onlar İdlip’te kalmasa bile kendilerine ihtiyaç duymaktadır. Hem Kürdlere karşı ve hemde içte kendine yönelecek muhalif bir güce karşı kullanmak istemektedir. Bu nedenle Rusya ve Recep Tayyip Erdoğan arasında cihatçı sorunu nasıl çözülecek meselesi masadadır. Burada Efrin meseleside bir sorun teşkil etmektedir. PYD, Şam yönetimi ile Efrin konusunda anlaşsa bile Rusya’nın tutumu burada belirleyici olacaktır. Rusya, Türkiye ile sorun yaşamak istememektedir. Bu nedenle bu aşamada Efrin’in Kürdlere verilmesi biraz zor görülüyor. Yanı sıra bu aşamada görünür de ABD’nin Efrin’e müdahale konusunda da bir planı yoktur. Fakat her halükarda Efrin sorununun çözülmesi bir zorunluluktur. Efrin Kürdistan’ın bir parçasıdır ve Kürd/Kürdistan sorununun çözülmesiyle bu sorunda çözülecektir. Evet, bu da, zaman meselesidir.

Bu parantezden sonra tekrar Sunni Arap meselesine gelebiliriz. Suriye muhalefeti ayaklandığında herkesin üstünde hesap yaptığı aslında Sunni Araplardı. Fakat bunlar, siyasal bir aktör olarak birlikte varlık gösteremedi. Siyasallaşamadı, merkezileşemedi, darmadağınık bir kitle olarak ortada kaldı. Sunni Arapların savaşçı kesimi İŞID ve radikal islamist cihatçı olurken, önemli bir kesim siyasi kimliksiz olarak orta yerde kala kaldı. Oysa Şam yönetimi ile en çok sorunlu olan Sunni Arap kesimdi. Mevcut yapılarıyla bugün bile nerede konaklayacaklarıda henüz belli değildir. Bu arada daha evvel Şam yönetiminden çektikleri kadar İŞID ve diğer radikal islamist cihatçılardan çok çeken bu kimliksiz Sunni Arapların bir kısmı Kürdlere sığında, bir kısmıda tekrardan Şam yönetimine teslim oldu. Durum bu olunca Suriye’de sorun bitmiş olmuyor. Zaten ayaklanmanın amacı neydi? Şam yönetimini tasfiye etmek değil miydi? Şam yönetimi ayakta kalmayı başarınca Sunni Arap sorunuda orta yerde kalmış bulunuyor ama her halükarda bu sorunun çözümü gerekiyor.

Zaten ABD, Suriye’ye müdahale ederken Suriye sorununun çözümü için yaklaşık olarak biçilen süre 25 yıldı. Böyle öngörülmüştü. 8 sene oldu. Suriye’de taşlar yerli yerine oturması için daha epey zaman vardır. Bu arada şu an Suriye’de bulunan farklı güçlerin -son günlerde Şam yönetimi ve PYD arasındaki görüşme gibi- zaman zaman “sorunun çözümü“ için yan yana gelip konuşması sorunun esasta çözümünden öte sorunun nasıl ve hangi temelde çözülmesinin yol haritasını ancak ortaya çıkarabilir. Bunun çerçevesinide sonuçta bölgede bulunan süper güçler, yani ABD ve Rusya belirleyecektir.

Bu konuda bazı duyumlar vardır. Nedir bunlar? Suriye meselesinde bu iki gücün anlaştıklarıdır. Ne konuda anlaştılar, kim kime nerede, ne taviz verdi bilmiyoruz. Ki bilmemizde mümkün olmayabilir. Bu tür anlaşmalar çoğu zaman devlet sırı olarak çekmecelerde saklı kalır. Bu iki gücün anlaştıklar olabilirlilik dahilindedir ve aynı zamanda anında çökmeside mümkündür. Çünkü çıkarları esasta hala çatışır haldedir. Daha geniş bir çatışmaya dönüşür mü, yoksa karşılıklı çıkarlar temelinde masada çözülür mü bunu ancak günlük gelişmelere bakıp öğreneceğiz.

Fakat bildiğimiz bir şey vardır. ABD’nin uygulamada olduğu GOP’a göre Suriye’nin en aşağı üçe bölüneceğidir. Ve hatta kimilerine göre Sunni Arapların çok parçalı bir duruma dönüşeceğidir. Fakat her halükarda tüm bu aktörlerin ilk etapta federasyon ve sonra her federasyonun bağımsız olarak kendi yoluna devam edeceğidir. Bu da, bir projedir. Gerçekleşir, gerçekleşmez ayrı bir konu ama bu konu da yoğun bir çaba vardır.

Artık ortada eski Suriye yoktur. Beşar Esad kalır veya kalmaz ama Suriye yeni baştan dizayen edilecektir. Uzmanların bu konudaki görüşü budur. Bu nedenle Astana, Suçi, Cenevre’de aktörlerin ve Şam’da yönetim ile PYD’nin yan yana gelip görüşmesi ile şimdiden “sorun çözülüyor,“ kehanetin de bulunmamak gerekir. Çünkü ortada henüz çözülmeyen Sunni Arap sorunu vardır. Bu sorun çözülmeden Suriye’de bir çözümden bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Bu arada Kürdler ileri mevzilere ulaştılar. Daha da kazanacakları var. İşgal altındaki topraklarını kurtarma ve süreç içinde Akdenize ulaşma ve dış dünyaya açılma görevleri önlerinde durmaktadır. Bu plan, ABD ile birlikte ancak hayat bulabilir. ABD’nin Kürdlere desteği sürmektedir. Bu da, sömürgecilerimizi çok rahatsız etmektedir. Zaten sömürgecilerimizin ABD karşıtı politikasıda buradan kaynaklanmaktadır. Bu arada sömürgecilerimizin Kürdleri “emperyalizmin işbirlikçisi“ ilan etmesi onların anti-emperyalist olmasından kaynaklanmıyor. Kürdlerin ABD ile işbirliği sonucu bir statüye kavuşacakları korkusundan ileri gelmektedir. Kürdler bunu görmeli ve düşmanın maniplasyonlarına gelmemelidir. Kürdler iyi yoldadır. Çünkü kazanacak taraftadırlar. Defalarca dile getirdiğimiz gibi 21.Yüzyıl Kürd yüzyılı olacaktır. Kürdler, buna inanmalı. Tüm engellemelere rağmen kazanan olacağız.

Burada da, bir engel vardır. Nedir bu? Kürd siyasetin bağımsızlık hedefini programlamaması, bunun için mücadele etmemesidir. Egemen devlet sınırları içinde sorunun çözümüne çalışıyor olmasıdır. Bu mümkün değildir. Boşuna bir çabadır. ABD’nin bu konu da uyarıları var ama Kürd siyaseti yanlışta diretmeye devam etmektedir.

Bu arada kimi güçler, ABD kaybetti, kaybedecek, Kürdler ortada kalacak mealinde bir cadı kazanı ısıtılıp durulmaktadır. Düşman bunu bilerek yapmaktadır. Fakat işin tuhaf tarafı geniş bir Kürd aydın ve siyasi çevre de buna inanmaktadır. Bu algılama nereden kaynaklanmaktadır? Düşman bir tarafa Kürd kesimin GOP ile yapılmak istenileni kavramadıklarından ileri gelmektedir. Bu durum kavranılmadan Orta Doğu’da olup bitenler kavranılamaz.